Kalahari

Kalahari
Kalahari Augrabies Extreme Maraton-2014

5 Temmuz 2016 Salı

Ultimate Trail -110 Km

Bu yarışa Kalahari’de tanıştığım Dion ve Lucja Leonard sayesinde katıldım diyebilirim. Onların sayesinde yarış direktörü Graham’dan yarışa davet aldım. Leonard çifti beni 6 gün boyunca evlerinde ağırladılar. Yarışların en güzel yanı yeni dostlukların başlaması yoksa nasıl tanışacaktık bu koca dünyada Leonard çiftiyle. Dion bana internetten yarış hakkında bahsedip “Bu yarışa gelmek ister misin?” diye sorduğunda yarışın tarihine baktım. Bayram tatiline geldiği için düşünmeden “evet” dedim. Lucja, Graham ile gerekli yazışmaları yaptıktan sonra yarışa davet edildim. İngiltere vizesini de aldıktan sonra yarışa gitmem için bir engel kalmamıştı. Uçuştan bir gün önce Atatürk havaalanındaki saldırı sonrası uçuşlar iptal olur diye düşündüm. Ama yaklaşık 10 saat sonra havaalanında her şey normale döndü. Sadece güvenlik seviyesi biraz artırılmıştı. Uçağa planlanan saatte bindim. Yaklaşık 30 dakikalık gecikmeyle uçak kalktı. Böylece yeni bir macera daha başlamış oldu.

Yarıştan önce Lucja ile yazışmalarımızda Lucja hava yağmurlu olacak diye beni uyardı. Türkiye’de sıcaklık 35 derece olunca bende yağmurun sadece yaz yağmuru gibi olacağını düşündüğümden fazla dikkate almadım; ta ki havaalanına ininceye kadar. Edinburg’a iner inmez deli gibi yağmur yağıyordu. Yağmurda koşmayı çokta seven biri değilim. İnşallah yarış günü böyle yağmaz diye dua ettim. Dion ile havaalanında buluştuktan sonra eve gittik. Yarış sabahı Lucja ile yarış bölgesine gittik. Yolda İngiltere sınırı tabelasını görene kadar ben yarışın İngiltere’de olacağını bilmiyordum. Yarışın olacağı Ambleside bölgesine öğlene doğru vardık. Tren istasyonundan Marina ve Rhianna’yı aldıktan sonra kalacağımız eve yerleştik. Marina’yı da Kalahari’den tanıyordum. Rhianna ile bu yarışta tanıştık. Ben,Lucja ve Marina 110 km koştuk. Bizim yarış Cuma gece 12’de başladı. Rhianna ise 55 km koştu. Onun yarışı Cumartesi sabah 10’da başladı. Kalacağımız eve yerleştikten sonra malzeme kontrolüne gidip göğüs numaralarımızı aldık. Eve dönüp biraz uyuduktan sonra yarışın başlangıç saatini beklemeye başladık. 11:30’da yarış hakkında son bilgileri aldık. Burada yarış direktörü tarafından anons edilmek inanılmaz bir duyguydu. İngiltere’de ultra maratonun cennetinde İngilizler tarafından alkışlanmak anlatılmaz yaşanır. Yarış başlamadan yağmur başladı. Saatler 12’yi gösterirken yarış başladı.

Yarışın başlamasıyla beraber ön gruptaki yerimi aldım. Şehirden çıkana kadar önümüzde rehber bir koşu vardı. Şehri çıkana kadar onu takip ettik. Havanın yağmurlu olması sebebiyle koşuya yağmurlukla başladım. İlk tepe tırmanışıyla beraber ısındım ve yağmurluk rahatsız etmeye başladı. Bir yandan koşarken bir yandan da yağmurluğumu çıkarttım. İlk tepeyi çıktıktan sonra grubu yoklamak amacıyla tempomu biraz artırdım. Kimse cevap vermedi. O anda bu yarışı rahat kazanacağımı düşündüm. İngiltere’de yarış kazanmak mükemmel olacaktı. Grup ile koşmaya devam ettim. Çünkü yarışın başında hiç işaret göremedim. Kafa fenerim son anda arıza çıkartınca yarışa yedek kafa fenerimle başladım. Kafa fenerim yeteri kadar iyi aydınlatmıyordu. İşaretleri bundan dolayı kaçırdığımı düşündüm.  Ön gruptakilerin tamamı geçen yılda bu yarışı koşmuştu. Onlar parkuru bildikleri için sadece grubu takip ettim. Sabah olana kadar grup ile koşup güneşin ilk ışıklarıyla beraber tempomu arttırmaya karar verdim. Kaybolmaktansa grupla gitmek daha iyi bir karardı. 10’uncu km’deki inişe kadar her şey planladığım gibi gitti. İlk inişle beraber gerçeklerle yüzleşme zamanım gelmişti. Kaygan kayalıklardan aşağı inerken bir düşüşüm vardı ki sormayın. Düşünce arkadan gelenler beni kaldırdı. Sonra koşmaya devam ettiler. Bir anda grup kayboldu. Arkalarından tepeyi yavaş bir şekilde indim. Tepeyi indikten sonra tempomu arttırdım. İlk kontrol noktasında sadece göğüs numaramı söyleyip geçtim. Kısa bir süre sonra grubu tekrar yakaladım. İkinci tepeyi birlikte çıktık. Yarıştan önce bazı inişlerin kayalıklı olduğunu söylemişlerdi. İkinci iniş yine kayalıklıydı. 

Bu inişle beraber grubu yakalamak için sarf ettiğim çaba boşa gitti. İnişle beraber grubu tekrar kaçırdım. Ne zaman hızlansam kendimi yerde buldum. Sabah olana kadar kontrollü bir şekilde koşmaya karar verdim. Bu inişte kaç kere düştüğümü hatırlamıyorum. Düştükten sonra arkadan gelenler iyi misin diye soruyor. İyiyim deyip koşmaya devam ettim. İki veya üç kere çok kötü düştüm. Birinde arkamdan gelenler kaldırdı beni. Herhalde onlar olmasaydı zor kalkardım. Üçüncü kontrol noktasına gelmeden güneş doğmaya başladı. Güneşin doğmasıyla adeta bende doğdum. Kontrol noktasına girmeden 3-4 kişi geçtim. Üçüncü Kontrol noktasına 8’inci falan girdim. Kontrol noktasında birkaç dilim muz alıp ayrıldım. Grubu yakalamak için tempomu biraz yüksek tuttum. Yakaladığım herkese öndekiler ne kadar uzakta diye sordum. Bir yandan da kendimi sorguladım. Ne işim vardı benim burada. İngiltere’nin dağlarında debelenip duruyordum. Amacım neydi? Neyi ispatlamaya çalışıyordum. Kendimle söylene söylene koşmaya devam ettim. Dördüncü kontrol noktasına gelmeden dördüncülüğe kadar yükseldim. Önümde geçmem gereken üç kişi kalmıştı. Dördüncü kontrol noktasından sonra dik bir çıkış vardı. Bu çıkış öndekileri yakalamak için benim açımdan güzel bir fırsattı. Nitekim çıkışın başında üçüncüyü yakalayıp geçtim. İkinci ile aramdaki farkı 100 metreye kadar düşürdüm. Ne demişler her çıkışın bir inişi vardır. İnişle beraber tekrar dördüncülüğe geri döndüm. Bu inişten önce gece ki inişler kadar karamsar değildim. Çünkü artık bastığım yeri görebiliyordum. Daha kontrollü bir şekilde inebilirdim. Bu sefer beni bekleyen başka bir sürpriz vardı: Ayakkabılarım. Ayakkabılarım her fırsatta kaydı. Bu benim hatamdı. Çünkü yarışa gelmeden ayakkabılarımın altını kontrol etmemiştim. Düşe kalka bu tepeden de aşağı indim. Daha yarışın yarısı bitmişti. Halen birinciyi yakalamak gibi bir ümidim vardı.


İnişle beraber yine tempomu arttırdım. Beşinci kontrol noktasına gelmeden yine bir çıkış vardı. Artık çıkışlara ve düz yollara bel bağlamıştım. Şu ana kadar indiğim her iniş kayalıktı demek ki bundan sonraki inişler fazla kayalık olmayacak diye düşündüm. Beşinci kontrol noktasına üçüncü girdim. Oyalanmadığım için ikinci olarak çıktım. Artık yakalamam gereken bir kişi vardı. O da yaklaşık 20 dakika önümdeydi. Ha gayret deyip koşmaya devam ettim. Kısa bir süre sonra yeni bir iniş ve üçüncüden kurtuldum derken bu inişle beraber üçüncüye yeniden yakalandım. Altıncı kontrol noktasına birlikte girdik. Bu kontrol noktasında biraz oyalandım. Çünkü yaklaşık 8 saattir koşuyordum. Koşu boyunca yağmur hiç durmadı. Gücümü kaybetmeye başlamıştım. 2 dakika boyunca sürekli bir şeyler yedikten sonra kontrol noktasından birlikte ayrıldık. Tepeyi çıkarken Steve'a “acaba birinciyi yakalayabilir miyim?” diye sordum: “Artık zor” diye cevap verdi. “Olsun yine de şansımı deneyeceğim” deyip tempomu arttırdım. Daha 35 km falan vardı. Bakarsın fark kapanır diye düşündüm. Tepeyi ikinci çıktım. Tepeyle beraber bu sefer kaygan çimli bir iniş vardı. Çimde ya kaydım ya da bileğime kadar çamura battım. Tekrar beni yakalayıp geçtiler. İnişin sonraları çok dikti ve yosunlu kaygan kayalıktı. Bu inişte beni bekleyen bir sürpriz daha vardı. İnişin ortasında arkadan gelen birinin yanımdan uçarak indiğini gördüm. Tekrar dördüncülüğe düştüm. Yedinci kontrol noktasından dördüncü olarak çıktım. Son bir çıkış daha vardı. Burada en kötü ihtimalle ikinciyi yakalamayı ümit ediyordum. Tepenin sonuna kadar üçüncü ile aramdaki farkı 2 dakikaya kadar düşürdüm. Tepeye çıkarken zigzag yapan bir yoldan çıktık. İnişte bu şekilde olursa ikinciyi kesin yakalarım diye düşündüm. Çünkü son 15 km’nin nerdeyse tamamı düzdü. Tepeyi çıkana kadar o kadar çaba sarf ettim ki hatta sonlarına doğru koşarak çıktım. İnişi görünce dedim bu kadar çaba boşunaymış. Altıncı kontrol noktasından çıkarken Steve’ın bana neden birinciyi yakalamamın zor dediğini bu inişle anladım. Yakalasam bile bu iniş benden her şeyi geri alacaktı. İnişi tamamladıktan sonra artık tek hedefim vardı: Bitiş noktasından geçmek. 

İnişi bitirdikten sonra üşümeye başladım. Tekrar ısınıp koşmaya çalıştım. Koş yürü koş şeklinde son kontrol noktasına ulaştım. Kontrol noktasında 2 çay içip 7 tane sandviç yedim. Artık bitiş noktasından geçmeme 10 km kalmıştı. Koş yürü koş şeklinde giderken son 5 km’ye girdiğimde arkamdan birinin geldiğini gördüm. Artık kimseye geçilmek gibi bir niyetim yoktu ve tekrar yarış moduna geri döndüm. Bitiş noktasından rahat bir şekilde geçmeyi beklerken tempolu bir şekilde koşarak girdim. Bu yarışın en güzel anı her halde bitiş noktasından geçtiğim andı. İlginçtir o kadar olumsuzluklara rağmen bitiş noktasından geçerken halen gülüyordum. Kendimi tanıyorum. Normalde sinirli ve kızgın olmam gerekiyordu. Ama ben bitiş noktasından geçmiş olmanın mutluluğunu yaşadım.


Demek ki kısmet değilmiş. Cumartesi günü yağmur nerdeyse hiç durmazken Pazar günü hava güneşliydi. Yarış içerisinde yağmurun durup güneşin çıktığı anlar oldu. Beni mutlu eden anlar. Artık yağmur yağmayacak diye düşündüğüm anlar. Ama bu anlar çok uzun sürmedi. Maksimum 5 dakika sonra yağmur tekrar yağmaya başladı. Tepeler oldukça soğuk ve rüzgarlıydı. Beşinci ve yedinci kontrol noktaları yedek malzeme istasyonlarıydı. Bıraktığım yedek malzemelerin hiç birini kullanmadım. Çünkü kıyafetlerimi değiştirsem maksimum 10 dakika sonra tekrar sırılsıklam olacaktım ve kıyafet değiştirerek kaybedecek vaktim yoktu. Neyse yağmuruyla, çamuruyla, kaygan kayalıklarıyla, inişiyle, çıkışıyla bir yarış daha bitti.

        Organizasyon güzeldi. Parkur muhteşemdi. İnişle çok teknikti. Yağmur yağması parkuru baya zorlaştırdı. Kontrol noktalarındaki görevliler güler yüzlüydü. İşaretlemeler azdı ama bir mantığı vardı. Bundan dolayı işaretleme güzeldi. Organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür ederim. Beni yarışa davet eden yarış direktörü Graham Petten’a, 6 gün boyunca evinde misafir eden Dion ve Lucja Leonard’a, yarış bölgesinde birlikte kaldığım Marina ve Rhianna’ya ve facebooktan tanıştığım yarışta karşılaşma şansı yakaladığım Akgün Özsoy abiye teşekkür ederim. Bu arada yolu Edinburg'a düşenleri Ada Restaurant'a gitmelerini tavsiye ediyorum. Maraş Elbistanlı bir aile işletiyor. Güler yüzlü ve misafirperverler. Ayak üstü merhaba dedik. Hemen çay ve baklava ikram ettiler. Mutlaka uğramanız gerek. Bir sonraki maceralarda görüşmek dileğiyle..




1 Mayıs 2016 Pazar

Tarih içinde yolculuk-İstria Ultra Maratonu 2016

Yıl içerisinde hangi yarışları koşsam diye düşünürken Muazzez Özçelik bana İstria Ultra Maratonundan bahsetti.  Yarışmanın sitesine girip inceleme yaptıktan sonra 100 mil, 110 km, 69 km ve 42 km’lik dört farklı yarış kategorisinin olduğunu gördüm. Muazzez, Dilek ve İsmail’in koşacağı 110 km’lik parkurda koşmaya karar verdim.

Yarışmanın eğim grafiği
Yılın ilk aylarını hazırlık süresiyle geçirdikten sonra Trabzon Yarı Maratonu ile yarış sezonunu açtım. Sırayla, Runatolia ve Nashira Ultra Maratonu’nu koştum. Dönüp, arkama baktığımda İstria Ultra Maratonu kırk gün içerisinde koşacağım üçüncü yarış olacaktı. Bunun yanı sıra ITRA puan sistemini incelediğimde, koştuğum ultra maraton yarışlarının çoğunun XL yarış olduğunu fark ettim. Istria’da 110 km koşarsam yeni bir XL yarış koşmuş olacaktım. Gerek kırk gün içerisinde üçüncü yarışı koşacak olmam gerekse ITRA puan sisteminden dolayı, yarışa bir hafta kala 110 km’lik etaptan 69 km’lik etaba geçme kararı aldım. Bizden başka Hırvatistan’da tanıştığım Aslı ve Ayçag’da 42 km yarışında koşacaklardı.
Kaldığımız Otel

İstria bölgesi, Slovenya sınırına yakın olduğu için Lubyana’ya gidip araba kiralayarak yarış bölgesine gitmeye karar verdik. Duygusal sebeplerden dolayı ekipten bir gün önce Çarşamba günü Lubyana’ya uçtum. Geceyi havaalanına yakın bir hotelde geçirdikten sonra, sabah ekibi karşılamak için havaalanına gittim. Sabahın ilk ışıklarıyla beraber bizi bir sürpriz bekliyordu! Bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyordu. Yaptığımız plana göre, Perşembe günü Lubyana’yı gezip daha sonra yarışın başlayacağı Umag’a gidecektik. Yağmurla beraber, bu planı yarış sonrasına bırakıp Umag yolculuğuna başladık. Arabada “ Umag’da yağmur yağmıyordur, bu yağmur birazdan durur” gibi muhabbetler dönse de Umag’a vardığımızda orada da yağmur yağıyordu. Kalacak yer olarak 2+1 ev kiraladık. Daha önce katıldığımız yarışlardaki tecrübelerimize istinaden buna karar verdik. Çünkü yarış öncesi beslenmemizi bu şekilde daha iyi ayarlayabiliyorduk. Türkiye’den götürdüğümüz malzemelerle istediğimiz yemeği de yeme şansımız oldu. Vermiş olduğumuz kararın ne kadar doğru olduğunu Umag’a varınca daha iyi anladık. Umag turistik bir yer olduğu için ve turizm sezonu açılmadığından restaurantların çoğu kapalıydı.

Parkurdan Görünüm
Malzemelerimizi yerleştirdikten sonra yarış kitlerimizi almak için fuar bölgesine gittik. Fuarın başlangıç günü Cuma olduğundan bir çok stand boştu. Yarışma kitlerimizi aldıktan sonra kaldığımız yere dönüp dinlenmeye geçtik. Cuma sabahı kahvaltıdan sonra tekrar fuar alanına gittik. Standların tamamı doluydu. Kapadokya Ultra Trail standında Koray’ı ziyaret edip kaldığımız yere geri döndük. 110 km yarışı Cuma gece başlayacaktı. Ekip, son hazırlıklarını yaptıktan sonra onları uğurlamak için fuar alanına geri döndük. 100 mil yarışı, Cuma 14:00’de, 110 km yarışı o gece 00:00’da, 69 km yarışı Cumartesi sabah 09:00’da ve 42 km yarışı ise 12:00’de başlayacaktı. Aslı ve Ayçağ ile birlikte ekibi uğurladıktan sonra son hazırlıkları yapmak ve dinlenmek için kaldığımız yere döndük.
Cumartesi sabah erken uyandım. Dilek, beni aradı ve “bileğini burktuğu için yarışı terk ettiğini “ söyledi. Kahvaltı yaptıktan sonra yarış bölgesine gitmek için fuar alanına gittim. Saat 07:00’de otobüslere binip Buzet’e doğru harekete geçtik. Saat 8 gibi start alanındaydık. Buzet, 100 mil ve 110 km koşan koşucuların kontrol noktasıydı. Buradan geçen yarışmacıları alkışlayarak start saatini bekledim. 
Ve Yarış Başladı

Saatler 09:00’u gösterirken yarış başladı. Yarışın başlamasıyla öne çıktım. Yarışın 1. km’si asfalt ve yokuş aşağıydı. Sonrasında ise dik bir yokuş vardı. Çıkışın ortasına kadar birinci sıradaydım.  Çıkışın ortasında bacaklarım yanmaya başladı ve yavaşladım. Yavaşlayınca arkadan gelenler beni geçerek gittiler. Yokuşun bitmesiyle beraber iniş başladı. İnişle beraber kendime geldim. İkinci yokuşla beraber ön grubu yakaladım. Birinci kontrol noktasından, öndeki grubun 1 dakika arkasından geçtim.

Birinci kontrol noktası ile ikinci kontrol noktası arası yaklaşık 6 km idi ve bunun ilk kısmı yokuş aşağıydı. İkinci kontrol noktasından 1 km sonra tekrar yokuş başlıyordu. Yokuş öncesi grubu yakalamak için kontrol noktasından göğüs numaramı söyleyip hızlı bir şekilde geçtim. Parkur çok virajlı olduğu için birçok yerde 100 metre önünüzdeki koşucuyu görme şansınız olmuyordu. Yokuş aşağı hızlı bir şekilde indiğim için sola dönüşü kaçırdım. Yaklaşık 200 metre sonra işaret göremeyince bir terslik olduğunu anladım. Suunto saatime yarıştan önce rotayı yüklemiştim. Saatten rotayı açınca rotadan çıktığımı fark ettim. Dönüş yerine gelince “Dönüş işaretini nasıl göremedim diye” kendi kendime kızdım. Dönüş noktasını kaçırdığım için motivasyonum düştü ve bir anda gücümün bittiğimi hissettim. Bir sonraki kontrol noktasına kadar bu şekilde koştum.
Dönüşü kaçırınca bir kaç koşucuya daha geçildim. İkinci kontrol noktasında gelmeden kaybolduğum zaman beni geçen koşucuları geçtim. İkinci kontrol noktasında, 100 mil koşan koşucularıyla birleştik. Önümde bir sürü koşan vardı. Koşanların 100 mil mi, 69 km mi koştuklarını yanlarında geçerken anlayabildim. 27. km’deki kontrol noktasına geldiğimde, oturup bir şeyler yedim. Durup, düşünmeye başladım. “ öyle ya da böyle bu yarış bir şekilde bitecek, o zaman biran önce bitirmeliyim” dedim kendi kendime. Kontrol noktasından çıkarken beşinci olduğumu öğrendim. Kendime, ilk hedef olarak dördüncüyü yakalamayı koydum. Kontrol noktasında bir şeyler yemek ve biraz nefeslenmek gücümü yerine getirmişti. Bir sonraki kontrol noktası yaklaşık 10 km sonraydı. Yol, iniş ve çıkışlardan oluşuyordu. Bu kontrol noktasıyla beraber 110 km koşanlar ile beraber aynı parkurda koşmaya başladık. Koşarken sürekli birilerini geçtim. Parkurda birilerini gördükçe motivasyonum da arttı. Kapsama alanıma birileri girince acaba dördüncüyü mü yakaladım diye düşündüm ama yanlarında geçerken dördüncü olmadığını fark ettim.


Yeni Hedef
Saatler ilerledikçe güneş etkisini göstermeye başladı ve su tüketimim arttı. Üçüncü kontrol noktasına girerken dördüncünün kontrol noktasından çıktığını gördüm. Kontrol noktasında çantama su koymayı düşünüyordum fakat dördüncüyü görünce planım bir anda değişti. Kontrol noktasından elime birkaç dilim portakal ve limon aldıktan sonra çıktım. Yaklaşık 1 km sonra dördüncüyü yakalayıp geçtim. Üçüncünün yakınlarda bir yerlerde olabileceği düşüncesi motivasyonumu artırdı. Bu motivasyon ile tempolu koşmaya başladım. Fakat beni bekleyen bir sürpriz vardı. 40. km’de suyum bitti. 27.km’deki kontrol noktasında suyumu doldurmuştum. Demek ki sıcaklıkla birlikte düşündüğümden fazla su tüketmiştim. Bir sonraki kontrol noktasının 45. km’de olduğunu biliyordum. Yol kitabına bakınca noktanın 47. km’de olduğunu fark ettim. Suyum bitmişti ve önümde koşmam gereken 7 km’lik bir mesafe vardı. 1 km boyunca “yoldaki su birikintilerinden su içsem mi?” diye düşündüm. Yağmur, daha iki gün önce yağmıştı. Su birikintilerinin kirlenmediğini fark ettim. Çantamdaki su şişesini çıkartıp su birikintisine daldırıp bir bardak su içtim. İçtiğim su beni 2 km götürdü. Bu esnada parkurda koşanları görsem de, acaba yanlış anlaşılır mıyım diye hiç birinden su isteyemedim. 1 km sonra organizasyon görevlilerini gördüm. Yanlarında su olup olmadığı sordum. Verdikleri cevap “evet” olunca mutlu oldum. Elindeki su şişesinde çok az su vardı.  Su doldurmaya gittiğinde masada kola gördüm. 2.5 lt’lik kola şişesinin dibinde biraz kola vardı. Kola şişesi elime alıp içecekken masadaki görevli içindekinin kola değil viski olduğunu söyledi. 


Kola hayalimde bu şekilde suya düştü. Çantama su doldurduktan sonra tekrar koşmaya başladım. 46.km’de 100 mil kadınlar üçüncüsünü yakaladım. Yanından geçerken dönüş noktasını kaçırdım. Yanlış yola gittiğimi uyarmadı. Yaklaşık 100 metre sonra işaretleri göremeyince yanlış yola gittiğimi anladım. Saatime baktığımda rotaya paralel gittiğimi fark ettim. Arkamdaki kadın sporcu gelmeyince geri dönüp doğru patikaya girdim. Kısa bir süre sonra benim yanlış girdiğim patikayla yol birleşti. Aslında paralel giden patikadan koşsaydım aynı noktaya çıkacaktım ama işaretleri takip etmek her zaman esas olduğu için doğru yola döndüm. 47.km’deki kontrol noktası, 42 km yarışının başlangıç noktasıydı. Kontrol noktasından geçerken yarışın başlamasına az kalmıştı. Bu yüzden dolayı yarışa başlayacakları görmeyi umuyordum fakat kimseyi göremedim. Kontrol noktasına vardığımda yarışın üçüncüsü oradaydı, beni görünce hemen çıktı.
Bu sefer, bir önceki kontrol noktasında yapmış olduğum hatayı yapmamaya karar verdim. Çantama su doldurduktan sonra kontrol noktasında kola içip peynir, ekmek yedim. Noktadan çıkarken yanıma elma ve portakal aldım. Üçüncü artık yakınlardaydı ve yakalamam an meselesi diye düşünmeye başladım. Ama üçüncüyü ancak 54. km’de yakalayabildim. Aramızda 50 metre fark kaldığında her iki ayağıma kramp girmeye başladı. Kendi kendime “ şimdi bunun zamanı mı?” dedim. Tam rakibimi yakalamışken karşıma kramp çıkmıştı. Daha önce olsa rölanti bir şekilde koşup bitiş noktasına ulaşmayı hedefleyecektim ama yarışı bu noktaya getirdikten sonra geri adım atmak olmazdı. Üçüncüyü yakaladığımdan kendimden emin bir şekilde “Andi merhaba” dedim. 12. km’de kaybolduğumda, kendisi ile ikinci kontrol noktasına kadar beraber koşmuş ve Slovenyalı olan Andi ile tanışmıştık. Bana “Mahmut Merhaba” diye cevap verdi. “Nasılsın?” dedim “İyiyim ama senin durumun daha iyi “ deyip geçmeme izin verdi. Andi’nin yanından geçtikten sonra tempomu biraz daha arttırdım çünkü bu kısım rakibin psikolojisini bozmak için çok önemliydi. Her iki ayağıma birden kramp girdiğini bilse,bu kadar kolay bir şekilde geçilir miydi acaba? 56. kontrol noktasına gelmeden, yaklaşık 700 metrelik bir çıkış vardı. Çıkışta hafif hafif kramplar girse de burası fark artırmak için güzel bir noktaydı. Çünkü yarışın geri kalan kısmı tatlı bir inişle beraber genelde düzdü. Yokuşu hiç yürümeden kontrol noktasına kadar koştum. Kontrol noktasından yanıma elma, portakal ve incir alarak oyalanmadan çıktım. Kontrol noktasından sonra asfaltan 1 km yokuş aşağı indik. 
Asfaltan yokuş aşağı inmek krampım daha da arttırdı ve koşarken baya zorlandım. Ama durup esnetme yapmak istemedim. Patikanın girişine kadar tempomu biraz düşürüp koşmaya devam ettim. Patikaya girer girmez durup bir dakika esnetme yaptım ve kendimi daha iyi hissettim. İnce patikada tempomu sabitleyerek koşmaya devam ettim. Koşarken 100 mil ve 110 km koşanları selam verip geçtim. Son 9 km’ye girdiğimde taşa takılıp düştüm. Yere düştüğümde her iki bacağıma da kramp girdi. Bir dakika yerde kaldım. Bir dakika sonra doğrulup, zorla ayağa kalktım. İkinciyi yakalama ümidi ve dördüncüye yakalanmama çabasıyla kilometreler ilerlemeye devam etti. Son 1 kilometreye girdiğimde yanıma biri geldi. Tempomu artırmaya başladığımda “merak etme ben 42 km koşuyorum arkadaki yaklaşık 5 dakika geride” dedi. Beraber şehre girdik. Organizasyonda görevli olanlar bizi bitiş noktasına doğru yönlendirdi. Son metrelere girerken büyük bir kalabalık vardı. Çantamdaki bayrağımı çıkartıp bitiş noktasından alkışlar eşliğinde geçtim. Bitiş noktasında Koray beni bekliyordu. Koray’ı görünce mutlu oldum. Tanıdık birinin bitiş noktasında beklemesi güzel bir duygu. Birlikte fotoğraf çektikten sonra bir şey yemek için yemek çadırına gittim. Yarışı bitirmenin mutluluğu ile görevlilerle muhabbet edip bir şeyler yedim. Koray sağ olsun elinden geldiğince bitiş noktasında bana yardım etti. Neredeyse tüm enerjimi bitirmiş bir şekilde bitiş noktasından geçmiştim.
Bir yarış daha sonra ermişti. Yarışın büyük bir kısmından keyif aldım. İniş ve çıkışları çok olan teknik bir parkurdu. Parkurun yüzde doksan beşi patikaydı. Patika olan kısımların büyük bir bölümü ise ince patikaydı. Yani sadece bir kişinin koşabileceği kadar genişti. Yarış boyunca, yarışma harici birçok kişiyle karşılaştım. İnsanlar bisikletlerini alıp kendilerini doğaya bırakmıştı. Bizim koşmakta zorlandığımız ince patikalarda onlar bisiklete biniyordu. Parkurda bir çok tarihi köyden geçtik. Kontrol noktalarının biri hariç hepsi köylerdeydi. Geçtiğimiz köylerde tarihin izleri duruyordu. Ama yarışta olduğum için bu tarihin keyfini çıkartma şansım maalesef yoktu.  Yarışın eğim grafiğine baktığımızda çıkış noktası olan her yerde tarihi bir köy vardı. Tarihi köylerden indikten sonra tepede başka bir köy görünüyordu. Bir sonraki kontrol noktası tepedeki köy deyip kendimi motive etmeye çalıştım. Ben iki kere rotadan çıksam da parkurun işaretlemesi kusursuzdu. Her 10 veya 15 metrede işaret vardı. Dönüş noktaları özellikle belirtilmişti. Kontrol noktalarındaki masalardaki yiyecekler çok çeşitliydi hatta vejetaryan masası bile vardı. Masalardaki görevliler sıcakkanlı ve güler yüzlüydü. Ellerinden geldiğince yardımcı olmaya çalıştılar. Önümüzdeki yıllarda, yurtdışında yarış koşmayı düşünen arkadaşlara kesinlikle tavsiye ediyorum. Organizasyon emeği geçen herkese teşekkür ederim. Suunto gözüyle yarış kaydım.



Bir macera daha sonra erdi. Yeni maceralarda görüşmek dileğiyle…

26 Kasım 2015 Perşembe

Karar Karardır Asla Değişmez (Kalahari Augrabies Extreme Maraton 2015)

Aslında gitmeye pek de gönüllü değildim. Geçen yılın kazananı olduğum için yarışmaya katılım ücreti ödemeyecektim. Büyükelçimiz Kaan ESENENER Türk Hava Yollarından ücretsiz uçak bileti ayarlayınca Bakiye Abla ile beraber Güney Afrika yolu bir kez daha göründü. Koca bir yıl işlerden ve aksiliklerden dolayı çok fazla ultra maraton yarışı koşamamıştım. Temmuz ayının sonuyla birlikte ultra maraton sezonu benim için tekrar açıldı diyebiliriz. 

Sırasıyla Runfire Cappadocia (252 km), Aladağlar Ultra Trail (46 km), Frig Vadisi Ultra Maratonu (42 km) ve Likya yolu ultra maratonunu (240 km) koştuktan sonra sırada Kalahari Augrabies Extreme Maraton vardı. (Kağıt üstünde 252 km).

Bakiye Abla ile 20 Ekim günü bir kez daha Johannesburg yolculuğu başladı. 20 ve 21 Ekim günlerini Johannesburg’da geçirdikten sonra 22 Ekim günü Johannesburg’dan Uphilton’a uçtuk. Uphilton’dan yaklaşık iki saatlik otobüs yolculuğu sonrasında Kalahari Augrabies National Park’a ulaştık. Yarış 24 Ekim Cumartesi günü başlayacaktı. 22 ve 23 Ekim günlerini National Park’ta tanıdık yüzlerle geçirdik.


Bu yıl yarış zorlu olacağa benziyordu. Yaklaşık 45 derece sıcaklık vardı. Cumartesi sabahı yarış başladı. Birinci gün bizi 25 km’lik bir parkur bekliyordu. Yarışın başlamasıyla beraber geçen yılın dördüncüsü Martin ve 2012 yılı şampiyonu Hylton öne geçti. İngiliz Nathan’da bu ikilinin arkasına takıldı. İlk gün olduğu için yarışın başında çok tempolu gitmeyi düşünmedim çünkü çantam ağırdı ve kat edilecek çok mesafe vardı. İlk kontrol noktası olan 8.5 km’de bu üçlüyü yakaladım. Kontrol noktasında, Nathan ile birlikte oyalanmadan çıktığımız için diğer ikili arkamızda kaldı. Parkurun geri kalan kısmını sabit tempoda koşarak ve kontrol noktalarında fazla oyalanmadan Nathan ile birlikte 2 saat 3 dakikada bitirdik. Hylton yaklaşık 3 dakika arkamızdan geldi.

Yarış, organizasyon için baya sıkıntılı başlamıştı. Bu yıl geçen iki yıla göre çok kırıcıydı. Yarışa başlayan 70 sporcudan 8’i ilk gün yarışı terk etti oysa geçen yıl yarış boyunca 4 kişi yarışı terk etmişti. Alman bir kadın sporcu yolunu kaybettikten sonra çantasını çıkartıp yolu aramaya kalkınca dehidrasyona girdi. Organizasyon tarafından şans eseri baygın bir şekilde bulundu ve iki gün hastanede geçirdi.

Etabın bitmesiyle 3 tane 1.5 lt (toplam 4.5 lt) su hakkımız vardı. Etap biter bitmez o hararetle 1.5 lt su bir dikişte bitirdim, kaldı 3 lt suyum. Bir sonra ki ilk kontrol noktasına kadar başka su hakkım yoktu ama bu yıl geçen yıllardan farklı olarak sınırsız sıcak su vardı. Su ihtiyacımı gidermek için sürekli çay içtim öyle ki kaç bardak çay içtiğimi hatırlamıyorum.

Kaldığımız çadırlar çok sıcak olduğu için bir kaya bulup koca bir günü o kayanın altında geçirdim. Öğleden sonra yarış direktörü kamp alanına geldiğinde ona “Ekstra su verilmesi gerektiğini ve bu şekilde bir çok sporcunun yarışı bitiremeyeceğini” söyledim. Bana cevap olarak “kamp alanına sporcu sayısı kadar su getirdikleri ve MDS(Maraton des Sable)’i örnek göstererek birçok yarışmada bu şekilde olduğunu” söyledi. Ben de kendisine “Haklı olduğunu fakat hiçbir yarışta bu sıcaklıkların olmadığını” belirttim. Akşam olunca yarışı terk eden 8 sporcunun su hakkını da sporculara eşit olarak dağıttılar.


İkinci gün bizi, 35 km’lik zorlu bir parkur bekliyordu. 35 km’nin yaklaşık 17 km’si benim en çok nefret ettiğim bölüm olan kumlu dere yataklarından oluşuyordu. İlk kontrol noktasına kadar Orange nehrinin kenarından koşacaktık. Bu kısım kumlu ve kayalıktı. İkinci gün de ilk günden farklı değildi ve sıcaklık yine etkisini gösterdi. Yarışın başlamasıyla senaryo dünkü gibi oldu Martin ve Hylton öne çıktı. Bu sefer Nathan benimle birlikte kaldı. İlk kontrol noktasına varmadan bu ikiliyi yine yakaladık. İlk kontrol noktasına dördümüz beraber girdik. Kontrol noktasında anlamsız bir şekilde oyalandım geri dönüp arkama baktığımda neden oyalandığıma hala anlam veremiyorum. Martin kontrol noktasından sonra temposunu artırdı. Nathan ve Hylton onun arkasından devam etti. Bende bu ikiliyi kontrol noktasında kaybettiğim zamandan dolayı 100 metre arkadan takip ettim. İkinci kontrol noktasından hızlı bir şekilde çıkıp aradaki farkı kapatmayı planladığımdan dolayı tempomu bozmadan aradaki farkı koruyarak ikinci kontrol noktasına kadar bu şekilde devam ettim. İkinci kontrol noktasından hızlı çıktım ama bu sefer bu ikili de kontrol noktasından hızlı çıktı. Aramızdaki fark bu nedenle çok fazla kapanmadı. İkinci ve üçüncü kontrol noktasına kadar kumlu dere yatağında koşacaktık bundan dolayı kumlu dere yatağına girmeden bu ikiliyi yakalamam gerekiyordu. Geçen yıllardan tecrübem, kumlu dere yatağında biriyle koştuğumda tek başıma koştuğumdan daha iyi koşuyordum. Kumlu dere yatağına girmeden farkı 50 metreye kadar düşürmeme rağmen bu ikiliyi yakalayamadım.
Kumlu dere yatağıyla beraber sıcaklık etkisini daha fazla göstermeye başladı. Yaklaşık 7 km dere yatağında koşacaktık. Kumlu dere yatağına girmemizle beraber aramızdaki fark açılmaya başladı ve kısa bir süre sonra öndeki ikiliyi görmemeye başladım. Farkın açılmaması için kendimi motive etmeye çalışıyordum ama kum ayaklarımdaki tüm enerjiyi alıyordu. Kendi kendime “sabret, az kaldı ve geri çevrilmesi zor farkın açılmasına izin verme” diyerek koşmaya devam ettim.


Üçüncü kontrol noktasına ulaştığımda aramızdaki fark 10 dakikaya çıktı. Üçüncü ve dördüncü kontrol noktasının arasında parkur sertti. Burada, canlı koşup farkı kapatmaya çalıştım. Dördüncü kontrol noktasında Martin’i yakaladım ve aradaki farkı 8 dakikaya düşürdüm. Ama son kısım yine kumlu dere yatağıydı. Kumlu dere yatağında debelene debelene bitiş noktasından 3 saat 26 dakikada 3. olarak geçtim.  İkinci gün sonunda genel klasmanda da üçüncülüğe geriledim. Nathan’nın yaklaşık 12 dakika, Hylton’nın da 7 dakika gerisine düştüm. İkinci günün özetini yapacak olursak benim için kötü fakat telafisi mümkün olan bir gündü,10 dakikalık bir fark bu tarz bir yarış için çok da büyük bir fark değildi.
Kamp alanı, Orange nehrinin kenarındaydı. Aslına bakarsanız bundan sonraki tüm kamp noktaları Orange nehri kenarında olacaktı. Bu bizim için yarışmanın başında bakınca bir avantajdı ama yarış içerisinde dezavantaja döndü. Yarış sonrasında suya girip serinlemek ve temizlenmek güzeldi ama bir sonraki gün koşuya kumlu dere yatağından yukarı çıkarak başlamamız ve gün sonunda başka bir dere yatağından aşağı inip Orange nehri kenarına gelmemiz anlamına geliyordu. Bu arada Kalahari çölü, bu gün de 5 kişinin yarışı terk etmesini sağlamıştı. Martin de organizasyon tarafından diskalifiye edildi. Böylece ikinci gün sonunda yarışı bırakanların sayısı 14’e çıktı.

Üçüncü gün sıcaklık yine 45 dereceyi gösteriyordu ve bizi 40 km’lik bir parkur bekliyordu. Mesafe olarak ikinci günden fazla olsa da daha kolay bir gündü. Yarışmanın başlamasıyla beraber bu sefer öne geçmesi gereken kişi bendim. Çünkü kapatmam gereken bir fark vardı. Yarış yine kumlu dere yatağıyla başladı. Yaklaşık 5 km dere yatağında koşacaktık. Güne kendimi mental olarak hazırlarken bir şekilde dere yatağından grupla beraber çıkmam gerektiğinin kararına vardım. Bundan dolayı kumlu dere yatağı boyunca kimsenin öne geçip tempoyu artırmasına izin vermedim. Dere yatağı bitene kadar tempoyu ben ayarladım. Çantam da artık hafiflemeye başlamıştı. Bunun etkisiyle daha rahat koşuyordum, dere yatağı biter bitmez tempoyu artırdım. Temponun artmasıyla beraber Hylton gruptan koptu. Nathan ile beraber kaldı. Tempoyu biraz daha artırıp 3 veya 4 km daha  tempolu gidip Nathan’ı da koparmaya karar verdim. Bu 3-4 km’de Nathan’ı kopartamasam normal tempoma dönmem gerekiyordu çünkü dördüncü gün uzun etap vardı. Uzun etap öncesi kendimi çok da yıpratmak istemiyordum. 3 km tempolu koştuktan sonra Nathan’ı kopartamayınca normal tempoma döndüm. Gün içerisinde özellikle kontrol noktaları çıkışlarında ara ara yine Nathan’ı koparmayı denesem de bunda başarılı olamadım. Günün son 4 km’sinde kumlu dere yatağından kamp alanına gittiğimiz için Nathan’ın 38 saniye arkasından günü 3 saat 36 dakikada bitirdim. Hylton 4 saat 15 dakika da bitiş noktasından geçince genel klasmanda ikinciliğe çıktım. Artık önümde sadece Nathan vardı ve aramızdaki fark sadece 13 dakikaydı. Hylton ile aramda yaklaşık 35 dakika fark vardı. Bu gün de yarışı iki kişi terk etti. Böylece 70 kişi başladığımız bu zorlu macera da 54 kişi kaldık.

Dördüncü gün uzun etap vardı. 81 km koşacaktık. Yarışa en yavaş sporcular sabah 6’da en hızlı koşucular öğlen 1’de başladı. Nathan ve ben öğlen 1’de başlarken Hylton üçüncü gün kötü koştuğu için 12:30’da tek başına başladı. 81 km’lik parkurun büyük bir kısmı kumlu değildi. İlk 20 km’nin büyük bir kısmı kumlu olmasına rağmen geri kalan kısım da çok fazla kum yoktu, ilk kontrol noktasına kadar kumlu dere yatağından yukarı doğru çıktık.


Dördüncü gün de üçüncü günkü stratejimi uyguladım, dere yatağı bitene kadar en önde koşup Nathan’ın öne geçmesine izin vermedim. Kontrol noktası 8.5 km’de olması gerekirken 11.km’de idi. Birinci kontrol noktasına kadar Nathan’ın ile birlikte gittik. Birinci kontrol noktasına gelince yarışmanın dördüncüsü İspanyol Julen’in yarışı terk ettiğini gördüm. Sıcaklık bu gün daha fazlaydı ve sıcaklıktan çok etkilendiği için ayaklarına kramplar girdiğinden yarışı bırakmış. Kontrol noktasında fazla oyalanmadan çıktım. Nathan’ın kontrol noktasında oyalandığını fark edince tempomu artırdım. Artık tek başıma koşmaya başladım. Mesafeler ilerledikçe yarışa erken başlayanları yakalamaya başladım. Sıcaklık yaklaşık 47 dereceydi. Sıcaklıktan dolayı sporcular temkinli koşuyordu. 14.km’ye gediğimde Hlyton’ı yakaladım. Hylton’ı yakaladığımda çok şaşırdım. Bu kadar kısa sürede onu yakalamayı hiç beklemiyordum. “İyi misin” diye sordum. “İyim” diye cevap verince koşmaya devam ettim. İkinci kontrol noktası 17.nci km’de olması gerekiyordu. İlk kontrol noktası kayınca diğer kontrol noktaları da kaymış. 17 km’ye gelince kafamda “Acaba yanlış mı koşuyorum” sorularıyla koşmaya devam ettim. Geçtiğim her sporcuya “Daha ikinci kontrol noktasını geçmedik değil mi?” diye sordum.

 Cevaplar “Hayır” olunca koşmaya devam ettim. İkinci kontrol noktasına geldiğimde büyük bir kalabalık vardı. Bakiye Abla da ordaydı. Bakiye ablayı da bu kadar erken yakalamayı beklemiyordum. Kalabalığı görünce sporcuların sıcaktan dolayı burada beklediklerini düşündüm. Kontrol noktasına gelince hakemler “Yarışmayı burada durdurduk” dediler. Ben de “Neden?” diye sordum. “Doktorun kararı” diye cevap verdiler. İlk başta hava kararana kadar burada bekleyeceğimizi sonra koşmaya başlayacağımızı düşündüm. Çantamdan bir şeyler çıkartıp yedim. Sonra etabın geri kalanın koşulmayacağı öğrendim. Nathan benden yaklaşık 5 dakika sonra kontrol noktasına geldi. Aradaki fark 8 dakikaya düştü diye düşünürken yarış direktörü “Günün tamamen iptal olduğunu” sporculara anons etti. Acaba yanlış mı anladım diye direktörle konuşmaya gittim. “Gün tamamen mi iptal oldu” diye sordum. Cevap “Evet” olunca “Neden böyle bir karar verdiklerini” sordum. Cevabı “ Sen yarış kazanacaksın diye ben hapse mi gideyim. Bu ülkede belli kurallar var” oldu. Bu cevabı duyunca şaşırdım ve “ Yarışmayı durdurmanıza hiç bir şey demiyorum. Tabi ki sizin önceliğiniz sporcuların sağlığını düşünmek. Parkurun geri kalanını neden koşmadığımızı sorgulamıyorum. Sorguladığım günün neden iptal olduğu. Sonuçta koşulan bir mesafe var ve siz bu koştuğumuz mesafeyi hiç koşulmamış gibi kabul ediyorsunuz. Bunun nedenini öğrenebilir miyim?” diye sordum. Cevap olarak “Hakemlerin zaman almadığını” söyledi. Ama şundan da eminim ben kontrol noktasına geldiğimde hakemler benim geliş zamanımı yazdıklarını gördüm. Konuşma tarzından bu konuşmanın bana bir şey kazandırmayacağını anladıktan sonra yanından ayrıldım.

Yaklaşık 2 saat ,ikinci kontrol noktasında bekledikten sonra otobüslerle kamp alanına götürüldük. Daha sonra öğrendiğim bilgilere göre organizasyon gece işaretlemesini beşinci kontrol noktasından sonra yapmış. Sporcular temkinli koştuklarından, saat 15:00 olduğunda ilk grup sporcular yani sabah 06:00’da çıkan sporcular dahil kimse üçüncü kontrol noktasına varamamış. Dolayısıyla hava karardığında halen beşinci kontrol noktasına varamamış olacaklardı. Sıcaklığı bahane ederek koca bir günü iptal ettiler. Böylece ilk iki kontrol noktasında yarışı terk eden yarışmanın üçüncü Hlyton ve dördüncü İspanyol Julen’in de aralarında olduğu 4 sporcu tekrar yarışa dönmüş oldu. Kamp alanına vardığımda tüm sporcularda bir hayal kırıklığı vardı. Bir çok sporcu günün iptal edilmesinden şikayetçiydi ve organizasyonu eleştiriyordu. Akşam yemeğini yedikten sonra yattık. Önümüzde koca bir boş gün vardı, bu günün dedikodusunu yapacak kocaman bir gün.
Uzun etapta bazı sporcuların gece yarısı veya sabaha karşı bitiş noktasına varacağı düşünüldüğünden dolayı beşinci gün boş gündü. Öğlene doğru kamp direktörü tüm sporcuları toplayıp “Yarış direktörünün öğleden sonra gelip yaşananlar hakkında bize bilgi vereceği ve altıncı gün etabının sabah saat 03:00’de başlayacağını” duyurdu.
Altıncı gün 47 km’lik bir etap vardı. Yarışın başlangıç ve bitiş noktası aynı yerdi yani dairesel bir parkur koşacaktık. Öğleden sonra yarış direktörü geldiğinde “Yaşananlar için üzgün olduğunu, tüm parkuru koşturmak istediğini ama sıcaklıktan dolayı uzun günü iptal etmek zorunda kaldıklarını, yarın koşacağımız parkuru bu gece koşacağımızı ve mesafeyi 33 km’ye indirdiklerini söyledikten sonra herkesten bunun için özür diledi. Bunca yaşananları bir özür ile geçiştirdi ve kimseden ses çıkmadı.
Artık tüm planlarımı gece koşacağımız 33 km’ye göre yapmam gerekiyordu. Saatler 7’yi gösterirken ilk grup start aldı. Biz de 7:30’da start aldık. Yarışın başlamasıyla beraber tempolu koşmaya karar verdim. Gidebildiğim yere kadar tempoyu sürekli yükleyecektim. Ya ben ayakta kalacaktım ya da Nathan. Ve ayakta kalan yarışı kazanacaktı. Hylton’da bizimle beraber savaşmaya karar verdi ama ilk yıkılan da o oldu. 6.km’de Hylton koptu. Tekrar Nathan ile baş başa kaldık, ikimizin de geri adım atmaya niyeti yoktu. Benim zorlandığım yerlerde o tempoyu artırdı, onun zorlandığı yerlerde ben tempoyu artırdım. Yıkılmadan ilk kontrol noktasına kadar ulaştık. Kontrol noktasına geldiğimizde hakemler “Ayın çok parlak olduğunu bundan dolayı işaretler belli olmadığını ve yarışı durdurduklarını ay yükseldikten sonra tekrar başlatacaklarını” söylediler. Tepkim çok sert oldu. “Şaka mı bu?” Cevap “Hayır” olunca “Bizimle dalga mı geçiyorsunuz. Kafamızdaki fener ne işe yarıyor.” diye sordum. Hakemlere bu şekilde yüklenmem yanlıştı ama konuşacak sadece onlar vardı. Çok sinirlenmiştim. 10 km boyunca tempolu bir şekilde koştuk. Tam ya ben kopacaktım ya da rakibim ama organizasyon yarışı durdurmaya karar vermiş. “Neden koşuyoruz ki!!!” diye düşünmeye başladım ve Bakiye Ablaya “Artık rölanti bir tempoda koşacağımı ve bitişe o şekilde gideceğimi” söyledim.

Bu karardan sonra yarış artık benim için bitti!!! Yaklaşık 40 dakika sonra beşerli gruplar halinde tekrar start aldık. Nathan’a “Artık benim için yarış bitti. Rölanti tempoda koşacağım.” dedim. 12.km’ye kadar Nathan ile birlikte koştuktan sonra Nathan yarış temposuna döndü bende onu arkadan takip etmeye başladım. Fark 300 metreye kadar çıktıktan sonra geceyi bir an önce bitirmek için tempomu artırdım. Her 5 km’de bir su noktası her 10 km’de bir kontrol noktası vardı. Yarışın 23.km’sine geldiğimizde ışıklar bir anda arttı. Ben de ışıkları takip ettim. Işıkları takip ederken bir şeylerin ters gittiğini anladım. Sanki aynı yerde dönüyoruz diye düşünürken iki hakemle karşılaştım. “Ne tarafa koşuyoruz?” diye sordum. “Lop yapacaksınız” diye cevap verdi. Bende “lopu koştum” diye cevap verince geldiğim tarafı göstererek “Bu tarafa koşacaksın” diye cevap verdi. Hakemin gösterdiği tarafa bakınca ben o taraftan geldim deyip arkamdan gelen Güney Afrikalı bir sporcuyla tekrar lopa girdim. İlk lopta ışıklara doğru koştuğum için lopu kestirmeden koştum. Bu sefer lopun tamamını koştum.

Tekrar aynı hakemleri görünce “Biri bize ne yaptığımızı açıklayabilir mi? Aynı yerde dönüp duruyoruz” diye bağırdım. Hakem bana “Benimle bu şekilde konuşamazsın yoksa seni diskalifiye ederim. Sana bu taraftan koşacaksın dedim sen tekrar lopa girdin” diye cevap verdi. O an hakeme kafa atmak istedim ama işte her istediğimizi yapamıyoruz. Geldiğim yöne doğru Güney Afrikalı sporcuyla beraber koştuk. Kontrol noktasına kadar onunla koştum. Geri dönüş yolunda gördüğüm sporculara lop yapacaklarını söyledim. Kontrol noktasına geldiğimiz de lop yapıp buraya geri geleceğimizi biliyor muydunuz diye sordum. Evet biliyorduk diye cevap gelince neden söylemediniz dedim. Ne tarafa koşacağız deyince geldiğimiz tarafı gösterdiler. Bu işte bir terslik vardı. Ama neydi bir türlü bulamıyordum. Kendi kendime inşallah geldiğimiz yerden geri dönmüyoruzdur demeye başladım. Artık Nathan’ın da göremiyordum.

31.km’ye kadar bu şekilde koştum. 31.km’de yarış direktörünü gördüm. “Lopa iki kere girdiğimi söyledim ve ne kadar daha koşacağımız?” diye sordum. Bana “İki kere lopa girmen imkansız” diye cevap verdi. “Girdim” deyince “Tamam Mahmut iki kere üç kere lopu koştun. Konuşarak nefes alıp dinlenmeye koşmaya devam et” dedi. 33.km’ye geldiğimizde hakemlere bitti mi diye sordum. Hakemler kampa geri koşacaksınız deyince. Anladım ki bu gece tam bir işkence. 33 km diye yola çıktık. 10.km’de yarışı durdurdular şimdi de 47 km koşacağımızı söylüyorlar. Şaka gibi ama yaşadıklarımız gerçekti. Bitiş noktasından geçmekten başka şansım yoktu. Söylene söylene bitiş noktasından geçtim. Bitiş noktasına vardığımda parkuru hazırlayan görevlilerde biri de oradaydı. “Starta parkurun bu şekilde olduğunu bilip bilmediğini” sordum. Cevabı netti “Bilmiyordum.”

Yaşadıklarımı anlatmaya çalıştım, ben konuştum onlar dinleyip hak verdiler. Zaten bir şey söylemeye yüzleri yoktu. Nathan’ın ile günün değerlemesini yaptıktan sonra çorba içip uyku tulumuma girip uyudum. Kabus gibi geçen bir günün bir an önce bitmesini istiyordum. Gece koştuğumuzdan dolayı Perşembe günü de boş geçti. Yarışma direktörü öğleden sonra kamp alanına geldi. “İkinci kez yarışmacılardan özür diledi. İsterseniz bugün yarışı burada bitirebiliriz. Fakat ben eminim ki hepiniz bitiş noktasından geçmek istiyorsunuz. Bundan dolayı son gün koşacağınız 26 km’lik parkuru 11 km’ye düşürdük. Buradan direk National Park’a koşacaksınız” dedi. Son gün sembolik olarak 11 km koşacağımızdan dolayı yarış artık bitmişti. Sporcuların hepsi dere içerisinde muhabbet edip bir şeyler yiyerek koca günü bitirdi. Herkes organizasyonu eleştiriyordu ama kimse direktöre bu konudaki şikayetlerini iletmiyordu. Gün içerisinde öğrenmiş olduğumuz bilgiler iyice şaşırmamıza neden oldu. Bilgiler şu şekildeydi, parkuru işaretleyen ATV arazi aracı arıza yapınca parkurun işaretlemesini vaktinde bitirememiş. Bizi 10.km’de bekletme sebepleri de buymuş. Benim lopta gördüğüm ışıkların sebebi de Nathan oraya vardığında organizasyonun direktörü işaretlemenin bitmediğini söyleyip Nathan’ı yavaşlatmış. Aslına bakarsanız o gece kimse bizim ne kadar koşacağımızı bilmiyordu. Ne yarış direktörü, ne doktorlar, ne görevliler ne de biz. Geçtiğimiz yıllarda organizasyon bir karar verdiğinde bu karardan alsa vazgeçmemişti. “Karar karardır. Asla değişmez” felsefesine sahiplerdi. Bu yıl ise planlar istedikleri gibi işlemeyince alınan kararlar sürekli değişti. Kararlar değiştikçe daha kötü kararlar alındı.

Son gün ilk grup saat 9’da biz ise 9:30’da start aldık. Formalite için koşulması gereken bu etabı sadece koşmam gerektiği için koştum diyebiliriz. En kısa yoldan National Park’a giden yol üzerinden koştuk. Bitiş noktasına yaklaştığımda bir haftadır sırtımda taşıdığım bayrağımızı ve Beşiktaş atkısını çıkarttım ve bitiş noktasından bu şekilde geçtim.



252 km olarak planlanan 180 km koştuğumuz fakat 160 km’sinin sayıldığı bu yarışı da bitirmiş oldum. Ultra maratonlarda her zaman hedef bitiş noktasından geçmektir. Bitirmenin yanı sıra ikinci olarak yarışı bitirerek ülkemizi en iyi şekilde temsil ettiğimi düşünüyorum. Bakiye Abla ise yarışmayı kadınlarda beşinci olarak tamamladı.

Yeni maceralarda buluşmak dileğiyle. 

2 Temmuz 2015 Perşembe

Sapanca Dağ Maratonu-2015

İki yeni arazi koşusu; geçtiğimiz hafta sonu ülkemize kazandırıldı. Bunlardan biri Sapanca Dağ Maratonu, diğeri ise Rize Hemşin’de düzenlenen Kaçkar Ultra Maratonuydu. Eskiden “Yarış olsa da koşsak” dediğimiz günlerden; şimdi “Hangi yarışı koşsak” konumuna geldik. Bizlere bu iki güzel organizasyonu kazandıran Alper Dalkılıç ve Unlimited Academy’e çok teşekkür ederim. Bu iki yarıştan birini seçmem gerekiyordu. Ben Alicem’e daha önce söz verdiğim için Sapanca Dağ Koşusunu seçtim. Organizasyon; ilk defa yapılması nedeniyle ufak tefek aksaklıklar olsa da çok güzel oldu. Kaçkar Ultra maratonunu koşanlarla konuştuğumda onlar da yarışmayı çok beğendiklerini söylediler. Bana düşen şu anda Sapanca Dağ Koşusunu koştuğum için bu yarışı anlatmak. Kaçkar Ultra Maratonu koşan arkadaşların raporlarını da dört gözle bekliyorum. 
Start Anı

Sapanca Dağ Koşusu; 5,30 ve 50 km’lik üç farklı parkurdan oluşan bir yarışma. Tabi ki ben her zamanki gibi zor olan parkuru seçip 50 km koştum. Aslına bakarsanız 5 km’lik yarış 6.5 km, 30 km’lik parkur yarış öncesi yağan yoğun yağmurdan dolayı 25 km, 50 km’lik parkur ise 47 km idi.

Yarış için cuma akşamı Şengül Üzen’le beraber İstanbul’dan Sapanca’ya doğru yola çıktık. Cuma akşamı İzmit’te çalışan arkadaşım Çağlar Kasım’la buluşup yarışmanın ana sponsoru olan NG Sapanca Oteline gittik. Göğüs numaralarını aldıktan ve arkadaşlarla muhabbet ettikten sonra Çağlar’ın evine doğru yola çıktık. Cumartesi sabahı erken kalkıp NG Sapanca Otelin gittik. Sapanca, İstanbul’a yakın olduğu için Cuma akşamı yerine Cumartesi sabahı yarışma alanına gitme seçeneği değerlendirilebilir. Nitekim cumartesi sabah İstanbul’dan gelen arkadaşlar da sabah biraz erken kalksalar da başlangıç noktasına gitmek amacıyla sabah 8’de NG Sapanca Otelde oldular.

Hacımercan Köyü-5 km bitiş noktası
Yarış Sapanca gölünün kenarında Harmanlık’da sabah 9:05’de başladı. 5,30 ve 50 km koşacak sporcular birlikte start aldı. İlk 3 km yi göl kenarında asfalt yoldan koştuktan sonra tepelere doğru tırmanmaya başladık. 5 km koşan Kemal Abi'yi (Koşan adam) patika yolun başlangıcında yakaladık. Patika iki kişinin yan yana koşmasına müsaade etmediğinden tek sıra koşmaya başladık. En öne geçip tempoyu ayarladım. Murat Kaya, yol genişleyince temposunu artırıp grubun önüne geçti. Grup olarak Murat’ı takip etmeye başladık. Grupta benim yanı sıra Çağlar Kasım, Ali Atav, Ergün Kızılaslan ve Duygun Yurteri vardı. 7 km boyunca grup halinde koştuk. Hacımercan köyünü geçtikten sonra başlayan dik yokuşla beraber grup dağıldı ve Çağlar ile birlikte koşmaya başladık. Yarışmanın 16’ncı km’sine kadar çok sert bir çıkış vardı. Yoldan bulduğum çubukları kullanarak genelde koşarak, ara sıra da yürüyerek tırmanmaya devam ettim. 16’ncı km’den sonra tırmanış 33’üncü km’ye kadar devam etse de tırmanışlar 8-16’ncı km’ler arasındaki kadar sert değildi. Genellikle koşulabiliyordu. Çağlar’la sohbet ederek Soğucak Yaylası’na kadar koştuk. Çağlar 30 km kategorisinde yarışıyordu. Soğucak Yaylasına geldiğimizde kontrol noktası göründüğünde saat 22-23’üncü km’yi gösteriyordu. Kontrol noktasına geldiğimizde; 25 km olmuştu. Kontrol noktasında görevli Soner Sarıhan Çağlar’a “30 km yarışı bitti “dediğinde her ikimiz de şaşırdık. Bir şeyler yedikten sonra oyalanmadan Çağlar ile beraber kontrol noktasından ayrıldık. Çağlar 30 km yarışı koşmuş olsa da 50 km’ye kadar devam etme kararı almıştı. Sonuçta bundan sonrası onun için antrenmandı. 27’nci km’de yorulmaya başlayınca “Abi ben geri döneyim. Sakatlık olmasın” dedi ve Soğucak Yaylası’na geri döndü. 

Soğucak Yaylası
Çağlar geri döndükten sonra tek başıma koşmaya başladım. 32’nci km’de suyum bitti. Yarış başında hangi km’lerde kontrol noktası olduğuna bakmamıştım. Soğucak Yaylası’ndan sonra iki kontrol noktası olduğu düşünüyordum. 33 veya 34 ‘üncü km’de kontrol noktası vardır ümidiyle koşmaya devam ettim. Fakat bir sonraki kontrol noktasnını 40’ıncı km’de olduğunu; ancak o kontrol noktasına varınca öğrenecektim. 33’üncü km’den sonra parkurun yokuş aşağı ve gölgelik olmasından dolayı su ihtiyacım olmadı. 4:30 pacerlerde yokuş aşağı inerken arkadan birinin “Mahmut” diye bağırdığını duydum. Dönüp arkama baktığımda Ali Atav’ın geldiğini gördüm. Yavaşlayarak Ali’yi bekledim. Ali tepeyi hızlı bir şekilde inerek beni yakalamıştı. Ali’ye yakalandıktan sonra tempoyu artırdık ve 4:00 pacerle koşmaya başladık. Kilometreler hızlı bir şekilde akmaya başlamıştı. Kısa bir süre sonra 40’ıncı km’deki kontrol noktasına ulaştık. Kontrol noktasındaki Halil Aktan’a “Ne kadar kaldı?” diye sordum. Halil “Burası 40’ıncı km kontrol noktası” diye cevap verdi. Kontrol noktasında su takviyesi yapıp ikişer tane bisküvi aldıktan sonra ayrıldık. Kontrol noktasında kaybettiğimiz süre 30 saniyeyi geçmez. O kadar hızlı bir şekilde noktadan ayrıldık. Bu arada ben de 42’inci km’de bulunan arı kovanlarından nasibini alanlardanım. İki arı tarafından sokuldum. Biri kolumdan diğeri ise omzumdan soktu. Kolumdaki arının iğnesini sıkarak çıkarttım. Omzumda pek bir şey yoktu. 44’üncü km’de patika yol bitti ve asfalt yola çıktık. Asfalt yolla beraber eğim azaldı. Eğimin azalmasıyla beraber Ali’nin hızı da azaldı. Yokuş aşağı inerken Ali’yi yakalayacağım diye çok çaba sarf etmiştim. Ali ise şimdi arkadan gelen yoksa yavaşlayalım diyordu. Ali tepe aşağı inerken böyle demiyordun. Hadi devam yavaşlamak yok diyerek Ali’yi 1 km koşturdum. Ali biraz yavaşlayalım demeye devam etse de biraz tempoyu düşürüp koşmaya devam ettik. Ali ile beraber 2 ve 3’üncü olarak bitiş noktasından geçtik. Murat Kaya 1’inci oldu. 47 km’lik güzel bir antrenman yarışı oldu. Yarıştan sonra bizi bekleyen havuz ve masajın keyfini çıkarttık.

After Race Party

After Race Party





Keyifli bir hafta sonu yaşamamızı sağlayan başta Alicem, Oğuzhan ve Halil olmak üzere tüm Unlimited Academy çalışanlarına, gönüllülere, yarışmanın fotoğraflarını çeken Aykut abi ve Nur Çubuk’a, yarışmanın ana sponsoru olan NG Sapanca Otele, tüm yarışmacılara, sponsorlarım SUUNTO ve OUTRUNNER’a çok teşekkür ederim.

Yarış sonuçlarını  (www.sapancaultra.org) adresinde bulabilirsiniz.

20 Haziran 2015 Cumartesi

Ultra Maraton Malzeme Listesi

Yoğun talep üzerine Runfire Cappadocia-2015 öncesi uzun etaplı ve tek etaplı bir ultra maratonda çantamda neler taşıdığımı ve yurt dışında gittiğim yarışlarda rakiplerimin neler taşıdığı hakkında bir şeyler karalamaya karar verdim.

Esas olanın yaşanmış tecrübelerin paylaşılmasına inanan biriyim. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Ama kesin olan bir şey var ki herkesin kendi özel malzemeleri olabilir. Örneğin ben yarış sonrası kuru kıyafet giymeye özen gösteren birisiyim. Ama bazı yarışmacılar koca bir haftayı sadece bir şort ve iki tshirt ile bitirebiliyor. Gobi’deki yarışmada bir Amerilkalı sporcu koca bir hafta boyunca bir şort taşımasına rağmen koştuktan sonra giymek için Compressport çorap taşıdı. Bazı yarışmacılar kılık kıyafetten ve yiyecek malzemelerden kısarken yanında kendine uğur getirdiğine inandığı ufak objeler taşıyabiliyorlar.

Gobi March 2013 Malzemelerim


Gobi March 2013 İsviçreli bir sporcunun Malzemeleri
Salomon S-Lab Sence Ultra
Öncelikle çok etaplı bir yarışta benim neler taşıdığımla başlayalım. Az öncede bahsettiğim gibi koşulan etap sonrası giyeceğim kıyafetlere dikkat eden biriyim. Hatta ilk koştuğum yarışlarda 3 şort ve minimum biri uzun kollu olmak üzere 4 tshirt taşıdım. Şimdilerde bunu 2 şort biri koşu şortu diğeri etap sonrası giydiğim şort. Her ikisinin de koşu şortu olmasına dikkat ediyorum. Çünkü yarış boyunca başınıza her şey gelebilir. Etap sonrası giydiğiniz şort bir anda koşu esnasında giymiş olduğunuz şorta dönebilir. Aslına bakarsanız yanımda taşıdığım her kıyafeti koşarken kullanabilecek şekilde seçiyorum. İlk koştuğum çok etaplı yarış Runfire Cappadocia-2012 öncesi çok tecrübesizdim. Yarışta neleri yanıma alacağım konusunda Mustafa Kızıltaş abiyi ve Alper Dalkılıç’ı defaten aradığımı hatırlıyorum. Her ikisinin de tecrübelerinden yararlanmaya çalıştım. Ama az öncede bahsettiğim gibi esas olan bir hafta boyunca kendinizin nasıl rahat edeceğini kendinizin belirlemesi. Benim burada yazdıklarım veya onların bana attıkları sadece tavsiyelerden ibaret. Bu tavsiyeler uymak veya uymamak, küçük değişikler yapmak tamamen sizin elinizde. Her ne kadar Runfire Cappadocia ilk çok etaplı ultra maratonum olsa da daha önce birçok macera yarışına katılmıştım. Dolayısıyla oralardan elde ettiğim tecrübeleri de kullanma şansım oldu.


Adidas Maraton 10
Runfire Cappadocia için koşu tabanlı bir sporcu olduğum için arazi ayakkabısı yerine koşu ayakkabısı seçtim. Çünkü arazi yani trail ayakkabılar hem bana ağır geliyordu hem de daha önce macera yarışlarında giydiğim ayakkabılar aşilime baskı yapmıştı. Bundan dolayı ayakkabı olarak İznik Ultra Maratonu 2012’da da kullandığım Adidas Maraton 10 modelini seçtim. Aynı ayakkabıyla Gobi March-2013’de koştum. Hatta Gobi öncesi bu ayakkabıyı birçok mağaza da aradım. En son öylesine gezerken İzmir Optimum’daki Adidas seri sonu mağazasında bulduğumda çok sevindim. Sonrasında Kalahari’de Salomon S-lab Sence ile koştum ve son derece rahattı. Son koştuğum İznik Ultra Maratonda ise Nike Pegasus 31 kullandım ve hiçbir sıkıntı yaşamadım.
Compressport Trail Tshirt



Gelelim koşu tshirt’üne bu yarışta Salomon’un macera yarışlarında kullandığım thirtleri kullandım. Aslına bakarsanız o zamanlar benim için giydiğim tshirtün çokta önemli yoktu. Çantamın macera yarışlarında sürtünmeden dolayı yapmış olduğu yaralara alıştım. Ama şimdi bakıyorum boşuna acı çekmişim. 2013 yılında koştuğum Kalahari Augrabies Extreme Maraton ile beraber ultra maraton için üretilen yarış formalarını giymeye başladım ve inanılmaz faydasını gördüm. Çantanın yapmış olduğu sürtünme kaynaklı yaralardan kurtuldum. İznik Ultra Maratonu 2015 ile birlikte Compressport’un trail tshirtünü kullanmaya başladım. Outrunner magazalarında bu tshirtler ve ilerde bahsedeceğim Led Sensor Seo5 kafa fenerini bulabilirsiniz.

Şort olarak koşarken rahat ettiğiniz rahat bir şort ile koşabilirsiniz. Çorap konusu da önemli ben yıllardır kullandığım çorapları Ufuk Öztürk abiden alıyorum. Her etap için bir çorap taşıyorum. Etap sonunda çorabı çöpe atıyorum. Ama 3 çorap taşıyıp dönüşümlü olarak kullanabilirsiniz. Yabancı sporcular genelde Compressport çorap ile koşuyorlar veya yanlarında taşıyorlar. Etap sonrası kamp alanında mutlaka bu çorapları giyiyorlar. çünkü kasların daha kısa sürede toparlanmasını sağlıyor.

Gobi'deki sırt çantam
Sırt çantası olarak macera yarışlarında kullandığım Salomon Raid Revo 30 sırt çantasını kullandım. Gobi March 2013 Ultra Maratonunda Cüneyt Aygün’den ödünç aldığım Inov 8 Race Pro 30 Sırt çantasıyla koştum. Her iki sırt çantasından da memnun kaldım. Bu arada unuttum Runfire Cappadocia 2012’de Muazzez Özçelik’ten ödünç aldığım 830 gramlık Karrimor Kodiak 25+5 sırt çantasıyla koştum. Karşılaştırma yaparsak bu üç çanta arasında en hafif olan Inov 8’i tercih ederim. Sırt çantası tercih ederken dikkat etmeniz gereken şeyler hafifliği, dayanıklılığı ve kullanışlı olması. Özellikle bel tarafında ufak ceplerin olması yarış içerisinde kullanacağınız jel, bisküvi, cep telefonu vb. şeylere kolayca ulaşmanızı sağlar. Su matarası olarak çantayla beraber su torbası kullanıyorum. Son yarışlarda çantanın içindeki su torbasına ilave olarak 500 ml su matarası da yanımda taşıyorum. Böylece kontrol noktalarından hızlı bir şekilde su takviyesi yapabiliyorum.

           Uyku tulumu olarak değişik uyku tulumları kullansam da esas olan sizi bekleyen soğuk bir hava şartı yoksa bulabildiğiniz en hafif uyku tulumunu tercih etmeniz. Benim Türkiye’de bulabildiğim en hafif uyku tulumu 590 gramlık Lafuma. Ama bundan daha hafif uyku tulumu bulmanız mümkün. Bunun için Emre Tok’a (www.kosuyorum.net) danışan bilirsiniz.

       Zorunlu malzemelerden biri olan yağmurluk konusuna gelince ortam şartlarına göre alabileceğiniz en hafif yağmurluğu almanızı tavsiye ederim. Ben genelde yarışlara giderken yanımda 2 tane yağmurluk götürüyorum. Biri hafif olan diğeri ise daha ağır fakat daha çok koruyucu olan. Ortam şartlarına göre en son yarış çantamı hazırlarken bir tanesini tercih ediyorum.


Kafa feneri olarak yıllarca Decathlon’da satılan Geonaute Onnıght 50’yi kullandım. Şimdi ise Led Sensor Seo 5 kullanıyorum ve çokta memnunum. Kafa feneri alırken dikkat etmeniniz gereken en önemli husus pilli olması. Çünkü şarjlı olan bir kafa fenerinin şarjı bittiğinde ortada kalabilirsiniz. Eğer zorunlu malzemeler arasında ikinci bir kafa feneri varsa Petzl Elite Zipi tavsiye ederim. Hem hafif hem de kullanışlı.
Led Sensor Seo 5 Kafa feneri
Saat olarak Suunto Ambit-2 kullanıyorum. Genelde sarjı 16 saat civarı gidiyor. Tek etaplı bir yarış için bu süre yeterli oluyor. Çok etaplı bir yarışta ise uzun etap öncesi şarj etmeniz yeterli. Şarj için yanınızda güneş paneli veya ufak şarjerler taşıyabilirsiniz. Saati şarj ettikten sonra şarjeri organizasyonda görevli personele bırakıp yarış sonrasında alabilirsiniz. GPS'li saat bu tarz yarışlarda çok önemli. Yarış içerisinde temponuzu ayarlamanızı ve kayboldunuz da saatteki izleri takip ederek son işaretin olduğu yere dönmenizi sağlıyor.

Bunların yanı sıra zorunlu malzemelerde bulunmuyorsa hafif bir eşofman altı/trekking pantolonu veya tayt, bandana/şapka, parkurun durumuna göre batonda yanınıza alabilirsiniz. Baton yüksek eğitimli ve teknik parkurlarda en büyük yardımcınız oluyor. Koşarken/yürürken batonlardan güç alarak daha az efor ile daha hızlı gidebilirsiniz. 

Gelelim en önemli konu olarak yiyeceklere. Ben çantamda;

Tortellini Makarna
3 veya 4 tane tortellini makarna – genelde 3 tane yetiyor. 1 tanesi 250 gram ve 3/4 kişilik. 3 tanesini buz dolayı poşetlerine koyarak 6’ya bölerek 6 öğünlük ana yemek yapabilirsiniz.

6 tane patates püresi. Bir tanesi 60 gram. Süt ile yapılması tavsiye edilse de su ile yapılınca da son derece lezzetli oluyor. Yapılması çok kolay, çok hafif ve ara öğün olarak yeteri kadar doyurucu.

4/6 tane ton balığı. Normalde ton balığı yemeyi pek sevmem ama yarışlarda mecburen patates püresiyle karıştırıp yiyorum. Yalnız dikkat etmeniz gereken paket ton balığı almanız ve 1 tanesinin ağırlığı 160 gram. 60 gramlık patates püresiyle birleşince etap sonrası güzel bir yemek oluyor. Bir yarışta Amerikalı Joel “Menüde ne var? diye sorduğunda "Ton balığı ve patates püresi var." diye cevap verdiğimde "Yanında salata da var mı? diye sormuştu. Hafif ve kaliteli bir öğün.  

Yeteri miktarda çay ve hazır çorba.

Yeterli miktarda Çikolata ve Tadımca.

Salt Stick Tuz tableti
Tuz tableti. Koşu esnasında saat başı 1 tane alacak kadar yanımda taşıyorum. Tuz tabletiyle ilk olarak Gobi’de tanıştım. O zamana kadar sürekli çantamda magnezyum diasporal taşıyordum. Gobi’de zorunlu malzemeler arasında tuz tableti vardı. Çanta kontrolüne gittiğimde "Tuz tabletlerin nerede?" diye sorduklarında Magnezyumu gösterdim. Tabi ki kabul etmediler ve "Tuz tableti bulman lazım." dediler. Oda arkadaşım olan Çinli sporcudan sırf çantamda taşımak maksadıyla 45 tane tuz tableti aldım. Çünkü minimum 45 tane tuz tableti taşıma zorunluluğu vardı. Her saat başına bir tane olacak şekilde. Daha önce kullanmadığım için yarışmanın ilk günü tuz tableti yerine magnezyum diasporal kullandım. İlk gün yarışın ortasında dehidrasyona girince etap sonunda doktorla konuştuğumda doktor bana "Mutlaka saat başı bir tuz tableti kullan faydasını göreceksin." dedi. Bende bu tavsiyesine uydum ve yarış boyunca bir daha dehidrasyon problemi yaşamadım.

Sabah kahvaltısı için bal parmak bal veya tüp şeklindeki çokokrem, 10 tane lavaş ekmeği ve lavache girit peynir. Bakiye abla lavaş ekmek yerine Eti Mek taşıyor.

Benim vazgeçemediğim yiyecek ise çubuk kraker. Çubuk krakeri koşu esnasında ve sonrasında çay ile beraber yiyorum. Hem tuzlu hem de doyurucu. Gobi’de koşarken ön gruptakilere ikram ettiğimde çok beğenmişlerdi.

5/6 tane protein barı- genelde uzun etaplarda kullanmak için yanımda taşıyorum. Yarış içerisinde bir hafta boyunca en fazla 3 tane tüketebildim. Ama yine de emniyet maksatlı sürekli  çantamda taşıyorum. Artı organizasyon kalori hesabı yaptığında işe yarıyor J

Çerez- fındık, badem ve ceviz. İlk koştuğum yarışlarda her birinden 100 gram alıyordum. Şimdi 50 gram alıyorum. Yeterli oluyor.

Runfire Cappadocia 2013 yarışında denemek maksadıyla yanımda puding taşıdım. Uzun etap öncesi yapıp kendimi mükâfatlandırmak istedim. Uzun etapta çantamı hafif tutmak için çantamda kalan çerezleri de içine kattım. Suyla yapmama rağmen çok lezzetli olduğunu söylüyor. Söylüyorlar diyorum çünkü soğuması için bıraktığımda döndüğümde kalmamıştı.

İlk koşmaya başladığımda çanta 17 kilo civarıydı. Macera yarışlarında kalma özellik olarak bir sürü gereksiz malzeme yanımda taşıyordum. Her şeyin yedeği çantamda mutlaka olurdu. Hatta Gobi March’da ikinci kafa feneri zorunlu malzeme olmasına rağmen ben her iki kafa fenerinin yedek pillerini bile iki gün boyunca yanımda taşıdım. İkinci gün sonunda çantamı hafifletmek için çantamın başına oturduğumda bu pilleri atmaya karar verdim. Çünkü yarış her gün sabah 8’de başlayacaktı. Uzun etap 75 km idi. Uzun etap dahil aksilik olmadığı sürece karanlıkta koşmak zorunda kalmayacaktım. Sadece kampta kullanmak için kafa fenerine ihtiyacım olacaktı. Şimdi çantam 11-12 kilo civarı ama çantamda gereksiz malzeme yok gibi. Peki rakiplerin çantaları 6-7 kiloyken benim çantam neden bu kadar ağır oluyor. Bunun iki sebebi var birincisi onların zorunlu malzemeleri benimkilerden daha hafif ikincisi de yemek tercihi.

Expedition Food
Yabancı sporcular yarış içerisinde yedikleri yemeğin kalitesinden çok elde ettikleri kaloriye bakarak yiyecek tercihi yapıyor. 2013 yılında Kalahari Augrabies Extreme Maratonu kazanan Daniel Ronald bir hafta boyunca protein barı, jel, protein tozu ve 100 gram badem ile beslendi. Yabancı sporcular genelde tuz tableti/elektrolit, jel, protein tozu, protein barı ve expedition food yiyorlar. Expedition food paketin bir tanesi yaklaşık 180 gram ve ortalama 800 kcal. Paketin içine sıcak su ilave edip 6/7 dakika bekliyorsunuz. Yemek hazır oluyor. Çok alternatifli menüleri var. Ama size uygun menüyü bulmanız için yarış öncesi mutlaka denemeniz lazım. Bir yarışta deneme şansım oldu tadını pek beğendiğim söylenemez. Yarış içerisinde kullanan sporcularla konuştuğumda bir yerden sonra bıkkınlık veriyor cevabıyla karşılaştım.


            Tek etaplı yarışlara gelirsek çantamda genelde zorunlu malzemeler dışında sadece yedek bir tsihrt taşıyorum. Ama drop bag yani çanta bırakmak noktalarına yarış içerisinde kullandığım malzemelerin yedeklerini mutlaka koyuyorum. Yiyecek olarak yanıma yeteri kadar tuz tableti, 1/2 tane çikolata, çubuk kraker, Topita/Olips şeker ve protein barı taşıyorum. Yiyecek olan kontrol noktalarından mutlaka bir şey yiyorum ve noktadan çıkarken yol boyunca yemek için yanıma yiyecek  bir şeyler alıyorum. Bunlar genelde muz, elma, bisküvi ve ekmek tarzı yiyecek oluyor.

Şimdiden koşacağınız ultra maratonlarda başarılar. Unutmayın malzeme tercihi yaparken kendinizi dinleyin ama çokta dinlemeyin çünkü gereksiz bir sürü malzeme taşımak zorunda kalırsınız.