Kalahari

Kalahari
Kalahari Augrabies Extreme Maraton-2014

19 Şubat 2019 Salı

MANAVGAT ULTRA: ISLAK, ÇAMURLU, SULU VE ÇOK TEKNİK!



Manavgat Ultra, birçoğumuz için sezonun ilk yarışı olsa da benim için durum farklıydı. Ocak ayında Çekmeköy’de Bakiye Duran’ın yarışında 45 km koşmuştum. Manavgat öncesinde de iyi bir hazırlık dönemi geçirdim. Antrenman kaçırdığım gün neredeyse olmadı. Hatta bazı günlerde, işten eve koşarak gittiğim için çift antrenman yaptım. Böylelikle haftalık 100-120 km’lik mesafelere ulaştım.

Manavgat Ultra Maratonu bu yıl dördüncü kez yapılıyordu. 2017 yılında ilki yapılan Manavgat Ultra Maratonunda 80 km koşmuş ve ikinci olmuştum. Geçen yılda bu yarışı koşmak istemiş ama elimde olmayan nedenlerden dolayı koşamamıştım. Bu yıl Manavgat Ultra maratonunda üç farklı etap vardı: 12 km’lik Seleukeia patika etabı, 37 km’lik Oymapınar dağ etabı ve 71 km’lik Manavgat Ultra Maratonu. Ben yine uzun parkur olan Manavgat Ultra Maratonunda koşmayı tercih ettim. Bu yıl katılım geçen yıllara oranla daha fazlaydı. Seleukeia ve Oymapınar etabında 318 erkek, 132 kadın, Manavgat Ultra’da 87 erkek ve 21 kadın sporcu bulunuyordu.

MALZEME HAZIRLIK SÜRECİ
Cuma sabahı Sabiha Gökçen’den Antalya yolculuğum başladı. Antalya’ya indiğimizde “Manavgat’a nasıl gideriz?” diye düşünürken, organizasyon tarafından ayarlanan tur acentasının aracı imdadımıza yetişti. 40 TL karşılığında konaklayacağımız otele kadar gittik.
Otele vardıktan kısa bir süre sonra yarış kitleri dağıtılmaya başlanacaktı. Kitimi alıp, öğle yemeği yedikten sonra odama gidip dinlenme moduna geçtim. Dinlemenin ardından yarışa gelenlerle sohbet etmek amacıyla kitlerin dağıtıldığı salona indim. Akşamki brifinge kadar yarışa gelenlerle sohbet ettim.
Brifingden sonra yine odamdaydım. Sabah start alanına transfer saat 6.30’daydı. Akşamdan yarış malzemelerimi hazırladım. Brifingte Etem Şeker, 3-4 kez dere geçişi olacağını söylemişti. Bu yüzden 37’inci km’deki drop bag noktası için yedek kıyafet hazırladım (Şort, tişört, ayakkabı).  Bu nokta hem bizim drop bag noktamız hem de 37 km parkurunu koşacak arkadaşların ve bizim bitiş noktamızdı.
YARIŞ ÖNCESİ, KAHVALTIDA NE YEMELİ?
Sabah 5.45’de kalkıp yarış kıyafetlerimi giydim ve kahvaltıya indim. Raporumun bu kısmında yarış öncesi nasıl bir kahvaltı yapmak gerektiğinden söz edeceğim. Yarış tecrübelerim, pek çok sporcunun ultra maratonlar öncesinde abartılı şekilde beslendiğini gösteriyor. Benim menümde sadece 3-4 dilim peynir, 2-3 dilim ekmek, bal ve çay oluyor. Bunlar sindirimi kolay, tokluk hissi veren ve besleyici ürünler. Pek çok arkadaşım; sosis, yumurta, omlet, zeytin, salatalık, domates vb. ürünleri tüketiyor. Bunlar sindirimi zor, mideyi çok rahat bozacak ürünler.
Yarış sabahları, çoğumuz kahvaltımızı konakladığımız otelde yapıyoruz. Kahvaltıda, “ne kullanıldığı aslında bilmediğimiz” ürünleri yiyoruz. Yani kendimizi “midemiz” konusunda riske atıyoruz. Ve yarışta karşılaşabileceğimiz en kötü şeylerden biri “mide bulantısı ya da ağrısı çekmek”. Bu nedenle tavsiyem, yarış öncesinde basit, doyurucu ve enerji verici ürünlerin tüketilmesi (Gelecek aylarda bu konuda daha kapsamlı bir yazı yazacağım).
PARKURDAKİ DEĞİŞİKLİKLER
Yarışa dönersek… Saat 7.30’u gösterirken yarış başladı. 37 km koşanlar hemen öne geçti. Biz 70 km koşanlar onları takip etmeye başladık. Parkur, Etem’in bahsettiği gibi bol sulu ve çamurluydu. İki yıl önce yine Manavgat Ultra’daydım ama parkurun epey değiştiğini fark ettim.
Yarışın 3. km’sinde 37 km parkurunda koşan Ali Sevinç ile karşılaştım. Onun kalan 34 km’sini birlikte koştuk. Yaklaşık 5. km’deki dere yatağına geldiğimizde bana ayakkabılarımızı çıkarıp çıkarmayacağımızı sordu. Onun sorusu bitmeden ben derenin ortasına gelmiştim bile… O da hemen arkamdan geldi. “3-4 dere yatağından geçeceğiz. Hepsinde ayakkabı çıkarırsak çok vakit kaybederiz” dedim. Dere yatağına gelmeden parkurdaki sulu yerlerden geçmiştik ve ayaklarımız çoktan ıslanmıştı. 12. km’deki Seleukeia antik kenti kontrol noktasına çıkarken patikadan su akıyordu. “Ali, burada ne yapacaktın? Ayakkabını çıkartıp çıplak ayak mı koşacaktın?” dedim.

GORATEX AYAKKABI ÖNERMİYORUM
Yıllardır trail ve macera yarışlarında koşuyorum. Hiçbirinde ayakkabılarımı çıkartıp dereden geçmedim. Birçok kişi goratex ayakkabı tavsiye edip etmediğimiz sorar. Cevabım her zaman “Hayır” olmuştur. Goratex ayakkabı içine aldığı suyu zor tahliye ediyor. Goratex olmayan ayakkabının içinde ayaklarımız daha rahat hava alıyor. Bu yüzden goratex koşu ayakkabısı tavsiye etmiyorum.
İlk kontrol noktasına geldiğimizde suyum ve yiyeceğim vardı. Bu yüzden kontrol noktasındakilere uzaktan selam verip duraklamadan devam ettim.
Kilometreler arttıkça parkuru daha çok beğendim. Parkur hazırlanırken çok büyük emek verildiği belli oluyordu. Yolun büyük kısmı ince patikadan (single track) oluşuyordu. İşaretleme kusursuzdu. Yalnızca renk tercihini eleştirebilirim. Sarı siyah şeritler yerine kırmızı beyaz şeritler olsaydı daha iyi olurdu. Çünkü güneşin çarptığı yerlerde bazen sarı siyah şeritlerin görünmesi zor oluyordu.
KÖYLÜLER İLK KEZ İŞARETLERİ SÖKMEMİŞ
Köy geçişlerine yaklaşınca saatime yüklediğim rotaya bakıyorum. Bunun nedeni Türkiye’de ultra maraton kültürü oluşmaması nedeniyle köylülerin işaretleri sökmesi. İlk kez bir yarışta köy içine konulan işaretlerin sökülmediğini görerek çok mutlu oldum.
Parkurun keyfini çıkartarak ve Ali ile sonbet ederek 22. km’deki kontrol noktasına geldik. Kontrol noktasında su takviyesi yaptım ve elime birkaç dilim elma alıp Ali ile yola koyuldum. 30. Km’den sonra, 37 km parkurunda koşan iki kişiyi geçtik. Ali kendi parkurunu genel sıralamada 4. olarak bitirdi.

Benim için zor yollar şimdi başlıyordu. Yarıştan önce belirlediğim stratejinin ilk bölümü istediğim gibi geçmişti. İlk 37 km’lik bölümde arkadakilerden 5-10 dakika önde olmayı planlamıştım. 37. km’deki kontrol noktasından sonra yaklaşık 1.5 km’lik bir çıkış vardı. Henüz arkamda kimse görünmüyordu.
YAVAŞLAMAK, SAKATLANMAKTAN İYİDİR
37. km’deki Oymapınar kontrol noktasına geldiğimde bir şeyler yiyip tişörtümü değiştirdim ve yeniden yola koyuldum. 50. km’deki kontrol noktasına kadar genelde çıkış vardı. İkinci stratejim, 50. km’deki kontrol noktasına kadar bu farkı korumaktı. Son 20 km’lik kısım genel olarak iniş olduğundan hızlanacaktım. Böylece arayı daha da açacaktım.
2 km boyunca jeep yolundan çıktıktan sonra ince bir patikada koşmaya başladık. Yukarı çıktıkça patika daha da teknikleşti. Bir yerden sonra bırakın koşmayı, yürümek mümkün değildi artık. Bazı yerlerinde kaya tırmanışı yaptık. İlk zirvenin ardından yaklaşık 1 km’lik bir inişi geçtim. Yağmur buradaki zemini çok kaygan hale getirdiğinden birkaç kez düştüm. Sakatlanmaktansa yavaşlamaya karar verdim. Sonuçta en önde gidiyordum, arkadakilere yakalanırsam hızlanırım diye düşünerek hızımı düşürdüm.



ACABA YANLIŞ MI GİDİYORUM?
Parkur her geçen dakika daha zorlaşıyordu. Geçen yıl koşanlar parkurdan bu şekilde bahsetmemişti. Yarış brifinginde Etem de bu şekilde anlatmamıştı. 49. km’ye kadar patikadan koşacağımızı, 49-50 km arasında dik ve zor bir çıkış olduğunu söylemişti. “Acaba yanlış mı gidiyorum” diye düşünmeye başladım. İşaretler çok iyiydi, saatimdeki rota da doğru yerde olduğumu gösteriyordu. Etem’i aradım, “Kulakların çınlıyor mu” dedim. İşaretleri sordu, sorun olmadığını söyledim. Bu arada 47. km’ye gelmiştim. 2 km sonra bu kez Etem beni aradı. Kemal Kukul abinin işaretleri kaçırdığını ve 59 km’deki kontrol noktasına gittiğini,  Cengiz Akyüz’ün de işaretleri kaçırıp 50’inci km’deki kontrol noktasına ulaştığını söyledi.
Kontrol noktasına vardığımda rahatladım. Bilgisi verilen parkurdan daha farklı bir parkurda koşmak psikolojik olarak yıpranmama neden olmuştu. Kontrol noktasında biraz oyalandım. Yola koyulurken Cevdet Alyılmaz abi geldi. Cevdet abi dağcılık kökenli olduğu için bu kısmı bayağı iyi koşmuş. Kontrol noktasından beraber çıktık. Buradan sonra yaklaşık 1 km daha çıkış vardı. Ardından 59. Km’deki Aygır Deresi kontrol noktasına kadar inecektik. İnişin başlamasıyla beraber Cevdet abiye “Abi ben kaçar” dedim ve tempomu artırdım.
Kontrol noktasına yaklaşırken Cengiz abiyi yakaladım. Kemal abi de beni kontrol noktasında bekliyordu. Kontrol noktasında durmadan devam ettim. Yarıştan önce hava durumuna baktığımda öğleden sonra yağmur gösteriyordu. Yağmura yakalanmadan önce yarışı bitirmek istiyordum.
Kemal abi, Cengiz ve ben son km’leri beraber koştuk. Parkurun bu kısmı çok keyifliydi. Dere yatağının içi çok güzeldi. Son 5 km kala tekrar teknik bir patikadan aşağı indik. Bu inişten sonra yaklaşık 500 metrelik bir tünelden geçtik. Bu kısımda Cengiz abi geride kaldı. Kemal abiyle Oymapınar’daki bitiş noktasına kadar gittik. Yarışma sonunda Kemal abi 50 km kontrol noktasını pas geçtiği için organizasyon tarafından diskalifiye edildi. Cengiz abi ise 50 km kontrol noktasına parkuru takip etmeden gittiği ve bunu organizasyona bildirdiği için zaman cezası aldı.

NASIL DAHA İYİ OLABİLİR?
Yarışı değerlendirecek olursam, bence ilk 37 km mükemmeldi. Önümüzdeki yıllarda bu parkurda koşacaklara 37 km parkurunu tavsiye ederim. Genelde kontrol noktalarında durmasam da kontrol noktaları kusursuza yakın duruyordu. Görevliler sıcakkanlı ve güler yüzlüydü. İşaretleme kusursuzdu (sarı siyah yerine, kırmızı beyaz şeritler olsa daha iyi olurdu). 40-50km arası çok teknikti. Bu yüzden yarışmacılar epey tepki gösterdi. Belki yarış öncesi uyarı yapılsaydı bu kadar tepki olmazdı. Türkiye’de ultra maraton koşan insan sayısı sınırlı. Henüz bu derece teknik parkurlara alışık değiliz. Gelecek yıl bu kısımda değişiklik yapılırsa daha zevkli bir parkurda koşmak mümkün olacaktır.
Yarışta başta Etem Şeker, Hayrettin Şeker ve Orçun Ocakoğlu olmak üzere emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. Yarışma da malzeme desteği sağlayan Underarmour Türkiye ekibine, Garmin Türkiye ve Suunto Türkiye ekibine teşekkür ederim.

Yarış parkur bilgileri linki:


YARIŞ SONUÇLARI

Manavgat Ultra Maratonu
-          Kadınlar
1.      Eda Kınacı 
2.      Seda Nur Çelik
3.      Natalia Senyovskaya

-          Erkekler
1.      Mahmut Yavuz
2.      Cevdet Alyılmaz
3.      Karol Bogus


20 Aralık 2018 Perşembe

İDA HALF ULTRA: YOKUŞLU, DERE GEÇİŞLİ, TEKNİK VE KOŞMAYA DEĞECEK KADAR GÜZEL


İda Ultra Maratonu’nu, Bodrum’da Unlimited Academy olarak düzenlediğimiz Bodrun Ultra Maratonundan sonra olduğu için tercih ettim. 2016 yılındaİda Ultra’nın 35 km’lik Run Zeus parkurunu koşmuştum. Bu yıl 63 km’lik İda Half Ultra’yı tercih ettim.  
Cuma iş çıkışında Orçun Ocakoğlu ile yola çıktık. Arabayla gidecektik. Ulubey’deki Hanifi Ustanın yerindeki yemek molasından sonra akşam 10 gibi Edremit’teydik. Kayıt alanının kapanmasına kısa bir süre kalmıştı. Kitimi aldım ve kalacağımız otele gittik. Yarış sabah 7’de başlayacağı için, yarış malzemelerimi ve bitişte verilecek olan çantamı hazırlayıp uyudum.  
YARIŞ ÖNCESİ ŞANS YÜZÜME GÜLDÜ 
Sabah 5.30’da kalktım. Saat 6’da start bölgesine transfer başlayacağı için spor salonunda olmam gerekiyordu. Güne şanslı başladım. Önce yarış fotoğraflarını çekecek Goshots ekibine, ardından kahvaltı salonundaki yemek hazırlıklarına denk geldim.  
Otelde kahvaltı 7’de başlayacağı için kahvaltı yapamadan koşmaya başlayacaktım. Gece otele geç ulaştığımızdan kahvaltılık malzeme de alamamıştım. Kahvaltı salonunda biraz ekmek birkaç dilim peynir biraz incir yedim. Ardından Goshots ekibi beni transfer otobüslerinin olduğu spor salonunun önüne bıraktı. Saat 6’da transfer otobüsleriyle yarışın başlayacağı Yeşilyurt köyüne doğru yola çıktık.  
SOĞUK HAVADA NE GİYMELİYİM? 
Yarışın başladığı saatlerde hava biraz soğuktu. Bu yüzden kıyafet tercihinde biraz kararsız kaldım. Koşmaya başlayınca ısınırım düşüncesiyle şort ve ince uzun kollu tişört ile koşmaya karar verdim.  
Kararsız kaldığım diğer husus ayakkabı seçimiydi. Ultra maratonlarda genelde trail ayakkabı yerine normal koşu ayakkabı tercih eden biriyim. Yalnızca yağışın çok olduğu zamanlarda, parkur kaygan ise trail ayakkabı ile koşmayı tercih ediyorum. Bu konudaki en büyük yardımı parkurun işaretlemesini yapan Ali Mert’ten aldım. “Bu hafta çok yağmur yağdıtrail ayakkabı ile koş, daha rahat edersin” dedi. Bu öneri üzerine Underarmour’ın Horizon RTT modelini tercih ettim. Bu ayakkabıyı daha önce Bodrun parkur işaretlemesinde denemiştim, memnun kalmıştım.  
Ayakkabı genel olarak çok iyi performans gösterdi. Ayakkabı ıslakken kayalık yer geçişlerinde kayacağını düşünüyordum ama öyle olmadı. İki ya da üç kez dere geçişi yaptık. İçine aldığı suyu kısa sürede tahliye etmesini de beklemiyordum. Bana göre tek dezavantajı biraz ağır olmasıydı. 

Saatler 07:00’yi gösterirken Ida ultra (103 km) ve Ida Half Ultra (63 km) koşacaklar birlikte start aldık. Aynı zamanda Run Zeus (35 km) ve Kutup Ayısı Köy Koşusu (15 km) yarışları da vardı. Onların startı saat 10’daydı.  
Yarışın başlamasıyla beraber ön taraftaki yerimi aldım. Yarış 2 km çıkışla başladı. Çıkışın sonuna doğru Soner Büyükatalay beni yakaladı ve birlikte koşmaya başladık. Soner geçen yılki İda Ultra’da üçüncü olmuştu. Bunun yanı sıra çok iyi bir tırmanışçıydı. Çıkıştan sonra 11’inci km’ye kadar 9 km’lik bir iniş vardı. İnişin sonlarına doğru Cengiz Akyüz bizi yakalayıp geçti. Cengiz abi ile gitmektense Soner ile kalmaya karar verdimÇünkü yarıştaki amacım kontrolü şekilde koşmaktı. Çok fazla iniş-çıkış olduğundan inişlerde çok hızlı koşmama, çıkışlarda ise mümkün olduğkadar koşma stratejim vardı. Aynı zamanda 2016’da koşmuş olduğum Run Zeus yarışında, yarışın bu bölgesinde işaretleri kaçırmıştım. İşaretleri kaçırmamak için kontrollü gidecektim.  

İlk kontrol noktasına doğru Cengiz abiyi önümde görünce onu yakalamak için biraz hızlandım. 15inci km’deki Adatepe kontrol noktasına önlü arkalı girdik. Cengiz abi kontrol noktasında durunca onu geçtimHava soğuktu, bu yüzden fazla su tüketmemiştim, kontrol noktasında durma ihtiyacı hissetmedim.  
Adatepe’de bulunan kontrol noktasına girerken sağ taraftan köye inip sol taraftan köyden çıkıyorsunuz. Köyden çıkınca benim gibi kontrol noktasında durmayan Soner’i bekledim. Tekrar Soner ile koşmaya başladık. Mümkün olduğu kadar Soner’le gitmeye karar verdim. Tek hedefim yarışı kazanmaktı, bu yüzden Soner’le gitmek daha mantıklıydı.  
İniş çıkışların çok olmasından dolayı hızlı gidip, tükenmek de istemedim. Soner’le koşarken muhabbet ettiğimizden km’ler de hızlı geçiyordu. Aynı zamanda işaretleri birlikte daha ile takip etme şansımız vardı.  
Adatepe kontrol noktasından sonra yaklaşık 5 km’lik bir iniş vardı. Bu inişten sonra 24 km’ye kadar ufak tefek iniş çıkışlar bulunuyordu. Bu iniş çıkışlardan sonra bizi dik bir çıkış bekliyordu. Çıkışın ortasına doğru 29’uncu km’de Doyran Kontrol noktası yer alıyordu. Bu noktada Atıl bizi bekliyordu. Kontrol noktasında bir şeyler yiyip suyumuzu doldurduktan sonra çıktık.  
Doyran kontrol noktasından sonra yaklaşık 5 km’lik bir çıkış daha vardı. Koş yürü şeklinde bu tepeyi de çıktık. Bu çıkıştan sonra 41.6’ncı km’deki Altınoluk kontrol noktasına kadar iniş vardı. Bu inişi çok hızlı bir şekilde indik. Bir ara Soner ile aramız açılsa da inişten sonra yavaşlayıp gelmesini bekledim. Altınoluk kontrol noktasında bir şeyler yiyip ayrıldık. Doyran’da suyumu doldurduğum için bu noktada su takviyesi yapmadım.  
Yarışın bu kısmına kadar psikolojik bir sıkıntı yaşamadım. 2016’da koştum Run Zeus ile aynı parkurdu. Bundan dolayı nerede çıkış nerede iniş var çok iyi biliyordum. Yarış öncesi ve yarış içerisinde nerelerde hızlanmam nerelerde yavaşlamam konusunda iyi bir strateji izledim. Yarışın bundan sonraki kısmı benim için soru işaretiydi. Bundan dolayı daha kontrollü hareket etmem gerekiyordu. Bir işareti kaçırmam geri dönüşü olmayan bir hataya dönüşebilirdi. İşaretler kadar saatimdeki rotayı da dikkatle takip etmem gerekiyordu.  
Altınonuk kontrol noktasından sonra ikinci uzun çıkış vardı. 42’nci km’den 47’nci km’ye kadar 10 rakımdan 410 rakıma çıkacaktık. Bu da yaklaşık yüzde 8’lik bir eğim yapıyordu. Bu çıkışın başında yolda bulduğum bir dal parçasını baton olarak kullandım. Çıkışın sonlarına doğru Soner biraz geri de kaldı. Soner’i bekleyip “Ne yapalım?” diye sordum. “Sen istersen devam et, ben biraz yavaşlayacağım” dedi. Ona, “50.km’deki Dedepınar kontrol noktasına beraber gidelim, ben sonra ayrılırım” dedim.  
Yarış öncesi yarışın eğim profiline fazla çalışma şansım olmamıştı. Bundan dolayı göğüs numarasındaki parkur profilini takip ettim. Göğüs numarasındaki parkur profilinde 46. km’den sonra iniş sonrasında kontrol noktasına doğru çıkış görünüyordu. 47. km’den sonra Dedepınarı kontrol noktasına kadar iniş vardı. Bundan dolayı kontrol noktasına biraz tereddütlü girdim. Kontrol noktasında Ender abi vardı, sağ olsun bizimle yakından ilgilendi. Kontrol noktasında bir şeyler yiyip suyumu doldurduktan sonra oradan ve Soner’den ayrıldım.  
Göğüs numarasındaki yarış profiline göre 60’ıncı km’ye kadar ufak tefek çıkışlar olsa da parkur genelde inişten oluşuyordu. Bundan dolayı kontrol noktasından ayrılırken bu etabı hızlı geçerim diye fazla su almadım. Kontrol noktasından sonra ilk sürprizle karşılaştım, inecek yerde çıkıyordum.  Bu çıkış, kontrol noktasına giderken ki çıkıştır deyip fazla üzerinde durmadım. Ama yaklaşık 2 km’lik bir çıkıştı. Bu çıkıştan sonra artık 8 km iniş var diye sevindim. 3 km’lik biraz teknik bir inişten sonra 60’ıncı km’ye kadar sürekli iniş çıkışların olduğu bir parkurda devam ettim. Suyu fazla almadığım için yolda suyum bitti. Dere yataklarından geçerken ve köydeki çeşmeden su içtim. 
60’ıncı km’ye gelince 103 koşanlarla parkurlarımız ayrıldı. Burada işaretler biraz sıkıntılıydı. Bunun sebebi de buranın köy içerisinde olmasıydı. Siz ne kadar işaret koyarsanız köydeki çocuklar (ya da büyükler) inatla bu işaretleri söküyor. Siz işaretleri koymaktan, onlar sökmekten bıkmıyor.  
Bu bölümü saatimdeki parkur izini takip ederek geçtim. Sonra yarış boyunca tek küfür ettiğim tepeyi çıkmaya başladım. Yarış profilinde 700/800 metre görünen çıkış yaklaşık 2 km sürdü ve bitmek bilmedi. Bu çıkıştan sonra 400 metrelik bir inişle Çamlıbel’deki bitiş noktasından geçtim. Bir yarış daha böylece sona ermiş oldu. Bitiş noktasındaki Çamlıbel köyü çok güzeldi. Köyde biraz vakit geçirdikten sonra Orçun gelip beni aldı ve arabayla kalmış olduğumuz otele gittik. 
Yarışı kontrollü koştuğum için genel olarak çok zorlanmadım. Bazı hızlı indiğim dik inişler sonrası ufak defek kramplar girse de sonra tempoyu düşürerek bu krampların kısa sürmesini sağladım. Çıkışların tamamına yakınında (son çıkış hariç) kendimi psikolojik olarak hazırladığımdan çıkışları düşündüğümden iyi yaptım. 
Yarışta başta gönüllüler olmak üzere emeği geçen herkese çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız, siz olmasaydınız bu güzellikleri görme fırsatını nasıl yakalayacaktık? 
Yeni maceralarda görüşmek dileğiyle…