Kalahari

Kalahari
Kalahari Augrabies Extreme Maraton-2014

20 Haziran 2015 Cumartesi

Ultra Maraton Malzeme Listesi

Yoğun talep üzerine Runfire Cappadocia-2015 öncesi uzun etaplı ve tek etaplı bir ultra maratonda çantamda neler taşıdığımı ve yurt dışında gittiğim yarışlarda rakiplerimin neler taşıdığı hakkında bir şeyler karalamaya karar verdim.

Esas olanın yaşanmış tecrübelerin paylaşılmasına inanan biriyim. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Ama kesin olan bir şey var ki herkesin kendi özel malzemeleri olabilir. Örneğin ben yarış sonrası kuru kıyafet giymeye özen gösteren birisiyim. Ama bazı yarışmacılar koca bir haftayı sadece bir şort ve iki tshirt ile bitirebiliyor. Gobi’deki yarışmada bir Amerilkalı sporcu koca bir hafta boyunca bir şort taşımasına rağmen koştuktan sonra giymek için Compressport çorap taşıdı. Bazı yarışmacılar kılık kıyafetten ve yiyecek malzemelerden kısarken yanında kendine uğur getirdiğine inandığı ufak objeler taşıyabiliyorlar.

Gobi March 2013 Malzemelerim


Gobi March 2013 İsviçreli bir sporcunun Malzemeleri
Salomon S-Lab Sence Ultra
Öncelikle çok etaplı bir yarışta benim neler taşıdığımla başlayalım. Az öncede bahsettiğim gibi koşulan etap sonrası giyeceğim kıyafetlere dikkat eden biriyim. Hatta ilk koştuğum yarışlarda 3 şort ve minimum biri uzun kollu olmak üzere 4 tshirt taşıdım. Şimdilerde bunu 2 şort biri koşu şortu diğeri etap sonrası giydiğim şort. Her ikisinin de koşu şortu olmasına dikkat ediyorum. Çünkü yarış boyunca başınıza her şey gelebilir. Etap sonrası giydiğiniz şort bir anda koşu esnasında giymiş olduğunuz şorta dönebilir. Aslına bakarsanız yanımda taşıdığım her kıyafeti koşarken kullanabilecek şekilde seçiyorum. İlk koştuğum çok etaplı yarış Runfire Cappadocia-2012 öncesi çok tecrübesizdim. Yarışta neleri yanıma alacağım konusunda Mustafa Kızıltaş abiyi ve Alper Dalkılıç’ı defaten aradığımı hatırlıyorum. Her ikisinin de tecrübelerinden yararlanmaya çalıştım. Ama az öncede bahsettiğim gibi esas olan bir hafta boyunca kendinizin nasıl rahat edeceğini kendinizin belirlemesi. Benim burada yazdıklarım veya onların bana attıkları sadece tavsiyelerden ibaret. Bu tavsiyeler uymak veya uymamak, küçük değişikler yapmak tamamen sizin elinizde. Her ne kadar Runfire Cappadocia ilk çok etaplı ultra maratonum olsa da daha önce birçok macera yarışına katılmıştım. Dolayısıyla oralardan elde ettiğim tecrübeleri de kullanma şansım oldu.


Adidas Maraton 10
Runfire Cappadocia için koşu tabanlı bir sporcu olduğum için arazi ayakkabısı yerine koşu ayakkabısı seçtim. Çünkü arazi yani trail ayakkabılar hem bana ağır geliyordu hem de daha önce macera yarışlarında giydiğim ayakkabılar aşilime baskı yapmıştı. Bundan dolayı ayakkabı olarak İznik Ultra Maratonu 2012’da da kullandığım Adidas Maraton 10 modelini seçtim. Aynı ayakkabıyla Gobi March-2013’de koştum. Hatta Gobi öncesi bu ayakkabıyı birçok mağaza da aradım. En son öylesine gezerken İzmir Optimum’daki Adidas seri sonu mağazasında bulduğumda çok sevindim. Sonrasında Kalahari’de Salomon S-lab Sence ile koştum ve son derece rahattı. Son koştuğum İznik Ultra Maratonda ise Nike Pegasus 31 kullandım ve hiçbir sıkıntı yaşamadım.
Compressport Trail Tshirt



Gelelim koşu tshirt’üne bu yarışta Salomon’un macera yarışlarında kullandığım thirtleri kullandım. Aslına bakarsanız o zamanlar benim için giydiğim tshirtün çokta önemli yoktu. Çantamın macera yarışlarında sürtünmeden dolayı yapmış olduğu yaralara alıştım. Ama şimdi bakıyorum boşuna acı çekmişim. 2013 yılında koştuğum Kalahari Augrabies Extreme Maraton ile beraber ultra maraton için üretilen yarış formalarını giymeye başladım ve inanılmaz faydasını gördüm. Çantanın yapmış olduğu sürtünme kaynaklı yaralardan kurtuldum. İznik Ultra Maratonu 2015 ile birlikte Compressport’un trail tshirtünü kullanmaya başladım. Outrunner magazalarında bu tshirtler ve ilerde bahsedeceğim Led Sensor Seo5 kafa fenerini bulabilirsiniz.

Şort olarak koşarken rahat ettiğiniz rahat bir şort ile koşabilirsiniz. Çorap konusu da önemli ben yıllardır kullandığım çorapları Ufuk Öztürk abiden alıyorum. Her etap için bir çorap taşıyorum. Etap sonunda çorabı çöpe atıyorum. Ama 3 çorap taşıyıp dönüşümlü olarak kullanabilirsiniz. Yabancı sporcular genelde Compressport çorap ile koşuyorlar veya yanlarında taşıyorlar. Etap sonrası kamp alanında mutlaka bu çorapları giyiyorlar. çünkü kasların daha kısa sürede toparlanmasını sağlıyor.

Gobi'deki sırt çantam
Sırt çantası olarak macera yarışlarında kullandığım Salomon Raid Revo 30 sırt çantasını kullandım. Gobi March 2013 Ultra Maratonunda Cüneyt Aygün’den ödünç aldığım Inov 8 Race Pro 30 Sırt çantasıyla koştum. Her iki sırt çantasından da memnun kaldım. Bu arada unuttum Runfire Cappadocia 2012’de Muazzez Özçelik’ten ödünç aldığım 830 gramlık Karrimor Kodiak 25+5 sırt çantasıyla koştum. Karşılaştırma yaparsak bu üç çanta arasında en hafif olan Inov 8’i tercih ederim. Sırt çantası tercih ederken dikkat etmeniz gereken şeyler hafifliği, dayanıklılığı ve kullanışlı olması. Özellikle bel tarafında ufak ceplerin olması yarış içerisinde kullanacağınız jel, bisküvi, cep telefonu vb. şeylere kolayca ulaşmanızı sağlar. Su matarası olarak çantayla beraber su torbası kullanıyorum. Son yarışlarda çantanın içindeki su torbasına ilave olarak 500 ml su matarası da yanımda taşıyorum. Böylece kontrol noktalarından hızlı bir şekilde su takviyesi yapabiliyorum.

           Uyku tulumu olarak değişik uyku tulumları kullansam da esas olan sizi bekleyen soğuk bir hava şartı yoksa bulabildiğiniz en hafif uyku tulumunu tercih etmeniz. Benim Türkiye’de bulabildiğim en hafif uyku tulumu 590 gramlık Lafuma. Ama bundan daha hafif uyku tulumu bulmanız mümkün. Bunun için Emre Tok’a (www.kosuyorum.net) danışan bilirsiniz.

       Zorunlu malzemelerden biri olan yağmurluk konusuna gelince ortam şartlarına göre alabileceğiniz en hafif yağmurluğu almanızı tavsiye ederim. Ben genelde yarışlara giderken yanımda 2 tane yağmurluk götürüyorum. Biri hafif olan diğeri ise daha ağır fakat daha çok koruyucu olan. Ortam şartlarına göre en son yarış çantamı hazırlarken bir tanesini tercih ediyorum.


Kafa feneri olarak yıllarca Decathlon’da satılan Geonaute Onnıght 50’yi kullandım. Şimdi ise Led Sensor Seo 5 kullanıyorum ve çokta memnunum. Kafa feneri alırken dikkat etmeniniz gereken en önemli husus pilli olması. Çünkü şarjlı olan bir kafa fenerinin şarjı bittiğinde ortada kalabilirsiniz. Eğer zorunlu malzemeler arasında ikinci bir kafa feneri varsa Petzl Elite Zipi tavsiye ederim. Hem hafif hem de kullanışlı.
Led Sensor Seo 5 Kafa feneri
Saat olarak Suunto Ambit-2 kullanıyorum. Genelde sarjı 16 saat civarı gidiyor. Tek etaplı bir yarış için bu süre yeterli oluyor. Çok etaplı bir yarışta ise uzun etap öncesi şarj etmeniz yeterli. Şarj için yanınızda güneş paneli veya ufak şarjerler taşıyabilirsiniz. Saati şarj ettikten sonra şarjeri organizasyonda görevli personele bırakıp yarış sonrasında alabilirsiniz. GPS'li saat bu tarz yarışlarda çok önemli. Yarış içerisinde temponuzu ayarlamanızı ve kayboldunuz da saatteki izleri takip ederek son işaretin olduğu yere dönmenizi sağlıyor.

Bunların yanı sıra zorunlu malzemelerde bulunmuyorsa hafif bir eşofman altı/trekking pantolonu veya tayt, bandana/şapka, parkurun durumuna göre batonda yanınıza alabilirsiniz. Baton yüksek eğitimli ve teknik parkurlarda en büyük yardımcınız oluyor. Koşarken/yürürken batonlardan güç alarak daha az efor ile daha hızlı gidebilirsiniz. 

Gelelim en önemli konu olarak yiyeceklere. Ben çantamda;

Tortellini Makarna
3 veya 4 tane tortellini makarna – genelde 3 tane yetiyor. 1 tanesi 250 gram ve 3/4 kişilik. 3 tanesini buz dolayı poşetlerine koyarak 6’ya bölerek 6 öğünlük ana yemek yapabilirsiniz.

6 tane patates püresi. Bir tanesi 60 gram. Süt ile yapılması tavsiye edilse de su ile yapılınca da son derece lezzetli oluyor. Yapılması çok kolay, çok hafif ve ara öğün olarak yeteri kadar doyurucu.

4/6 tane ton balığı. Normalde ton balığı yemeyi pek sevmem ama yarışlarda mecburen patates püresiyle karıştırıp yiyorum. Yalnız dikkat etmeniz gereken paket ton balığı almanız ve 1 tanesinin ağırlığı 160 gram. 60 gramlık patates püresiyle birleşince etap sonrası güzel bir yemek oluyor. Bir yarışta Amerikalı Joel “Menüde ne var? diye sorduğunda "Ton balığı ve patates püresi var." diye cevap verdiğimde "Yanında salata da var mı? diye sormuştu. Hafif ve kaliteli bir öğün.  

Yeteri miktarda çay ve hazır çorba.

Yeterli miktarda Çikolata ve Tadımca.

Salt Stick Tuz tableti
Tuz tableti. Koşu esnasında saat başı 1 tane alacak kadar yanımda taşıyorum. Tuz tabletiyle ilk olarak Gobi’de tanıştım. O zamana kadar sürekli çantamda magnezyum diasporal taşıyordum. Gobi’de zorunlu malzemeler arasında tuz tableti vardı. Çanta kontrolüne gittiğimde "Tuz tabletlerin nerede?" diye sorduklarında Magnezyumu gösterdim. Tabi ki kabul etmediler ve "Tuz tableti bulman lazım." dediler. Oda arkadaşım olan Çinli sporcudan sırf çantamda taşımak maksadıyla 45 tane tuz tableti aldım. Çünkü minimum 45 tane tuz tableti taşıma zorunluluğu vardı. Her saat başına bir tane olacak şekilde. Daha önce kullanmadığım için yarışmanın ilk günü tuz tableti yerine magnezyum diasporal kullandım. İlk gün yarışın ortasında dehidrasyona girince etap sonunda doktorla konuştuğumda doktor bana "Mutlaka saat başı bir tuz tableti kullan faydasını göreceksin." dedi. Bende bu tavsiyesine uydum ve yarış boyunca bir daha dehidrasyon problemi yaşamadım.

Sabah kahvaltısı için bal parmak bal veya tüp şeklindeki çokokrem, 10 tane lavaş ekmeği ve lavache girit peynir. Bakiye abla lavaş ekmek yerine Eti Mek taşıyor.

Benim vazgeçemediğim yiyecek ise çubuk kraker. Çubuk krakeri koşu esnasında ve sonrasında çay ile beraber yiyorum. Hem tuzlu hem de doyurucu. Gobi’de koşarken ön gruptakilere ikram ettiğimde çok beğenmişlerdi.

5/6 tane protein barı- genelde uzun etaplarda kullanmak için yanımda taşıyorum. Yarış içerisinde bir hafta boyunca en fazla 3 tane tüketebildim. Ama yine de emniyet maksatlı sürekli  çantamda taşıyorum. Artı organizasyon kalori hesabı yaptığında işe yarıyor J

Çerez- fındık, badem ve ceviz. İlk koştuğum yarışlarda her birinden 100 gram alıyordum. Şimdi 50 gram alıyorum. Yeterli oluyor.

Runfire Cappadocia 2013 yarışında denemek maksadıyla yanımda puding taşıdım. Uzun etap öncesi yapıp kendimi mükâfatlandırmak istedim. Uzun etapta çantamı hafif tutmak için çantamda kalan çerezleri de içine kattım. Suyla yapmama rağmen çok lezzetli olduğunu söylüyor. Söylüyorlar diyorum çünkü soğuması için bıraktığımda döndüğümde kalmamıştı.

İlk koşmaya başladığımda çanta 17 kilo civarıydı. Macera yarışlarında kalma özellik olarak bir sürü gereksiz malzeme yanımda taşıyordum. Her şeyin yedeği çantamda mutlaka olurdu. Hatta Gobi March’da ikinci kafa feneri zorunlu malzeme olmasına rağmen ben her iki kafa fenerinin yedek pillerini bile iki gün boyunca yanımda taşıdım. İkinci gün sonunda çantamı hafifletmek için çantamın başına oturduğumda bu pilleri atmaya karar verdim. Çünkü yarış her gün sabah 8’de başlayacaktı. Uzun etap 75 km idi. Uzun etap dahil aksilik olmadığı sürece karanlıkta koşmak zorunda kalmayacaktım. Sadece kampta kullanmak için kafa fenerine ihtiyacım olacaktı. Şimdi çantam 11-12 kilo civarı ama çantamda gereksiz malzeme yok gibi. Peki rakiplerin çantaları 6-7 kiloyken benim çantam neden bu kadar ağır oluyor. Bunun iki sebebi var birincisi onların zorunlu malzemeleri benimkilerden daha hafif ikincisi de yemek tercihi.

Expedition Food
Yabancı sporcular yarış içerisinde yedikleri yemeğin kalitesinden çok elde ettikleri kaloriye bakarak yiyecek tercihi yapıyor. 2013 yılında Kalahari Augrabies Extreme Maratonu kazanan Daniel Ronald bir hafta boyunca protein barı, jel, protein tozu ve 100 gram badem ile beslendi. Yabancı sporcular genelde tuz tableti/elektrolit, jel, protein tozu, protein barı ve expedition food yiyorlar. Expedition food paketin bir tanesi yaklaşık 180 gram ve ortalama 800 kcal. Paketin içine sıcak su ilave edip 6/7 dakika bekliyorsunuz. Yemek hazır oluyor. Çok alternatifli menüleri var. Ama size uygun menüyü bulmanız için yarış öncesi mutlaka denemeniz lazım. Bir yarışta deneme şansım oldu tadını pek beğendiğim söylenemez. Yarış içerisinde kullanan sporcularla konuştuğumda bir yerden sonra bıkkınlık veriyor cevabıyla karşılaştım.


            Tek etaplı yarışlara gelirsek çantamda genelde zorunlu malzemeler dışında sadece yedek bir tsihrt taşıyorum. Ama drop bag yani çanta bırakmak noktalarına yarış içerisinde kullandığım malzemelerin yedeklerini mutlaka koyuyorum. Yiyecek olarak yanıma yeteri kadar tuz tableti, 1/2 tane çikolata, çubuk kraker, Topita/Olips şeker ve protein barı taşıyorum. Yiyecek olan kontrol noktalarından mutlaka bir şey yiyorum ve noktadan çıkarken yol boyunca yemek için yanıma yiyecek  bir şeyler alıyorum. Bunlar genelde muz, elma, bisküvi ve ekmek tarzı yiyecek oluyor.

Şimdiden koşacağınız ultra maratonlarda başarılar. Unutmayın malzeme tercihi yaparken kendinizi dinleyin ama çokta dinlemeyin çünkü gereksiz bir sürü malzeme taşımak zorunda kalırsınız. 


16 Haziran 2015 Salı

İznik Ultra Maratonu 2015

Aslına bakarsanız benim için yazmak koşmaktan çok daha zor fakat İznik Ultra gibi her koşucunun yaşaması gereken bir deneyimi de aktarmasam olmazdı. İznik Ultra’dan sonra yoğun bir iş ve yarış programım nedeniyle bir türlü bilgisayar başına oturmaya fırsat bulamamıştım. Bulduğum zamanlarda da yazacak durumda değildim.

İznik Ultra maratonunu koşma kararını verirken, koşsam mı, koşmasam mı,42 mi koşsam, 136 mi koşsam acaba diye çok düşündüm. Sonunda, çalışma şartlarım elverirse 136 km koşmaya karar verdim. Yarış öncesi iş sebebiyle İzmir’deydim.Yarış sabahı Cemil Gökçe,  Nejdet Yergök ve Çagın İpekoğlu’yla beraber İzmir’den İznik’e geldik. Yarış kitini aldıktan sonra dinlenmek için Alpaslan’ın malikanesine gittim. 136K yarışı  gece yarısı başlayacağı için uyumaya çalıştım ama uyumak için ne kadar çaba sarf etsem de başarılı olamadım, sadece biraz dinlenebildim. 
       
Başlangıç anı
37''inci km Örnekköy
         Yarış günü hava çok güzeldi bu yüzden yarışa taytla mı şortla mı başlasam diye ikilemde kaldım fakat tepeler her zaman İznik merkezden daha soğuk olduğu için taytla koşmaya karar verdim. Saatler 00:05’i gösterirken yarış başladı. Yarış düşündüğümden daha hızlı başladı. İlk km’yi 4:15 pace ile geçtik, arkama baktığımda yaklaşık 20 kişilik bir grup vardı. Yarışmanın favorilerinden İskoç Donald Campbell’da ön gruptaydı. Gruba “Tempoyu düşürelim bakalım ne yapacak?” dedim. Biz tempoyu düşünürünce Donald’da tempoyu düşürdü,sonra arkasına baktı ve temposunu arttırdı.136 KM’lik bir yarışa bu tempoyla başlamak istemediğimden dolayı tempomu düşürdüm ve 5:15’lik tempoyla koşmaya devam ettim. Ben, Bulgar sporcu Maria Nikolova, Ufuk Abi, Aykut Çelikbaş, Hüseyin Haşhaş, İlker Laçalar, Yücel Kalem, Servet Çataltepe, Tolga Güler, Murat Akkaya, Hilmi Güven, Hilmi Güven, Özgür Öztem’ den oluşan bir grup vardı. Gruba “Hangi tempoda koştuğunuzun farkındasınız değil mi? ” diye sordum. Murat ve Tolga aynı anda “Bırak bari ilk kontrol noktasına sizden önce girelim” dediler. Fakat bilmedikleri bir şey vardı, yarışın başındaki bu tempo ilerleyen km’lerde onlara olumsuz olarak geri dönecekti. Yücel Kalem, temposunu artırıp grubun önünde koşmaya başladı. Birinci kontrol noktasını 9. olarak geçtim. Grupla yaklaşık 22 km beraber koştuk,  22. KM’de Murat yorulunca diğerleri de onunla beraber yavaşladı. 24 km’de ihtiyaç molası için durduğumda Aykut ,Hüseyin Haşbaş ve Ufuk Abi’den koptum ve Maria ile beraber koşmaya başladık. Öndekileri takip ederken bir anda yanlış yolda gittiğimizi düşünerek geri döndük, yaklaşık 200 metre geri koştuktan sonra Servet Çataltepe doğru gittiğimizi söyledi. Boşu boşuna geriye doğru koşmuş olduk. İkinci kontrol noktası olan 27’nci km’deki Boyalıca’dan 6. olarak geçtim. Bunu çok fazla dert etmiyordum çünkü düşündüğüm tempoda koşuyordum. Artık ultra maraton koşma konusunda tecrübeliydim ve çevremde koşanların hangi tempoda koştuğu benim için önemli değildi. Kendi tempomda koşmaya devam ettim. Yarışın ilk sert tepesini çıkarken rakiplerimi önümde görüyordum. Onları yakaladım diye sevinirken, tepeyi çıkmak düşündüğümden uzun sürdü. Yarışın 35’nci km’sinde Yücel Kalem’i yakaladım ve yanından hızla geçtim. Aslında Yücel’i görünce şaşırdım çünkü Yücel’i tanıyordum ve neden bu tempoda başladığına anlam verememiştim. Yarışın başında kendini iyi hissetmiş ve koşmaya devam etmiş, uzun bir süre birinci gittiğini düşünmüş fakat bu sürede önünde giden Donald’ın varlığından haberi yokmuş. Önümdekileri sorduğumda 4-5 dakika önümde olduklarını söyledi. 37. km’deki Örnekköy’e girerken Ufuk Abi kontrol noktasından çıkmıştı. Kontrol noktasından yanıma, 3-4 tane bisküvi ve yarım litre su alarak çıktım ve kısa bir süre sonra Ufuk abiyi de yakaladım. “Hadi abi beraber koşalım” dedim “Sen git ben kendi tempomda koşacağım” diye cevap verdi. Tempomu biraz artırıp Aykut ile Hüseyin’i yakalamaya karar verdim, az kaldı yakaladım diye diye kendimi 4’uncü kontrol noktası olan 58’inci km’deki Örnekköy’de buldum. 

         Örnekköy’e geldiğimde Aykut ile Hüseyin’de kontrol noktasındaydılar. Bu nokta çanta bırakma noktası olduğu için kıyafetlerimi değiştirdim ve oyalanmadan yoluma devam ettim. Aykut’tan hemen sonra kontrol noktasından ayrıldım,ben kontrol noktasından ayrılırken Hüseyin hala kontrol noktasındaydı. Yaklaşık 1 km sonra Aykut’u yakaladım ve geride bıraktım artık önümde sadece Donald vardı. Kontrol noktasından çıktığımda aramızdaki zaman farkını sorduğumda Yaklaşık 20 dakika diye cevap geldi. Motivasyonum çok iyi durumdaydı, kendimi çok iyi hissediyordum. Güneş yavaş yavaş doğmaya başlamıştı, tempomu biraz artırarak Sölöz’e kadar tempolu koşmaya karar verdim,  bu sürede aradaki farkı kapatmayı düşünüyordum. Düşündüğüm gibi de oldu. Sölöz Burnu’na geldiğimde fark 16 dk ’ya indi. 12 km’de 4 dakika farkı indirmeyi başarmıştım. Sölöz’den sonra yarışın ilk ciddi çıkışı vardı,tırmanmaya başladığım noktada yoldan bulduğum çubuk ile koşmaya başladım. Bu tepeyi yürümeden çıkarsam Narlıca’ya vardığımda farkı 10 dakikaya düşüreceğimi düşünerek  Sölöz’den Narlıca’ya kadar nerdeyse hiç yürümeden koştum. Çantamdaki su şişem düştüğü için arada yolda gördüğüm su kaynaklarından su içip koşmaya devam ettim. Narlıca’ya geldiğimde aradaki farkı sorduğumda 30 dakika dediklerinde bir anda yıkıldım. Sölöz’den Narlıca’ya kadar aralıksız koşmuştum buna rağmen fark düşeceğine artmıştı. 
Sölöz'den Narlıca'ya giderken
         Caner’e “Artık yarışı rolantiye alıyorum, yeni hedefim 2.likteki yerimi korumak .” dedim. Caner’de “Yarışın daha en zorlu çıkışı duruyor, Donald İngiliz, ülkesinde fazla tepe yok.” dedi. Bende  “İngiliz olabilir ama Avusturya’da antrenman yapıyor.” dedim. Caner’e “Parkurda fazla değişiklik yok değil mi? diye sordum. “Bir kaç değişiklik var.” diye cevap verdi. Sanki ben Karadeniz’de yaşıyor muşum gibi, Donald İngiliz dedi bana, ben de İstanbul’da yaşıyorum. En yüksek noktası benim antrenmanlarımı yaptığım Aydos o da 537 metre. Antrenmanlara 250 metreden koşmaya başladığımı ve en yüksek noktasına çıkmadığımı da sayarsak biry andan antrenmanda kazandığım en yüksek rakım farkı 250 metreyi geçmez düşünceleri vardı kafamda. Neyse, bunlar işin detayı, dönelim yarışa. Narlıca’dan çıkmaya hazırlanırken Aykut’u görünce ikinci kez şaşırdım çünkü Aykut’un bu kadar iyi geleceğini düşünmüyordum. Oylanmadan tekrar koşmaya başladım. Kısa bir süre sonra Müşküle’ye ulaştım. Müşküle’deki kontrol noktasından hiç oyalanmadan çıktım ve yarışın son çıkışını tırmanmaya başladım. Tepeyi çıkarken ara ara arkama bakıp, Aykut’un gelip gelmediğini kontrol ettim. Aykut’u gördüğümde kendimin bulunduğu noktayı kerteriz alıp aramızda zaman farkı artıyor mu azalıyor mu diye kontrol ettim. Her seferinde fark biraz daha arttı. Bir yerden sonra artık Aykut’u görmemeye başladım. Caner, söylediğinin aksine parkurda büyük değişiklikler yapmıştı. Bu parkur geçen yıllar ki parkurlara göre daha teknikti ama bence daha güzeldi. Dümdüz yoldan çıkmak yerine araziden yukarı çıkmak bana daha keyifli geldi. 106. km’deki Süleymaniye’ye   geldiğimde durumum iyiydi. Bir ümitle, Donald’ı sorduğumda aradaki farkın 45 dakika olduğunu söylediler, hedef artık 2.likti. Kontrol noktasında bir şey yiyip su ikmali yaptıktan sonra ayrıldım. Müşküle’den Sülemaniye’ye çıkarken yoldan çubuk buldum bunları kontrol noktasına girerken atmadım. Çünkü Süleymaniye’den sonra yaklaşık 2-3 km’lik bir çıkış olduğunu hatırlıyordum. Bu tepeyi çıkınca çubukları attım. 
Süleymaniye'ye tırmanırken
        Yaklaşık 1 km sonra çubukları attığıma pişman oldum çünkü ufak ufak bir sürü iniş çıkış vardı. Geçen yıllarda parkuru tersten koştuğumuzdan bu noktaların yarışın sonu değil de başı olmasından dolayı bu iniş çıkışları pek hissetmemiştim. 110 km koştuktan sonra en ufak çıkışta vücut bunları hisseder hale geliyor. Çıkışlarda yürüdüm. İnişler ve düz yerlerde koşarak devam ettim. Çoğu gitti azı kaldı diye kendimi motive etmeye çalıştım. Hatta 113’inci km’de 23 km kaldı hadi sabret dediğimi hatırlıyorum. Kısa bir süre 23 km mi?!!! Yarı maratondan daha uzun kalmış dedim. Kalana değil koştuğuna bak dedim kendime 113 nerede 23 nerede. Bu şekilde söylene söylene Derbent’e doğru ilerledim. Derbent’e yaklaşınca görevlileri gördüm. Fotoğraf çekip beni motive ettiler. Derbent’e inerken yaklaşık 3 km boyunca asfalt yolda koşmak zorunda kaldım, asfalt beni çok zorladı, dizlerim ağrımaya başladı ama tempomu koruyarak koşmaya devam ettim. 121’inci km’deki Derbent’e ulaştığımda son kontrol noktasına da ulaştın diyen birine  “Bitti ama bende bittim” dediğimi hatırlıyorum. Evet, artık sadece bitiş noktasından geçmek kalmıştı ve 15 km’nin neredeyse 8 km’si yokuş aşağıydı. Yarışın başında planlar yaparken, Derbent’ten sonrası çantada keklik gibi görünüyordu ama planlar hiç düşündüğüm gibi olmadı. Çünkü tepeleri inerken dizim ağrıyordu ve bu ağrıyla Derbent’ten sonra 1 km daha asfalttan aşağı doğru koştum. Sonrasında parkur, tekrar araziye döndü Patika yolda 3-4 km boyunca ufak iniş çıkışlar vardı. İnişleri inerken dizim ağrıyordu ama ağrıya dayanarak koşmaya devam ettim sonra tekrar tepe çıktım. Tepeleri yürüme koşma arası gidiyordum. Sonrasında yine iniş ve ardından yine çıkış. Çıktığım tepeye mi yanayım yoksa indiğim yeri tekrar inmek zorunda olduğmamı. Neyse sonunda acılar içinde 8 kmlik iniş bitirdim. İnişin sonunda dere yatağı vardı, dere yatağından taşlara basarak geçme şansım vardı fakat hiç düşünmeden kendimi soğuk suların içine attım, durdum, yüzümü yıkayıp su içtim. Organizasyonda gönüllü İznik’li bir çocuk motoruyla bana eşlik etmeye başladı. Acı çekiyordum ama acının bir an önce bitmesi için durmadan koşmaya devam ettim. Bir köyün içinden geçtikten sonra İznik şehir merkezine girdik. Artık yarışın son km’sine girmiştim ve gördüğüm herkes beni alkışlıyordu. Gece yarısı karanlıklar içinde çıktığım noktaya ulaşmıştım, alkışlar içinde  finish noktasından geçtim. Dilekolay 4.uncü kez bu zorlu yarışı bitirmeyi başarmıştım.

İznik'te güneşin doğuşu
       Bu yıl organizasyon, diğer yıllara göre daha iyiydi. Parkurun tersten koşulması ve parkurdaki değişikler parkuru daha zorlu hale getirmiş olsa da benim açımdan koşulması daha keyifliydi. Önümüzdeki yıl koşacak olanlar için en büyük tavsiyem kesinlikle bu parkuru koşmaları olacak. Parkurun, özellikle Sölöz’den sonraki kısmında en büyük yardımcınız batonlarınız olacaktır. Yarışmada emeği geçen, başta Caner Odabaşoğlu ve Macera Akademisi Ekibine, kahrımızı çeken, biz motive eden gönüllülere, Soner SARIHAN ve tüm yarış boyunca bizleri yalnız bırakmaya İznik Halkına, Bursa Büyükşehir ve İznik Belediyesine, UMKE ve AFAD’a, beni İzmir’den İznik’e taşıyan Cemil Gökçe’ye sponsorlarım OUTRUNNER ve SUUNTO’ya teşekkür ederim.

Yarış sonuçları : http://racetecresults.com/results.aspx?CId=16389&RId=67

Yarış kayıtlarım : http://www.movescount.com/moves/move59800913

12 Şubat 2015 Perşembe

İLK MARATON

         
Maraton koşan herkesin bir ilk maraton hikayesi vardır. Bende ilk maraton hikayemi kaleme almak istedim. Aslına bakarsanız her yarışın bir anısı vardır. Ama ilkler hep özeldir. Öğrenciyken maraton koşmayı çok istiyordum ama antrenörüm “Maraton koşmak için yaşımın genç olduğunu maraton için biraz beklemem gerektiğini “ düşünüyordu. İlk maratonumu koşmak için 2004 yılını beklemem gerekti. İlk maratonumu koşarken İzmir’de çalışıyordum. Asıl hedefim Silahlı Kuvvetler takımına girmekti. Ama maraton koşmaya karar vermiştim. Antrenörüm Doğan DEMİRHAN’da Harp Okulundaki antrenörüm Şükrü KARABACAK gibi beklememi söyledi. İstanbul Maratonu’na 15 km koşmaya gittim. Doğan Hoca benim maraton koşma istediğimi bildiği için “Eğer maraton koşmaya karar verirsen ne olursa olsun mutlaka bitir” dedi. Son antrenmanı maraton koşmamam için sert yaptırdı. 10 dakika arayla bir tane 5000 (16:11) bir tane de 3000 (9:29) koşturdu.

Cuma günü iş çıkışı otobüse bindim ve İstanbul’a doğru harekete geçtim. İstanbul’a gidiş amaçlarımdan biri de arkadaşımın düğününe katılmaktı. Cumartesi akşamı arkadaşımın düğünü gittim. Nasıl olsa 15 km koşacağım diye hareket ediyordum. Eve vardığımda saat gecenin 1’iydi. Sabah 6 gibi kalktım ve köprünün yolunu tuttum. Göğüs numaramı Mehmet Gündem almıştı. Bana çift kayıt yaptırmış. Hem maratona hem de 15 km’ye. “Mahmut sana maraton için elit atlet göğüs numarası aldım.” dedi. Bende Mehmet abiye “O zaman senin için maraton koşayım” dedim. Mehmet abi bana “Bayan atletlerin ön grubunda gitmemi, yarışın başında atak yapıp tempoyu artıracaklarını ama atağa cevap vermemi onlarla koşmaya devam etmemi ve sonrasında kendini iyi hissetsen bile tempoyla fazla oynamamamı “ söyledi.

Yarış başlar başlamaz bayanların ön grubundaki yerimi aldım. Onların temposunda koştum. Bayanlar İlk 5 km’yi benim plandığım gibi koştular. İkinci 5 km’ye başladığımızda tempoyu arttırdılar. Rahat olduğum için onların temposuna uydum. 10 km’ye geldiğimizde ikinci 5 km’yi 16:41’de geçtiğimizi gördüm. Sonrasında içimden sizin yolunuz açık olsun deyip kendi tempoma döndüm. Çünkü daha önümde 32 km’lik uzun bir mesafe vardı. Kısa bir süre tempomu ayarladım ve planladığım tempoda koşmaya başladım. 1-2 km sonra yarışı bayanlar kategorisinde 2’ncilikle bitiren Rus bir bayan atlet yanıma geldi. Tempo hoşuna gitmişti. Arkamda koşmaya başladı. Bir süre sonra bu durum beni rahatsız etti. Yanımda koşmazsa tempoyu artıracağımı söyledim. Yanıma geldi 21 km’ye kadar birlikte koştuk. 21’inci km’ye geldiğimizde ayakkabı tabanım ince olmasından dolayı bileklerim ağrımaya başladı. Tempomu düşürdüm. Biraz koştuktan sonra ağrım azalmaya başladı ve sona erdi. Tekrar normal tempoma döndüm. 30’uncu km’ye kadar tek başıma koştum.


30’uncu km’de yarış hakemlerinden biri 23’üncü olduğu söyledi. Benim önümde 5 kişilik bir grup vardı. Eğer grubu yakalarsam ilk 20’ye girip para ödülü alacaktım. Kendimi çok rahat hissediyordum. Yarıştan önce konuştuklarım ‘maraton 30’uncu km’de başlar’ demişti. 30’uncu km’ye gelmiştim ve kendimi çok rahat hissediyordum. Mehmet abinin tavsiyesine uymayıp tempomu arttırdım. 35’inci km’de grubu yakaladım. Derece 2 saat 11 dakika civarlarındaydı. Düşündüğümden iyi koşuyordum. Ama kendimi iyi hissetmiyordum. Ters giden bir şeyler vardı. Ayağıma kramp girmeye başladı. Artık acı çekiyordum. Ama bir şekilde bu yarışı bitirmem gerekiyordu. Çünkü antrenörüm Dogan Hoca ’ İlk maraton çok önemli en olursa olsun bitir’ demişti. Her 2,5 km’de su veya elma veriyorlardı. Artık su ve elma için koşmaya başladım. Su içip veya elma yiyince vücut biraz toparlıyor 1 km rahat koşuyordum sonra tekrar kramplar girmeye başlıyordu.
Karaköy’e ulaştığımda sıkma portakal suyu satan bir satıcı gördüm. Abi bir bardak portakal suyu versene dedim. Satıcı tam portakal suyunu dolduruyordu ki’ Sen koşucusun üzerinde para yok ‘ deyip portakal suyunu vermedi. Abi söz yarış bitince paranı getireceğim dememe rağmen vermedi.
Koşmaya devam ettim. Artık İnönü stadını görmeye başlamıştım. 15 km koşanların destekleriyle koşarak bitiş noktasını geçtim. Derece 2:48:50’i gösteriyordu. İlk maraton için güzel bir dereceydi. Ama biraz akıllı koşaydım. 2:35-2:40 arası bir derece koşabilirdim. İşin ilginç yanı 35’inci km’den sonra 7-8 kişiye geçildim. Ve yarışı 24’uncu bitirdim. Tempomu arttırmadan devam etsem belki bulunduğum konumu koruyabilecektim. Hem iyi bir derece koşmuş olacaktım hem de ilk 20’ye girecektim. İlk 20’ye girme hırsı ile son 7 km’de çok büyük sıkıntılar yaşadım. Ama her şeye rağmen ilk maratonumu bitirmeyi başardım.
Yarışı bitirdiğimde çekmiş olduğum acıyı kelimelerle ifade edemem. Ama o gün orada pes etmiş olsaydım belki sonra koşacağım yarışlarda bu yarışın vermiş olduğu olumsuz etkiyi hep hissedecektim. Maraton koşmak aynı zamanda mental bir savaş. Bu savaşı kazanmak sizin elinizde.
İlk maratonunu koşacaklara en büyük tavsiyem “ unutmayın ki yolunuz uzun ve yarışın başında her zaman kendinizi iyi hissedersiniz ve normal temponuzun üzerinde koşmak istersiniz. Ama kesin olan bir şey var ki başlar da normal temponuzdan 5 saniye bile daha hızlı koşarsanız 30’uncu km’den sonra bu size minimum eksi 30 saniye olarak döneceğini unutmayın". Son iki İstanbul Maratonu’nda ve Runtalya Maratonu’nda pacerlık yaptım. Bu tezimi tempo verdiğim arkadaşlara ispatladım. Çoğu düşündüklerinden daha az acı çekerek en iyi maraton derecelerini koştular.

İlk maratonunu koşacak herkese bol şans diliyorum.

ASLA İLK MARATONUNUZU TERK ETMEYİN. NE OLURSA OLSUN BİTİRİN.

16 Kasım 2014 Pazar

Kumla Savaş-2 Kalahari Augrabies Extreme Marathon 2014 (KAEM)

     Kalahari Augrabies Extreme Maraton (KAEM) bu yıl koştuğum ilk çok etaplı ultramaraton oldu. Yıl boyunca bir çok tek etaplı ultra maraton koştum. Aslına bakarsanız çok etaplı koştuğum son ultra maraton da KAEM-2013 idi. Geçen yıl ki yarıştan sonra bu sene ki yarışa gelmeden önce kumda antreman yapmaya kendi kendime söz vermiştim. Tabi ki iş yoğunluğundan dolayı bunu gerçekleştiremedim.
Lory Park Hayvanat Bahçesi
     27 Ekim günü THY İstanbul-Johannesburg uçağına bindiğimde ikinci KAEM yolculuğu başlamış oldu. 9 buçuk saatlik yolculuktan sonra Bakiye DURAN ve İhsan ŞAL ile birlikte Johannesburg’daydık.
     28 Ekim günü sabah Büyükelçimiz Kaan ESENER ve İhsan ŞAL ile birlikte 1 saatlik güzel bir koşu yaptık. Kahvaltı sonrası arkadaşım İsmail NALTI ile birlikte Lory Park Hayvanat Bahçesini de kapsayan güzel bir Johannesburg gezisi yaptık.
29 Ekim günü Büyükelçilik konağında Cumhuriyet Bayramı Resepsiyona katıldık. Büyükelçilik konağını süsleyen Türk bayrağının görüntüsü geçen yılki gibi yine muhteşemdi. Yaklaşık 450 kişilik bir misafir grubunun katıldığı resepsiyon çok güzel geçti.
30 Ekim günü kahvaltıdan sonra Johannesburg-Uphilton yolculuğu için havaalanına gittik. Geçen yıl KAEM koşanlar ve yeni koşacak sporcular ile muhabbet ettik. 1 buçuk saatlik uçuştan sonra Uphilton’daydık. Sonrasında otobüs ile Kalahari National Park’a yolculuğumuz yaklaşık 2 saat sürdü. Eski dost ve yeni arkadaşlarla keyifli bir akşam yemeğinden sonra istirahate çekildik.
29 Ekim Resepsiyonu
     
     31 Ekim günü malzeme kontrolü yapıldı. Benim çantam her zamanki gibi diğerlerininkinden daha ağırdı. Ama taşıyacak olduğum ağırlığın; yiyeceğim yemeğin kalitesine ve lezzetine değeceğini biliyordum, ki bu da bana psikolojik güç kaynağı oldu.
     01 Kasım günü sabah erken kalkıp hep beraber kahvaltı yaptık. Kahvaltıdan sonra hazırlıklarımızı tamamlayıp başlangıç noktasının yolunu tuttuk. Saatler 9:00 u gösterirken yarış başladı. Bu yıl da geçen yılki gibi sıkı rakiplerim vardı. Hedefim birincilikti, ama yarış psikolojisine çok da fazla girmek istemiyordum. Çünkü bu tarz uzun etaplı yarışlarda yarış psikolojine girmek psikolojik olarak yarışmacıları etkileyebiliyor.  
Start Anı
     Yarışın başlamasıyla beraber öne doğru fırladım. Yaklaşık 800 metre sonra dere yatağından geçerken ayakkabılarım kaydığı için yavaşlamak zorunda kaldım. Fransız Stephan ve Güney Afrikalı Dirk önüme geçti. Dere yatağını geçtikten sonra tempomu artırıp onları yakaladım. 1 km sonra ikinci dere yatağı karşımıza çıktı. Düşmemek için yine yavaşladım. Bu sefer Dirk de kaydığı için benim gibi dere yatağından yürüyerek geçti. Birlikte tempomuzu artırdık. Kısa bir süre sonra Stephan'ı yeniden yakaladık. Saatime baktığımda başlangıç için hızlı gidiyorduk. Bu tempoda biraz daha devam edip sonra yavaşlamaya karar verdim. Çünkü yarışın ilk günüydü, çantalarımız ağırdı ve ilk günden kendimi yıpratmak istemiyordum. Yavaşladım diyorum aslına bakarsanız pek de yavaş koşmuyordum. Ben ilk 10 km’yi 48 dakikada geçerken onlar 46 dakikada geçti. Düşündüğümden hızlı koşuyordum. Ama ilk 13-14 km'de çok kum olmadığından dolayı rahat koşuluyordu. 
1.gün
Stephan ve Dirk ile aradaki farkın çok da açılmasını istemediğimden ve bu tempoda rahat koştuğumdan 14 üncü km'deki Orange nehrine kadar bu şekilde gitmeye karar verdim. Dere yatağına gelince istemesem bile tempom düşecekti. Nitekim öyle oldu. Orange nehrinin kenarından koşarken parkur düşündüğümden daha teknik bir hal aldı. Çok fazla kum yoktu, ama sürekli kayalıklardan ve ağaçların arasından geçtik. Patikayı takip etmek çok zordu. Patika bazı yerlerde kayboldu. Ağaçların arasına dalıp yoluma devam ettim. Tek başıma olduğum için işaretleri takip etmekte oldukça zorlandım. Arada Dirk ve Stephan'ı görsem de kısa bir süre sonra tekrar kayboluyorlardı. Dere yatağı yaklaşık 3 km devam etti. Dere yatağının çıkışını kaçırdığım için yaklaşık 200 metre fazla koştum. Çitlere kadar koştuktan sonra geri dönüp son işareti buldum. Son işaretin olduğu yerde yukarı doğru ayak izleri vardı. Ayak izlerini takip ederek yukarı çıktım. 100 metre sonra işareti görünce rahatladım. İkinci kontrol noktasına ulaştığımda kendimi çok yorgun hissettim. Sanki Orange nehri tüm enerjimi almıştı. Kontrol noktasından su alarak yoluma devam ettim. İlk günü bir şekilde bitirmek istiyordum. Üzüm bahçelerinin yanında koşarken dans eden köylüleri gördüm. Afrikanca bir şeyler söylediler. Üzüm bahçelerinden sonra tırmanış başladı. Çok dik olmasa da yorgun olduğumdan ara ara yürüyerek tepeyi çıktım. Tepeyi çıkarken Dirk'ü gördüm. Demek ki çok da önümde değiller diye düşündüm. Dirk de tepeyi çıkarken yürüyordu. Tepeden sonra 4 km'lik bir yol kalmıştı. Dirk'ü görsem de Stephan ortalarda yoktu. Koşmaya devam ettim. İlk günü 2 saat 21 dakikada tamamladım. Hızlı başlayan gün yavaş bitmişti. Stephan yaklaşık 4 dakika, Dirk ise 2 dakika önümdeydi. Bu farklar çok da önemli değildi. Çünkü sadece birinci gün geride kalmıştı. İlk günü İhsan abi 3.13.40 Bakiye abla ise 3.15.50 ile tamamladı. Kampta bizi bekleyen bir sürpriz vardı. “Never Rain In Kalahari”de (Asla Yağmur Yağmayan Kalahari) yoğun bir yağmur başladı ve yaklaşık 1 saat boyunca devam etti. Kalahari'de koşarken yağmurun yağması güzel, ancak kamp yerinde yağması pek de hoş olmadı. Yağmur süresince eşyalarımız ıslanmasın diye yoğun bir çaba sarf ettik. Yağan yağmur altında kamp alanında koştuğumuz bölümün değerlendirmelerini yaparken Bakiye Abla’ya “Çok hızlı koşuyorlar, böyle devam ederlerse yapacak pek de bir şeyim yok.” dedim. 

SUUNTO gözüyle 1.gün : http://www.movescount.com/moves/move451364044  

2.gün
     
Orange Nehri
     İkinci güne yağmurla başladık. Sabah 5 gibi başlayan yağmur yaklaşık yarım saat boyunca aralıksız yağdı. Aslında iyi de oldu. Bu günün serin geçeceğinin işaretiydi. Ama bulunduğumuz yer Kalahari ve burada 15 dakika içerisinde her şey değişebilir, deli gibi yağmur yağarken bir andan güneş açıp sıcaklık 35-40 dereceyi bulabilirdi. İkinci günden itibaren başlangıç saatleri ilk günkü performanslara göreydi. koşucular 3 gruba ayrıldı. yavaş koşucular 7:00'da start alırken biz 8:00'da start aldık. Start ile beraber Stephan ve Dirk ile öne geçtim. 400-500 metre sonra Stephan temposunu artırıp önümüze geçti. Bu sefer ona eşlik eden biri vardı; Martin. Onu yakalamakla kalmadı, hatta önünde koşmaya başladı. Ben ise Dirk'in arkasına geçtim. Dirk ile koşmaya çalıştım. İlk 3 km kendimi çok kötü hissediyordum. Bacaklarımda bir yorgunluk vardı. Yavaşlamak istedim ama diğer taraftan da ön gruptan kopmak istemiyordum. İlk 3 km rahat koştuğumu söylesem yalan olur. 3 üncü km'de jeep yoluna çıktık ve Stephan'ı yakaladık. Martin yaklaşık 100 metre önümüzde koşuyordu. Sert toprağa çıktıktan sonra rahatladım. Artık kendimi rahat hissediyordum. Bacaklarımdaki yanma uçup gitti. 1 km sonra Stephan gruptan koparak gerimizde kaldı. Kısa bir süre sonra Martin'i de yakaladık ve geçtik. Dirk ile beraber en önde kalmıştık. Ama Dirk'ün rahat olmadığını hissediyordum. İlk gün Stephan ile beraber tempolu koşmuştu ve yorgunluğunu rahat nefes alamadığından dolayı hissettim ve tempomu 1 km boyunca artırmaya karar verdim. Eğer Dirk kopmaz ve atağıma cevap verirse tekrar tempoyu düşürecektim. 200 metre sonra Dirk arkada kaldı. Birinci kontrol noktasına gelmeden 300 metrelik bir tırmanış vardı. Tepeyi arkama bakmadan çıktım. Kontrol noktasında numaramı söyleyerek su almadan hızlı bir şekilde geçtim. Kumlu dere yatağına kadar farkı biraz daha açmak için kontrol noktasından sonra tempomu biraz daha arttırdım. Kumlu dere yatağına ulaştığımda, zemin yeteri kadar sertti. Bastığımda dağılmıyordu. Akşam ve sabah yağan yoğun yağmur işe yaramış ve kumları sertleştirmişti. Dere yatağından çıktıktan sonra ikinci kontrol noktasına ulaştım. Su şişemi doldurduktan sonra zaman oyalanmadan kontrol noktasından ayrıldım. Patika yoldan koşarken manzara çok güzeldi. Patikanın sağında solunda grup halinde koşuşturan Afrika Ceylanlarını gördüm.
Afrika Ceylanı ve Deve Kuşu
    Etrafta daha ismini bile bilmediğim bir çok hayvan da vardı. Afrika ceylanları grup halinde gezseler de genelde safari yapanlar tarafından nadiren görülüyormuş. Benim sadece 50 metre önümden 20-25 tanesi grup halinde geçti. Aklıma fotoğraflarını çekmek gelse de telefonun şarjı bitmesin diye telefonumu kapattığım aklıma geldi. Telefonuma yeltendiğimde ise kaçıp gittiler. Bitiş noktasına ulaştığımda mutluydum. Kumlu ve zor geçmesini beklediğim bir gün yağmur sayesinde güzel geçmişti. Dirk ve Stephan'ının hemen arkamda olduğunu sanıyordum. Yarışmadaki çekimleri yapan Dave, ben bitiş noktasından geçtikten sonra “Dirk en az 3 km arkanda, Martin 3 üncü, Stephan 4 üncü geliyor.” dedi. Yaklaşık 30 dakika sonra Dirk, 3 saat 24 dakikada etabı tamamladı. Dirk’ten yaklaşık 15 dakika sonra Martin ve Stephan geldi. Bu etap sonunda ilk gün kaybettiğim zaman farkını fazlasıyla geri aldım. Yarışmada ipler elime geçmişti. Yakaladığım bu avantajı yarış sonuna kadar kullanmayı düşündüm. Artık kendimi çok rahat hissediyordum. Ara ara tempomu yükseltsem de genelde kontrollü koşmuştum. Kendimi fazla yormadan bunu başardığımdan dolayı içim rahattı. Çünkü daha sadece 2 nci etap bitmişti. Önümüzde uzun etap da dahil olmak üzere 4 etap vardı. 2 nci gün ben ne kadar iyi koştuysam, rakiplerim de kendilerine göre bir o kadar kötü koşmuşlardı. Bu, psikolojik olarak bana büyük bir avantaj sağlamıştı ve ben bu avantajı sonuna kadar kullanmayı düşünüyordum. Tentenin altında yatarak Bakiye abla ve İhsan abinin gelişini beklemeye başladım. Bakiye abla da bu etabı çok iyi koştu ve kadınlarda bir sıra yükselerek 2 nci sıraya yükseldi. Daha sonra İhsan abi finişe sağlıklı bir şekilde ulaştı. Öğleden sonra ben masaj yaptırıp bir sonraki gün koşacağımız 40 km'lik etaba konsantre olmaya çalıştım.

SUUNTO gözüyle 2.gün : http://www.movescount.com/moves/move45136454

3.gün
     3 ncü gün rakiplerim için biraz kritik olacaktı. Bir karar vermeleri gerekiyordu. Ya farkı kapatmak için bugün tempolu koşacaklardı ya da yarışın kaderini uzun etabın koşulacağı güne bırakacaklardı. Ben kendi tempomda koşmaya karar verdim. Hatta mümkün olursa tempomu biraz düşürüp uzun gün öncesi kendimi çok fazla yıpratmak istemiyordum. Saatler 8:00’i gösterirken yeni bir etap daha başladı.  Stephan koşuya başlar başlamaz öne fırladı. Yaklaşık 4:15 pace ile koşuyordu. Dirk ve Martin ise temkinli koşmayı tercih etmişti. Onlarla kalıp 3 kişilik bir grup oluşturduk. Ortalama 4:45-4:50 pace ile koşuyorduk. Bundan dolayı Stephan'ın hangi tempoda gittiğini pek de önemsemedim. Birinci kontrol noktasından geçerken Stephan gözden kaybolmuştu. Kontrol noktasından sonra kumlu dere yatağına girdik ve bu zeminde yokuş aşağı koştuk. Aynı zamanda kayalıklı kısımlar vardı. Bu kısımlar da ben temkinli koşmayı seçerken Dirk ve Martin tempolarını artırıp beni geride bıraktılar. Kayalık kısım bittik sonra 10 uncu km bitmişti. Geçen yılın 4 üncüsü Allwyn bu yıl eşiyle birlikte koşmayı tercih etmişti. Bizden önce çıktıkları için onları 10 km'de yakaladık. Allwyn bana “Stephan 7 dakika önünde” dedi. “Tempom güzel Stephan'ı pek önemsemiyorum.” diye cevap verdim. Kumlu dere yatağının sonuna doğru Dirk ve Martin'i yakaladım. Dere yatağından sonra sert bir patika üzerinde ve üzüm bahçelerinin yanından koştuk. 200 metre sonra Dirk geride kaldı. Martin ile 2 nci kontrol noktasına birlikte ulaştık. Burada Stephan'ın sadece 2 dakika önümüzde olduğunu öğrendik. Kontrol noktasından sonra yine kumlu bir dere yatağına girdik. 

Kumlu dere yatağı
     Bu sefer kumlu dere yatağından yukarı doğru çıktık. Martin'in arkasına geçtim ve onun bastığı yerlere basarak onu takip etmeye başladım. Yaklaşık 2 km sonra Stephan'ı yakaladık. Stephan'ı yakaladıktan sonra bu sefer Martin geride kaldı. Stephan yavaş koşuyordu. Kumda koşabildiğim kadar hızlı koşup bir an önce Stephan'dan da kurtulmak istedim. Nitekim 1 km sonra Stephan da koptu. Kumlu dere yatağı bittikten sonra 3 üncü kontrol noktasına kadar yokuş yukarı koşmaya devam ettim. Kontrol noktasında arkama baktığımda Martin görünmüyordu, Stephan ise yaklaşık 200 metre arkamdaydı. Kontrol noktasından su aldıktan sonra tempolu bir şekilde koşmaya devam ettim. 4 üncü kontrol noktasına kadar yol çok güzeldi ve tempomu koruyup 4 üncü kontrol noktasına ulaştım. Bu noktadan sonra bitiş noktasına kadar kalan kısım inişli çıkışlıydı. Son 5 km'ye geldiğimde dik bir yokuşla karşılaştım. Yokuştan geriye doğru baktığımda yaklaşık 3 km’lik bölümde kimsecikler yoktu. Tempomu düşürmeye karar verdim, böylece ertesi gün koşulacak uzun etap öncesi biraz olsun dinlenmiş olacaktım. Hatta tepenin son 50 metresini yürüyerek çıktım. Tepeden sonra patikadan yaklaşık 2 km yokuş aşağı koştum. Artık dikkat ettiğim tek şey işaretleri kaçırmamaktı, çünkü kontrol kartında dönüşlere dikkat edin yazıyordu. Son 3 km tekrar dere yatağına girdim. Bu dere yatağı beni doğruca Orange nehri kenarındaki kamp alanına götürdü. Bir etabı daha bitirmiş oldum. Bitiş noktasında biraz bekledikten sonra kaldığımız tentelere doğru gittim. Çantamı çıkartıp su içerek kendime geldim. Yaklaşık 11 dakika sonra Dion geldi. Stephan, Martin veya Dirk'ün gelmesini beklerken Dion'un gelmesine şaşırdım. Martin 20, Stephan 56, Dirk ise 62 dakika sonra bitiş noktasına ulaştı. Hiç hesapta yokken Dion ikincilik koltuğuna oturdu ve aramızdaki fark 1 saat 13 dakika idi. Uzun etap öncesi çok rahatlamıştım. Martin tecrübesizdi, Stephan ve Dirk ise rahatsızlık geçirdikleri için kontrol noktalarında beklemek zorunda kalmışlardı. Keyifli bir şekilde kendimi Orange nehrinin sularına attım. Biraz yüzdükten sonra uzun gün öncesi masaj yaptırdım. Masajdan sonra dinlenme moduna geçtim. Uzun etap gününde ilk koşucular sabah 6:00'da koşmaya başlarken son grup ise 13.00'da çıkacaktı. Son grup olarak ilk 5 sporcunun beraber çıkacağı beklenirken akşam çıkış saatleri açıklandığında 13:00'da  sadece Dion ile benim çıkacağımı öğrendik. Martin, Stephan ve Dirk ise 12:30'da çıkış yapacaklardı. Organizasyona bu kararın yanlış olduğunu anlatmaya çalışsak da verilen cevap "Karar karardır ve değiştirilmez" oldu. 3 günün performanslarına bakılarak 3 sporcunun performansında düşüş olduğu için böyle bir kararın alındığı söylendi. 2 nci sıradaki Dion ile 5 inci sıradaki Martin arasında sadece 16 dakika fark vardı. Bu karar benim için aslında kötü bir karardı, çünkü Stephan ve Dirk'ü kontrol etme şansım olmayacaktı. Stephan ve ben karara itiraz etsek de değişen bir şey olmadı. Bakiye abla ve İhsan abi de bugünü düşündükleri gibi geçirmişlerdi. 3 üncü gün sonunda Bakiye abla Locja iyi koştuğu için kadınlarda 3 üncü sıraya geriledi. Uzun etaba Bakiye abla ve İhsan abi 11:30’da birlikte çıkacaklardı.

SUUNTO gözüyle 3.gün : http://www.movescount.com/moves/move45574108


İhsan ŞAL
 
  Uzun günde sporcuları tek tek gönderdikten sonra Dion ile birlikte kendi çıkışımızı beklemeye başladık. Dion'a “Yarıştan önce uzun güne son grupta başlamayı düşüyor muydun?” diye sorduğumda cevap açıktı. “Hayır.” Dion son derece tecrübeli bir sporcuydu. Geçen yıl 6 ıncı olmuştu. Aynı zamanda bu yıl içerisinde MDS'te de koşmuştu. İlk üç gün boyunca kendi temposunda koşarak bir anda kendini ikinci sırada bulmuştu. “Bugün nasıl koşmayı düşünüyorsun?” diye sordu. “Başlarda biraz kontrollü koşacağımı sonrasında gerekirse tempoyu artıracağım.” diye cevap verdim. Saatler 13:00’ı gösterirken uzun etap bizim içinde başlamış oldu. Uzun etaba Kalahari gibi bir çölde gün ortasında 36 derece sıcakta başlamak bizim için kötü olsa da başka bir şansımız yoktu. Birinci kontrol noktasına kadar kumlu dere yatağından koştuk. Dion'un temposu iyi olduğu için onun arkasına geçip onu takip etmeye başladım. Kontrol noktasına birlikte ulaştık. Dion kontrol noktasında su almak için durdu, ben ise direk devam ettim. Böylece Dion arkamda kaldı. Kumlu dere yatağı bittiği için kontrol noktasından sonra ister istemez biraz tempom arttı. Yavaşlamak istesem de rahat koştuğum için bu tempoda koşmaya devam ettim. 2 inci sonra 3 üncü kontrol noktasına planladığım süreden daha kısa sürede ulaştım. 3 üncü kontrol noktasına geldiğimde Martin'i yakaladım.
Bakiye DURAN
     Kontrol noktası dere yatağındaydı. Kontrol noktasından çıktıktan sonra tel çitin altında geçip diğer başka bir dere yatağına girdik. Dere yatağından 100 metre gittikten sonra sola dönmemiz gerekiyordu. Fakat dönüşü kaçırdığımız için dere yatağından devam ettik. Dere yatağı çok kumluydu, bazı yerlerde ağaçların arasından geçip kayalıklardan tırmandık. Ağaçlara ve kayalıklara konsantre olduğum için işaretlere pek dikkat etmedim. Kayalık kısım bittikten sonra kumda koşmaya başladık. 200 metre gittikten sonra işaretleme olmadığını fark ettim. 100 metre daha devam edip işaret görmezsem geri dönmeye karar verdim. Martin'in arkamdan gelmesi ve kumda ayak izlerinin olması içimi biraz rahatlatırken diğer taraftan kafam soru işaretleri vardı. 100 metre daha devam ettikten sonra 200 metre ilerdeki ağaçta işarete benzer bir şeyler gördüm. Ağaca kadar koştuğumda gördüğümün işaret değil ağaç dalı olduğunu fark ettim ve geri dönmeye karar verdim. Martin'e işaret görüp görmediğini sordum. Martin bana boş bakınca Martin'e yanlış yerdeyiz ben geri dönüyorum dedim ve dere yatağından aşağı doğru koşmaya başladım. En son işarete kadar geri dönmeye karar verdim. İşareti kaçırmak istemediğim için dikkatli bir şekilde aşağı indim. Yaklaşık 600 metre aşağı indikten sonra sağ tarafta çekim ekibini gördüm. Çekim ekibine doğru koşarken “Hangi yöne koşmam gerekiyor.” diye bağırdım. Beni duyan çekim ekibi doğru yolu gösterdi. Kısa bir süre sonra medikal ekibi gördüm. Yanlarından “Kayboldum.” diyerek geçtim. 32 inci km'de Dirk'ü yakaladım. Onu bu kadar kısa sürede yakalamayı beklemiyordum. Çünkü 23 üncü km'deki kontrol noktasında 23 dakika önümdeydi ve ben sonrasında kaybolmuştum. Dirk'ün yanından geçerken “İyi misin?” dedim. “Sıkıntısının olmadığı sadece bugünü bitirmek istediğini” söyledi. Yol patikaydı ama kumlu bir patikaydı. Söylene söylene kontrol noktasına ilerledim. Kontrol noktası bir türlü gelmek bilmedi. Kontrol noktasına ulaştığımda noktadaki görevli “Soğuk su mu istersin normal su mu?” istersin diye sordu. Bu soruyu beklemiyordum. Çok şaşırarak “Tabi ki soğuk su istiyorum.” dedim. Soğuk suyu şişeme doldurduktan sonra bir kaç yudum içtim. Suyu içerken boğazım böyle bir şey beklemediği için tepki gösterdi. Ama ayaklarımın pek de tepki gösterdiğini söyleyemem. Kumlu patikada debelene debelene koştum. 42 nci km'ye geldiğimde Dion'u gördüğümü fark ettim. Kendine kendime bunun Dion olmaması gerekiyor dedim. Çünkü 3 üncü kontrol noktasına gelmeden 1 km’den fazla arkamdaydı. İster istemez tempomu artırdım. Dion olmaması gerekiyor diyordum ama çantası ve koşu stili ona çok benziyordu. Yaklaşık 500 metre sonra çok yaklaşmıştım. Çantasındaki Avusturya bayrağını görünce bu Dion dedim ve tempomu artırıp Dion'u yakaladım. Kaybolduğumda Dion beni geçmiş ve Dirk'ü geçerken kaybolduğumu öğrenmiş bundan dolayı temposunu artırarak bana yakalanmamaya çalışmış. Dion'u yakaladıktan sonra arkasında koşmaya başladım. Tek başına koşmaktan sıkıldığım için onunla birlikte gitmeye karar verdim. 45 inci km'de Bakiye Abla ve İhsan Abiyi yakaladık. İhsan abi “Stephan yaklaşık 8 km önünde” dedi. Kumlu patikanın bitmesi ve bu söz adeta beni ateşledi. Tekrar tempolu bir şekilde koşmaya başladım. Mesafeler ilerlerken diğer koşuları yakalamaya başladım. Artık daha çok kişi görüyordum. Her geçtiğim çok iyi koşuyorsun deyip beni motive etti. Kısa bir süre sonra 52 inci km'deki kontrol noktasına ulaştım. Artık finish ile beraber üç kontrol noktası kalmıştı ve güneşte etkisini kaybetmeye başlamıştı, yol koşulabilirdi ve Stephan ile aramdaki farkı kapatmam gerekiyordu. Tüm bu etmenler bir araya gelince bir anda kendimi tekrar 5:15-5:20 pacelerde koşarken buldum. Artık kontrol noktalarına daha hızlı ulaşmaya başladım. 58 inci km'deki kontrol noktasını geçtikten sonra midem ağrımaya başladı. Son 12 km deyip kendimi motive ettim. Midem ağrıdıkça ben tempomu artırdım. Kısa bir süre sonra 64 üncü km'deki son kontrol noktasına ulaştım. Kontrol noktasına ulaştığımda Stephan'ın 7 dakika önümde olduğunu söylediler. Ben de onlara “Ben onun 23 dakika önündeyim.” diye cevap verdim. Bu cevaptan sonra kontrol noktasındakiler gülmeye başladı. Kontrol noktasından hemen sonra dik bir tepe vardı tepeyi yarıya kadar koştuktan sonra son kısmını yürüyerek çıktım. Tepe bittikten sonra hava kararmaya başladı.

     Dolunay vardı ama kafa feneriyle koşma zorunluğu olduktan sonra çantamdan kafa feneri çıkartıp yoluma devam ettim. Artık kontrolü koşmaya başladım. Çünkü son 6 km’de bir aksilik olmasını istemedim. Dolunay yeteri kadar ortamı aydınlattığından dolayı genelde kafa feneri kapalı koştum. Son 6 km'yi de kat edip bitiş noktasından geçtim. Zorlu bir gün böylece bitmiş oldu. Bitiş noktasından geçmiştim ama bende bitmiştim. Özellikle son 12 km’deki karın ağrısı adeta beni bitirmişti. Çantamı tenteye bıraktıktan sonra yüzümü yıkadım. Bir taraftan midem ağrıyordu diğer taraftan üşüyordum. Ateşin başında çay içersem kendime gelirim diye düşündüm. İki bardak çay içmeme rağmen midem hala ağrıyordu. Gün içerisinde çok su içmekten dolayıdır diye düşündüm. Çantamdaki malzemelerimi sağa sola saçtıktan sonra mat ve uyku tulumunu çıkarttım. Isınırsam kendime geleceğimi düşündüğüm için uyku tulumun içine girdim. Kısa bir süre sonra uyudum. Bakiye abla geldiğinde uyandım. Midemdeki ağrı azalmıştı. Bir şeyler yemem gerekiyordu ama midem yemek istemiyordu. Söylene söylene kalktım ve çorba içtikten sonra uyku tulumuna geri döndüm. Biraz daha uyuduktan sonra İhsan abi geldi. Kendime yüzde 80 gelmiştim. Etabı bitiren herkes benimle aynı durumdaydı. Hemen yatacak bir yer bulup olduğu yere sızıp kalıyordu. Bende uyku tulumuna girip yarı uyanık uyudum. Uzun etap sonunda ben 1 incilikteki yerimi Dion'da 2 ncilikteki yerini sağlamlaştırdık. Stephan ise Martin'i geçerek 3 üncülüğe geçmişti. Kadınlarda ise sıralama değişmedi ve ilk üç sporcu yerini korudu.

SUUNTO gözüyle uzun etap : http://www.movescount.com/moves/move45135983

Uzun Etap
     5 inci günü uzun etap sonrası dinlenme günüydü. Kamp alanı Orange nehri kıyısında olduğundan yüzme ve eşyalarımızı yıkama şansını yakaladık. Gün boyu bir şeyler yiyip muhabbet ettik. Masaj yaptırıp dinlenme şansı yakaladık.
Kalaharide Masaj Keyfi

6.Gün
      6 ıncı gün Kalahari gerçek kimliğine büründü. Sıcaklık sabahın ilk saatlerinde kendini göstermeye başladı. Bizim grup güne 8:00'de başladı. Start ile birlikte Stephan ikincilik için son şansını demek için öne fırladı. 3 üncülükteki yeri sağlamdı acaba 2 nci olabilir miyim diye hızlı bir başlangıç yaptı. Etabın ilk km’leri kumlu dere yatağıydı ve kum etkinliğini gösteriyordu. Kumlu dere yatağından Stephan ve Martin ile birlikte çıktım. Kum bitmişti ama tepe devam etti. 1 inci kontrol noktasına gelmeden Stephan geride kaldı. Martin ile birlikte hızlı bir şekilde 2 nci ve 3'üncü kontrol noktalarına ulaştık. 3 üncü kontrol noktasına ulaştığımızda Martin oturdu. Kontrol noktasında su aldıktan sonra fazla vakit kaybetmeden ayrıldım. Martin'i kopartmak istiyordum. Çünkü Martin yanında biri varken iyi koşuyordu. Patika kumlu olduğu için tempo yapamasam da Martin geride kaldı. Herhalde yarışın en sıkıcı 10 km’sini 3 üncü ve 4 üncü km’ler arasında koştum. Etrafta görülecek hiç bir şey yoktu. İlk 5 km sadece elektrik hattını takip ettim. Kontrol noktasına ulaştığımda dünya varmış dedim. Sıcaklık etkisini her geçen an biraz daha artırdı. Kontrol noktasına ulaşmadan kumlu patika bitti. Sıcaklık artıkça tempomda arttı. Bir an önce bugünü bitirmek istedim. Kısa bir süre sonra 5 inci kontrol noktasına ulaştım. Noktadan vakit kaybetmeden çıktım. Sıcaklıktan dolayı çok su kaybettim. Uzun etapta bile bu kadar zorlanmamıştım. Bir taraftan koşayım bitsin derken diğer taraftan yavaş yavaş koşup bitireyim dedim. Ama kesin olan bir şey vardı koşu uzadıkça işkence artacaktı. Bundan dolayı tempomu düşünmeden bitişe kadar koştum. Bitiş noktasını gördüğümde çok şükür bugün de bitti dedim. Koşu biter bitmez çantamı çıkarıp yere attım ve sandalyeye oturdu. 5 dakika oturduktan sonra kendime geldim. Kendime gelmek için tentelerin altına gittim. Tentelerin altı adeta yanıyordu. Bundan dolayı çantamı bırakıp kamp alanındaki en serin yer olan bitiş noktasına gidip orada oyalanıp ve Bakiye abla ve İhsan abiyi beklemeye koyuldum. Bakiye abla geldikten sonra tentelerin altına gittik. İhsan abiyi beklemeye başladık. İhsan abi bir türlü gelmek bilmedi. Acaba bir şey mi oldu diye merak etmeye başladığım anlarda İhsan abide bu zorlu günü bitirdi. Sıcaklık 42 dereceleri gösterdiği için yarışma boyunca en zorlandığım gün bugündü. Kontrollü bir şekilde koşmayı planlarken etabı bir an önce bitirmek için tempolu koştum.

SUUNTO gözüyle 6.gün : http://www.movescount.com/moves/move45136019
Kamptan Görünüm
      Son gün 21 km’lik bir etap kaldı. Dion,Stephan, Martin ve ben son grup olarak 9:30’da çıktık. Dion “Toplu gidelim.” dedi. “5:30 temposunda koşarsak beraber gidebiliriz.” dedim. Stephan “Tam bize uyar.” dedi. 1 inci kontrol noktasına giderken çantamdaki cep telefonu çıkartıp ekibin fotoğraflarını çektim. 1 inci kontrol noktasına hep beraber ulaştık. Stephan kontrol noktasında çok vakit geçirince Dion Stephan'la kaldı. Ben de noktadan oyalanmadan çıkan Martin'i yakalamaya koyuldum. 500 metre sonra Martin'i yakaladım. 13 üncü km’deki kumlu dere yatağına kadar beraber koştuk. Kumlu dere yatağında Martin temposu arttırdı.  Martin’i 50 metre önümde koşuyordu. Dere yatağının sonlarına doğru İhsan abiyi yakaladım. “İyi misin abi” diye sordum. “İyim sen devam et.” diye cevap verince yoluma devam ettim. Kontrol noktasına Martin’in 50 metre arkasında ulaştım. Martin kontrol noktasında oyalanınca Martin’i geride bıraktım. Moon Rock’ın tepesine çıktığımda Bakiye ablayı yakaladım. Moon Rock’tan sonra işaretleri takip etmek zordu. Bakiye abla ile işaretleri bulmaya çalışırken Martin bizi yakaladı ve önümüze geçti. İnce patikadan ilerledik. Sonrasında son 2 km’lik bölüme girdik. Son 500 metre 7 gün boyunca çantam taşıdığım bayrağımızı çıkartarak bitiş noktasından ay yıldızımızın gölgesinde geçtim. Uzun ve yorucu bir hafta güzel bir şekilde bitti. Bitiş noktasından geçtikten sonra tebrikleri kabul ettim. Bakiye ablanın bitişini yakalamak için tekrar parkura geri döndüm. Kısa bir süre sonra Bakiye abla da geldi. Bir şeyler yedikten sonra kendimi havuza bıraktım. Ihsan abinin gelmesiyle Türk kafilesi olarak zorlu bir haftayı bitirmiş olduk. Bir yarış daha bitmişti. Geçen yıl ikinci olduğum bu yarışı bu sefer kazanmıştım. Yaşadığım mutluluk tarif edilemez. Zorlu geçen bir haftanın yorgunluğunu alan an ise Türk bayrağıyla bitiş noktasından geçtiğim andı. Bakiye abla geçen yıl olduğu gibi kadınlarda üçüncü oldu. 70 kişi başlayan bu yarışmada 16 sı kadın sporcu (tüm kadın sporcular) olmak üzere 65 kişi bitiş noktasından geçti.

SUUNTO gözüyle son gün : http://www.movescount.com/moves/move45136031
               



08 Kasım günü akşamı ödül töreni vardı. Gün boyunca dinlendik ve kirlenen malzemelerimi temizleme şansı bulduk. Akşam ödül töreni çok güzel geçti. Ödül töreninden sonra eğlence başladı. Bu yıl ki eğlence geçen yıla göre daha sakin geçti. Koca bir hafta boyunca kumla savaşan yarışmacılar içki içip dans ederek koca bir haftanın yorgunluğu üzerinden atıyorlardı. 09 Kasım günü günü sabahı Uphilton’dan Johannesburg’a geri döndük. Akşam Büyükelçimiz bize konağında akşam yemeğine davet etti. 10 Kasım gün Atatürk’ün Anma Törenine katıldık. Aynı gün İhsan abi Güney Afrika’dan ayrıldı. Akşam Askeri Ateşimizin akşam yemeğine Bakiye ablayla beraber katıldık.
Ödül Töreni
     11 Kasım günü akşamı yuvaya dönüş günüydü. 2 haftalık maceramız sona erdi. Bu macerayı yaşamamızda büyük emeği olan Büyükelçimiz Kaan ESENER’e ve İsmail NALTI’ya, macerayı birlikte yaşadığım Bakiye abla ve İhsan abiye, ulaşım sponsoru Türk Havayollarına, yarışmaya katılım ücretini yatıran Kristal Home sahibi Adnan beye, malzeme desteği sağlayan SALOMON ve SUUNTO’ya, bizleri Güney Afrika’da sıcaklıkla karşılayan ateşemiz Burhan Albaya, ataşe yardımcımız Halil Yarbaya, Emekli Binbaşı Berna Dönmezer’e ve tüm büyükelçilik çalışanlarına çok teşekkür ederim.

SONUÇLAR:

ERKEKLER:

1-Mahmut YAVUZ       : 21:42:05
2-Dion LEONARD       : 23:28:50
3.Stephan VERNAY     : 24:18:57

1-Linda DOKE            : 27:37:31
2-Lucja LEONARD     : 28:12:21
3-Bakiye DURAN        : 29:35:02

DESTEKLERİNİZLE NİCE MACERALARA VE BAŞARILARA…