Kalahari

Kalahari
Kalahari Augrabies Extreme Maraton-2014

5 Temmuz 2016 Salı

Ultimate Trail -110 Km

Bu yarışa Kalahari’de tanıştığım Dion ve Lucja Leonard sayesinde katıldım diyebilirim. Onların sayesinde yarış direktörü Graham’dan yarışa davet aldım. Leonard çifti beni 6 gün boyunca evlerinde ağırladılar. Yarışların en güzel yanı yeni dostlukların başlaması yoksa nasıl tanışacaktık bu koca dünyada Leonard çiftiyle. Dion bana internetten yarış hakkında bahsedip “Bu yarışa gelmek ister misin?” diye sorduğunda yarışın tarihine baktım. Bayram tatiline geldiği için düşünmeden “evet” dedim. Lucja, Graham ile gerekli yazışmaları yaptıktan sonra yarışa davet edildim. İngiltere vizesini de aldıktan sonra yarışa gitmem için bir engel kalmamıştı. Uçuştan bir gün önce Atatürk havaalanındaki saldırı sonrası uçuşlar iptal olur diye düşündüm. Ama yaklaşık 10 saat sonra havaalanında her şey normale döndü. Sadece güvenlik seviyesi biraz artırılmıştı. Uçağa planlanan saatte bindim. Yaklaşık 30 dakikalık gecikmeyle uçak kalktı. Böylece yeni bir macera daha başlamış oldu.

Yarıştan önce Lucja ile yazışmalarımızda Lucja hava yağmurlu olacak diye beni uyardı. Türkiye’de sıcaklık 35 derece olunca bende yağmurun sadece yaz yağmuru gibi olacağını düşündüğümden fazla dikkate almadım; ta ki havaalanına ininceye kadar. Edinburg’a iner inmez deli gibi yağmur yağıyordu. Yağmurda koşmayı çokta seven biri değilim. İnşallah yarış günü böyle yağmaz diye dua ettim. Dion ile havaalanında buluştuktan sonra eve gittik. Yarış sabahı Lucja ile yarış bölgesine gittik. Yolda İngiltere sınırı tabelasını görene kadar ben yarışın İngiltere’de olacağını bilmiyordum. Yarışın olacağı Ambleside bölgesine öğlene doğru vardık. Tren istasyonundan Marina ve Rhianna’yı aldıktan sonra kalacağımız eve yerleştik. Marina’yı da Kalahari’den tanıyordum. Rhianna ile bu yarışta tanıştık. Ben,Lucja ve Marina 110 km koştuk. Bizim yarış Cuma gece 12’de başladı. Rhianna ise 55 km koştu. Onun yarışı Cumartesi sabah 10’da başladı. Kalacağımız eve yerleştikten sonra malzeme kontrolüne gidip göğüs numaralarımızı aldık. Eve dönüp biraz uyuduktan sonra yarışın başlangıç saatini beklemeye başladık. 11:30’da yarış hakkında son bilgileri aldık. Burada yarış direktörü tarafından anons edilmek inanılmaz bir duyguydu. İngiltere’de ultra maratonun cennetinde İngilizler tarafından alkışlanmak anlatılmaz yaşanır. Yarış başlamadan yağmur başladı. Saatler 12’yi gösterirken yarış başladı.

Yarışın başlamasıyla beraber ön gruptaki yerimi aldım. Şehirden çıkana kadar önümüzde rehber bir koşu vardı. Şehri çıkana kadar onu takip ettik. Havanın yağmurlu olması sebebiyle koşuya yağmurlukla başladım. İlk tepe tırmanışıyla beraber ısındım ve yağmurluk rahatsız etmeye başladı. Bir yandan koşarken bir yandan da yağmurluğumu çıkarttım. İlk tepeyi çıktıktan sonra grubu yoklamak amacıyla tempomu biraz artırdım. Kimse cevap vermedi. O anda bu yarışı rahat kazanacağımı düşündüm. İngiltere’de yarış kazanmak mükemmel olacaktı. Grup ile koşmaya devam ettim. Çünkü yarışın başında hiç işaret göremedim. Kafa fenerim son anda arıza çıkartınca yarışa yedek kafa fenerimle başladım. Kafa fenerim yeteri kadar iyi aydınlatmıyordu. İşaretleri bundan dolayı kaçırdığımı düşündüm.  Ön gruptakilerin tamamı geçen yılda bu yarışı koşmuştu. Onlar parkuru bildikleri için sadece grubu takip ettim. Sabah olana kadar grup ile koşup güneşin ilk ışıklarıyla beraber tempomu arttırmaya karar verdim. Kaybolmaktansa grupla gitmek daha iyi bir karardı. 10’uncu km’deki inişe kadar her şey planladığım gibi gitti. İlk inişle beraber gerçeklerle yüzleşme zamanım gelmişti. Kaygan kayalıklardan aşağı inerken bir düşüşüm vardı ki sormayın. Düşünce arkadan gelenler beni kaldırdı. Sonra koşmaya devam ettiler. Bir anda grup kayboldu. Arkalarından tepeyi yavaş bir şekilde indim. Tepeyi indikten sonra tempomu arttırdım. İlk kontrol noktasında sadece göğüs numaramı söyleyip geçtim. Kısa bir süre sonra grubu tekrar yakaladım. İkinci tepeyi birlikte çıktık. Yarıştan önce bazı inişlerin kayalıklı olduğunu söylemişlerdi. İkinci iniş yine kayalıklıydı. 

Bu inişle beraber grubu yakalamak için sarf ettiğim çaba boşa gitti. İnişle beraber grubu tekrar kaçırdım. Ne zaman hızlansam kendimi yerde buldum. Sabah olana kadar kontrollü bir şekilde koşmaya karar verdim. Bu inişte kaç kere düştüğümü hatırlamıyorum. Düştükten sonra arkadan gelenler iyi misin diye soruyor. İyiyim deyip koşmaya devam ettim. İki veya üç kere çok kötü düştüm. Birinde arkamdan gelenler kaldırdı beni. Herhalde onlar olmasaydı zor kalkardım. Üçüncü kontrol noktasına gelmeden güneş doğmaya başladı. Güneşin doğmasıyla adeta bende doğdum. Kontrol noktasına girmeden 3-4 kişi geçtim. Üçüncü Kontrol noktasına 8’inci falan girdim. Kontrol noktasında birkaç dilim muz alıp ayrıldım. Grubu yakalamak için tempomu biraz yüksek tuttum. Yakaladığım herkese öndekiler ne kadar uzakta diye sordum. Bir yandan da kendimi sorguladım. Ne işim vardı benim burada. İngiltere’nin dağlarında debelenip duruyordum. Amacım neydi? Neyi ispatlamaya çalışıyordum. Kendimle söylene söylene koşmaya devam ettim. Dördüncü kontrol noktasına gelmeden dördüncülüğe kadar yükseldim. Önümde geçmem gereken üç kişi kalmıştı. Dördüncü kontrol noktasından sonra dik bir çıkış vardı. Bu çıkış öndekileri yakalamak için benim açımdan güzel bir fırsattı. Nitekim çıkışın başında üçüncüyü yakalayıp geçtim. İkinci ile aramdaki farkı 100 metreye kadar düşürdüm. Ne demişler her çıkışın bir inişi vardır. İnişle beraber tekrar dördüncülüğe geri döndüm. Bu inişten önce gece ki inişler kadar karamsar değildim. Çünkü artık bastığım yeri görebiliyordum. Daha kontrollü bir şekilde inebilirdim. Bu sefer beni bekleyen başka bir sürpriz vardı: Ayakkabılarım. Ayakkabılarım her fırsatta kaydı. Bu benim hatamdı. Çünkü yarışa gelmeden ayakkabılarımın altını kontrol etmemiştim. Düşe kalka bu tepeden de aşağı indim. Daha yarışın yarısı bitmişti. Halen birinciyi yakalamak gibi bir ümidim vardı.


İnişle beraber yine tempomu arttırdım. Beşinci kontrol noktasına gelmeden yine bir çıkış vardı. Artık çıkışlara ve düz yollara bel bağlamıştım. Şu ana kadar indiğim her iniş kayalıktı demek ki bundan sonraki inişler fazla kayalık olmayacak diye düşündüm. Beşinci kontrol noktasına üçüncü girdim. Oyalanmadığım için ikinci olarak çıktım. Artık yakalamam gereken bir kişi vardı. O da yaklaşık 20 dakika önümdeydi. Ha gayret deyip koşmaya devam ettim. Kısa bir süre sonra yeni bir iniş ve üçüncüden kurtuldum derken bu inişle beraber üçüncüye yeniden yakalandım. Altıncı kontrol noktasına birlikte girdik. Bu kontrol noktasında biraz oyalandım. Çünkü yaklaşık 8 saattir koşuyordum. Koşu boyunca yağmur hiç durmadı. Gücümü kaybetmeye başlamıştım. 2 dakika boyunca sürekli bir şeyler yedikten sonra kontrol noktasından birlikte ayrıldık. Tepeyi çıkarken Steve'a “acaba birinciyi yakalayabilir miyim?” diye sordum: “Artık zor” diye cevap verdi. “Olsun yine de şansımı deneyeceğim” deyip tempomu arttırdım. Daha 35 km falan vardı. Bakarsın fark kapanır diye düşündüm. Tepeyi ikinci çıktım. Tepeyle beraber bu sefer kaygan çimli bir iniş vardı. Çimde ya kaydım ya da bileğime kadar çamura battım. Tekrar beni yakalayıp geçtiler. İnişin sonraları çok dikti ve yosunlu kaygan kayalıktı. Bu inişte beni bekleyen bir sürpriz daha vardı. İnişin ortasında arkadan gelen birinin yanımdan uçarak indiğini gördüm. Tekrar dördüncülüğe düştüm. Yedinci kontrol noktasından dördüncü olarak çıktım. Son bir çıkış daha vardı. Burada en kötü ihtimalle ikinciyi yakalamayı ümit ediyordum. Tepenin sonuna kadar üçüncü ile aramdaki farkı 2 dakikaya kadar düşürdüm. Tepeye çıkarken zigzag yapan bir yoldan çıktık. İnişte bu şekilde olursa ikinciyi kesin yakalarım diye düşündüm. Çünkü son 15 km’nin nerdeyse tamamı düzdü. Tepeyi çıkana kadar o kadar çaba sarf ettim ki hatta sonlarına doğru koşarak çıktım. İnişi görünce dedim bu kadar çaba boşunaymış. Altıncı kontrol noktasından çıkarken Steve’ın bana neden birinciyi yakalamamın zor dediğini bu inişle anladım. Yakalasam bile bu iniş benden her şeyi geri alacaktı. İnişi tamamladıktan sonra artık tek hedefim vardı: Bitiş noktasından geçmek. 

İnişi bitirdikten sonra üşümeye başladım. Tekrar ısınıp koşmaya çalıştım. Koş yürü koş şeklinde son kontrol noktasına ulaştım. Kontrol noktasında 2 çay içip 7 tane sandviç yedim. Artık bitiş noktasından geçmeme 10 km kalmıştı. Koş yürü koş şeklinde giderken son 5 km’ye girdiğimde arkamdan birinin geldiğini gördüm. Artık kimseye geçilmek gibi bir niyetim yoktu ve tekrar yarış moduna geri döndüm. Bitiş noktasından rahat bir şekilde geçmeyi beklerken tempolu bir şekilde koşarak girdim. Bu yarışın en güzel anı her halde bitiş noktasından geçtiğim andı. İlginçtir o kadar olumsuzluklara rağmen bitiş noktasından geçerken halen gülüyordum. Kendimi tanıyorum. Normalde sinirli ve kızgın olmam gerekiyordu. Ama ben bitiş noktasından geçmiş olmanın mutluluğunu yaşadım.


Demek ki kısmet değilmiş. Cumartesi günü yağmur nerdeyse hiç durmazken Pazar günü hava güneşliydi. Yarış içerisinde yağmurun durup güneşin çıktığı anlar oldu. Beni mutlu eden anlar. Artık yağmur yağmayacak diye düşündüğüm anlar. Ama bu anlar çok uzun sürmedi. Maksimum 5 dakika sonra yağmur tekrar yağmaya başladı. Tepeler oldukça soğuk ve rüzgarlıydı. Beşinci ve yedinci kontrol noktaları yedek malzeme istasyonlarıydı. Bıraktığım yedek malzemelerin hiç birini kullanmadım. Çünkü kıyafetlerimi değiştirsem maksimum 10 dakika sonra tekrar sırılsıklam olacaktım ve kıyafet değiştirerek kaybedecek vaktim yoktu. Neyse yağmuruyla, çamuruyla, kaygan kayalıklarıyla, inişiyle, çıkışıyla bir yarış daha bitti.

        Organizasyon güzeldi. Parkur muhteşemdi. İnişle çok teknikti. Yağmur yağması parkuru baya zorlaştırdı. Kontrol noktalarındaki görevliler güler yüzlüydü. İşaretlemeler azdı ama bir mantığı vardı. Bundan dolayı işaretleme güzeldi. Organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür ederim. Beni yarışa davet eden yarış direktörü Graham Petten’a, 6 gün boyunca evinde misafir eden Dion ve Lucja Leonard’a, yarış bölgesinde birlikte kaldığım Marina ve Rhianna’ya ve facebooktan tanıştığım yarışta karşılaşma şansı yakaladığım Akgün Özsoy abiye teşekkür ederim. Bu arada yolu Edinburg'a düşenleri Ada Restaurant'a gitmelerini tavsiye ediyorum. Maraş Elbistanlı bir aile işletiyor. Güler yüzlü ve misafirperverler. Ayak üstü merhaba dedik. Hemen çay ve baklava ikram ettiler. Mutlaka uğramanız gerek. Bir sonraki maceralarda görüşmek dileğiyle..




8 yorum:

  1. Tebrikler Mahmut. Bu rapordan anladığım parkuru tanımak da en az iyi koşmak kadar önemliymiş. Kalemine sağlık.

    YanıtlayınSil
  2. Evet 350 kişi başladı 211 kişi bitirdi

    YanıtlayınSil
  3. Güle sinirlene okudum bende, emrede yazmıştı iskandinavlar iyi iner diye... tecrübelerini böyle dolu dolu aktarman mükemmel heyecan yaratıyor. Harikasın kardeşim yüreğine, adımlarına, kalemine sağlık.

    YanıtlayınSil
  4. teşekkürler Halil. Adamlar iyi iniyor. Bir de malzemeleri de iyi. Çok yol kat etmemiz lazım.

    YanıtlayınSil
  5. Tebrikler, müthiş bir mücadele!

    YanıtlayınSil
  6. Tebrikler Mahmut, fenerin bozuk olsada yaşadığın tecrübeler bizim yolumuzu aydınlatıyor. Paylaşım için çok teşekkürler

    YanıtlayınSil
  7. saol kardeşim önemli olan tecrübeleri paylaşmak. aynı hataları tekrar yapmamak ve yapılmasını engellemek

    YanıtlayınSil