Kalahari

Kalahari
Kalahari Augrabies Extreme Maraton-2014

25 Mayıs 2014 Pazar

İznik Ultra Maratonu-2014

Bir yarış daha bitti. Bu yazıyı yazmayı çok istedim. Çünkü ultra maraton koşacaklar için iyi bir kaynak olacağı düşünüyorum. Bu yıl üçüncü kez İznik Ultra Maratonunu koştum ve bitirdim. Yarışmanın başında koşup koşmama konusunda çok kararsız kaldım. "80 km mi koşsam 130 km mi koşsam yoksa hiç mi koşmasam" diye çok düşündüm. Yağmur yağsaydı kesinlikle koşmayacaktım. Yarış günü hava durumunda Cuma gecesi yağmur yağacak görünüyordu. Bu kadar kararsız içinde daha önce hiç kalmamıştım.
Perşembe günü Güney Afrika’dan yarışmaya gelen Tiaan Erwee ve Mehmet Yıldırım ile beraber Bursa’ya gittik. Bursa’da biraz gezip yemek yedikten sonra Tiaan ve kız arkadaşını Gemlik’e bırakıp Mehmet’le beraber İznik’e gittik. Yorucu bir gün geçirmiştik. Otele varır varmaz hemen uyudum. Cuma sabahı kalktığımızda İznik’te hava kapalıydı. Sabah biraz yağmur yağdıktan sonra güneş açtı. Öğleden sonra hava çok güzeldi. Kayıt yaptırdıktan sonra uyumak için otele gidip. 1-2 saat uydum. Uyandığımda yağmur yağıyordu ve bu sefer ki yağmur sabah ki gibi çiseleme şeklinde değildi. Uyku sersemliği ve yağmurun vermiş olduğu moral bozukluğuyla makarna partisine gittim. Makarna partisinde herkes “keyfin yok hayırdır”. diye  soruyordu. “Baksanıza deli gibi yağmur yağıyor” diye cevap verdim. Aykut Çelikbaş “ Abi sen Mahmut Yavuz’un her halukarda bu yarışı bitirirsin. İlk yıl ki şartlarda bu bile bitirdin yarışı bu sene mi bitiremeyeceksin.” diye bana moral verdi.
Yağmurun yağmasına neden bu kadar taktım diye düşünenleriniz olabilir. 1.İznik Ultra Maratonunda çok yağmur yağmıştı. Zeytin tarlaları arasında çamurda koşamının nasıl bir duygu olduğunu çok iyi biliyordum ve bu duyguyu bir daha yaşamak istemiyordum. Bunun diğer bir sebebi de Haziran ayında Almanya’da Zugspitz Ultra Maratonu (100 km ) koşacak olmamdı. Bu yarıştan önce fazla yıpranmak istemiyordum. Bu şekilde düşünürken kendimi birden başlangıç noktasında buldum. Artık bu işin dönüşü yoktu. Bu yarış bir şekilde bitecekti. Uzattım galiba artık yarış içinde yaşadıklarımı yazmaya başlayayım. 

Start Anı

Yarışın ilk kilometreleri
Yarışa başlamadan önce heyecan olsa gerek 2 kere tuvalete gittim. Ama halen tuvalete gitme ihtiyacım vardı. İkinci kez tuvalete gittiğimde Polis Karakolunda görev olan Polis “ Çok heyecanlısın galiba sürekli tuvalete geliyorsun.” dedi. Aslında bende bunun "heyecan olarak değerlendirip yarış başlayınca geçer" diye düşündüm. Ben bu düşüncelerdeyken yarış başladı. Birçok kişinin bir kere koşmaya cesaret edemediği 130 km’lik maratonu benim için üçüncü kez başladı. Son iki yılın kazananı olmamdan ötürü olsa gerek ilk km’lerde ön grup tempoyu bana bıraktı. 130 km’lik bir yarış için biraz hızlı başladık.  Bunun iki sebebi vardı biri 3 gündür koşmamış olmam diğeri de ilk km’lerin vermiş olduğu rahatlık. Vücut kendini rahat hissettiği için koşmak istiyordu. 2 km’de ihtiyaç molası için kenara çekildiğimde ön grup ile aramdaki fark 100 metreye kadar çıktı. Tempomu biraz artırarak grubu yakalamaya karar verdim. Ben gruptan ayrıldıktan sonra İngiliz Marcus Scotney , Yeni Zelandalı John Bayne ve Akın Yeniceli tempolarını artırıp gruptan koptular. 
Yarışın başı olduğu için onları yakalamak hiç aklımdan geçmedi. Güney Afrikalı Tiaan Erwee, Bahadır İşveren, Alper Dalkılıç ve Ufuk Öztürk abiyi yakaladıktan sonra onlarla ön grubu takip ettik. Tepe çıkmaya başladığımız 5’inci km’ye geldiğimizde 26 dakika olmuştu ve biz ön grubu göremiyorduk. Tepenin başlamasıyla beraber ara ara yürüyor sonra tekrar koşuyorduk. Ufuk abi hiç yürümediği için biraz önümüzde koşuyordu. 7 km’ye geldiğimizde Makedon Zhikica Ivanovski bizi geçti. 9’uncu km’ye kadar Tiaan, Alper ve Bahadır’la beraber koştum. Üzerimde bir yorgunluk vardı. Tepeyi çıkarken çok zorlandım. Kendimi çok yorgun hissediyordum. Tepeyi çıkmanın vermiş olduğu acıyı bacaklarımda hissediyordum. Tepenin sonlarına doğru kendimi daha iyi hissetmeye başladım ve tempomu biraz artırdım. Bahadır’lar biraz arkamda kaldı. İlk kontrol noktası olan Derbent ayrımına geldiğimde Ufuk abiyi ve Makedon sporcuyu tepeyi tırmanırken görüyordum ve bende onların peşinden tepeyi çıkmaya başladım. Tepeyi çıkarken onlara konsantre olduğum için dönüş noktasını kaçırdım ve onları peşinden gittim. 100 metre sonra Yeni Zelandalı, Ufuk abi ve Makedon sporcu bana doğru koşuyorlardı. Caner onları yanlış gittikleri için geri çevirmiş. Tekrar rotaya girdikten sonra Ufuk abi ve Makedon’la beraber koşmaya başladık. Koşarken Akın ve İngiliz Marcus’un önümüzde olduğunu düşünüyorduk. Çünkü Yeni Zelandalı rotaya girdikten sonra sanki onları yakalama telaşıyla yüksek tempoyla yanımızdan geçmişti. Derbent’deki (13 km)  kontrol noktasında hiç durmadan devam ettik.
Derbent’ten sonra Ufuk abi ve Makedon sporcuyla muhabbet ederek Süleymaniye’ye ulaştık. Hava çok güzeldi. Ne soğuktu ne de sıcaktı. Sölöz’e gelene kadar kıyafet değiştirmeyi düşünmediğimden dolayı yukarısı soğuk olur diye biraz kalın giyinerek koşuya başlamıştım. Yukarıda hava benim düşündüğümden daha iyidi. Ara ara terlesemde doğru kıyafet tercihi yaptığı düşünüyorum. Çünkü vücudum soğuk olduğu zaman koşmayı sevmiyorum. Biraz kalın giyinerek vücudumu sürekli sıcak tutma şansı yakalamıştım.
Süleymaniye’deki (28 km) ikinci kontrol noktasına geldiğimizde hakemlere “Önümüzde kaç kişi var” diye sordum. Hakem “Sadece 1 kişi var” dedi. Bu kontrol noktasında da fazla oyalanmadık. Birer tane kek ve muz aldıktan sonra tepeyi çıkmaya başladık. Tepeyi çıkarken Makedon Zhikica’ya  “Akın ve İngiliz kaybolmuş, önümüzde sadece Yeni Zelandalı var.” dedim. Grup koşmanın avantajıyla muhabbet ederek tepeyi çıktık. Tepeyi çıktıktan sonra yaklaşık 5 km’lik bir inişten sonra  Müşküle’ye (35 km) ulaştık. Müşküle’ye inerken Makedon sporcu biraz geride kaldı. Müşüküle’de durmadan Narlıca’ya devam ettik. 
Ufuk abiyle beraber Narlıca’daki (42 km) kontrol noktasında Yeni Zelandalıyı yakaladık. Kontrol noktasında fazla oyalanmadan ayrıldık. Ufuk abi ile tepeyi tırmanmaya başladık. Yeni Zelandalı bizimle gelemedi ve geride kaldı. Tepeyi çıkarken ben ara ara yürüdüm. Ufuk abi ise tepenin tamamını koşarak çıktı. Tepeyi çıktıktan sonra önde gittiğimiz için çekim arabası arkası arkamızdan geliyordu. Bu bizim işimize geldi. Çünkü aracın ışığından faydalandık. Ufuk abiyle 51’inci km’ye kadar birlikte koştuk. Ufuk abi 51’inci km’de ihtiyaç molası vermek için durduktan sonra beni bir daha yakalayamadı. Sölüz’deki (60 km) kontrol noktasına inerken güneş doğmaya başladı. İnanılmaz güzel bir manzara vardı. Benim açımdan yarışın en güzel iki anından biri buydu. Diğeri de bitiş noktasında geçtiğim andı.
Ian Corless'ın kamerasından güneşin doğuşu
Sölöz’deki kontrol noktasına vardığımda bu noktada kıyafet değiştirmeyi düşünüyordum. Ama Faruk Kar ortalıklarda yoktu. Caner “ İyi gidiyorsun var mı bir sıkıntı” diye sordu. Verdiğim cevap netti “Faruk” Ben bu cevabı verince kontrol noktasındaki herkes güldü. Kontrol noktasında fazla oyalanmadan çıktım. Yeni hedef bir sonraki kontrol noktasıydı. Artık hava aydınlanmıştı ama hafif bir soğuk vardı. Örnek Köy’deki (75 km) kontrol noktasına ulaşmak bundan önceki yarışlarda hep zorlu olmuştu. Çünkü zeytin tarlalarının arasında bir taraftan koşmaya çalışırken diğer taraftan çamurla savaşıyorsunuz. Bu sene geçen yıllara göre çamur yoktu. Bu da güzel bir haberdi. Ara ara çamurlu yerler olsa bile çokta problem değildi. Bu yıl fazla yağmur yağmadığından dolayı dün yağan yağmur fazla çamur yapmamıştı. Dere yatağındaki su seviyesi de geçen yıllara göre azdı. 3-4 adımla dereyi geçtim. Tempom güzeldi. Ama yine geçen yıllarda olduğu gibi yalnız koşuyordu. 70’inci km’ye geldiğimde Marcus tarafından yakalandım. Yarış sonunda Suunto Ambit2’nin kayıtlarına baktığımda geçildiğim an 5:04 pace ile koşuyormuşum. Artık önümde takip etmem gereken biri vardı. Örnek Köydeki kontrol noktasına Marcus’tan 4 dakika sonra ulaştım. Kontrol noktasında ihtiyaç molası verdiğim ve kıyafetlerimi değiştirdiğim için yaklaşık 10 dakika oyalandım. Moral olarak iyi durumdaydım. Kendimi çok rahat hissediyordum. Ama geçen yıllar en çok zorlandığım kısma sıra gelmişti. 75’inci ve -95’inci km’ler arasında kontrol noktası yoktu ve 90’ıncı km’ye kadar zeytin tarlaları arasında koşuyor, sonra köyün içerisinden geçerek Ilıca’ya  (95 km ) ulaşıyorsunuz. 
75'inci km Örnek Köy

Örnek Köyden Ayrılış anı
85’inci km’ye kadar sıkıntısız bir şekilde koştum. Tek sıkıntı 83’üncü km’de köylü amcanın selamını alırken dönüş noktasını kaçırmam oldu. 300 metre gittikten sonra şeritleri göremeyince geri dönmeye karar verdim. Çünkü iki şerit arası zeytin tarlalarında asla 300 metre olmamıştı. Geri döndüğümde dönüş noktasını kaçırdığımı fark ettim. Bu tarz işaretli parkurlarda koşarken şerit görmediğim zaman hep dönerim. Doğru yolda gitsem bile şeritleri göremeyince içim rahat etmiyor. Tekrar parkura girdikten 2 km sonra çamurlu patikalar başladı. 
75-95 arası zeytin tarlaları
Çamurda koşarken bir taraftan çamurla savaşırken diğer taraftan kendimle savaşmaya başladım. Bir tarafım neden koşuyorsun derken diğer tarafım yarışı bırakmamak için bana sebepler sunuyordu. Kendi kendime “ Neden 130 km koşuyorsun ki daha önce iki kere koştun zaten 130 km, keşke 80 km koşsaydı şimdi çoktan bitmişti” diyordum. Diğer taraftan “Babayı bitmişti. Daha yeni koşmaya başlamıştın” diyordum. Daha önce hiçbir yarışta kendimle bu kadar savaşmamıştım. Tempom düşmüştü ama bir şekilde koşmaya çalışıyordum. Ara ara yürüyor sonra tekrar koşuyor, kendimi sorgulamaya devam ediyordum. “ Neden hep zoru seçiyorsun ki kolay varken yine zoru seçtin, akıllı adam 130 km koşar mı, bir daha 100 km’nin üzerinde yarış koşmayacağım, burada bıraksam bile kim gelir beni buradan alır ki, bari Ilıca’ya kadar koşayım orada göle girerim v.b. birçok soru soruyordum kendime.  Peki neden bırakıyorsun sorusuna cevabım sadece ve sadece koşmak istemiyorum idi. Başka hiçbir mazeretim yoktu. İkinci sıradaydım geçen yılla yaklaşık aynı sürelerde koşuyordum. Bir çok kişi bu yarışı bitirmemi bekliyordu. Bense bırakmak için kendime mazeretler bulmaya çalışıyordum. Bu şekilde kendimi sorgularken çantamdan Olips şeker çıkartıp ağzıma attım. Şeker biraz olsun beni kendime getirdi. Şekerim biter bitmez hemen ikincisi çıkartıp ağzıma attım. Beni ayakta tutan tek şey şu anda bu şekerdi. 90’ıncı km’ye kadar böyle koştum. Köye girince biraz keyfim yerine geldi. En azından birileri görüyordum. Ilıca’daki (95 km) kontrol noktasına geldiğimde görevliler “çok iyi gidiyorsun” deyip beni motive etmeye çalışıyorlardı. Bende “Birde bana sorun. 85’inci km’den beri kendimle savaşıyorum. Bırakıp bırakmama konusunda” diye cevap verince şaşırdılar. Benim bu cevabımdan sonra sağ olsunlar  beni motive etmeye çalıştılar.. “Ne istersin. Otur çay iç falan” dediler. 3 bardak çay içip iki tane kek yedikten sonra kendime gelmişti. 
Kontrol noktasından ayrılırken yanıma 2 tanede muz aldım. “Kendimle tekrar savaşmaya başlarsam kendimi muzla ödüllendirecektim. 98-100’üncü km’ler arasındaki zeytin tarlasına kadar tekrar kendi tempomda koşmaya başladım.  Adeta çay beni kendime getirmişti. Moralimde yerine gelmişti. Madem bu yarışa başladım. Bir şekilde bu yarış bitecekti. 98 ve 100 km’deki zeytin tarlasında koşarken söylene söylene koştum. Çünkü koşacak bir yer yoktu. Sadece ufak bir teker izi vardı. Onu takip etmeye çalıştım. 50 metre sağımdan asfalt varken bir teker izinde koşmaya çalışırken “Neden bu şekilde yapmışlar.” diye söylendim. 100’üncü km’de asfalta çıkınca rahatladım. Madem 100’üncü km’de asfalta çıkacaktık acaba neden 98’inci km’de çıkmadık ki diye bir taraftan organizasyonu sorguladım. Söylene söylene Boyalıca’ya (105 km) vardım.
105'inci km Boyalıca giriş anı
 Bu kontrol noktasında da çay içip biraz kek yedim. Faruk bana Marcus ile aramda 22 dakika olduğunu söyledi. Son 25 km’ye girmiştim. “Bu saatten sonra Marcus’u yakalayamam” dedim kendi kendime. Sonra düşününce benim Marcus’u yakalamak gibi bir derdim yoktu ki benim yarışı bitirme gibi bir derdim vardı. Marcus’a geçildikten sonra onu yakalamayı hiç düşünmemiştim. Kilometreleri saya saya Dikilitaş’a (120 km) ulaştım.
Boyalıca ile Dikilitaş arası aslında az değildi 15 km’lik bir mesafe vardı. Ama artık yarışı bitirmeyi kafaya koyduğum için bu mesafe düşündüğümden çabuk geçti. Gerçi 108 ile 110 km’ler arası yine zeytinliklerin içiydi. Söylene söylene burayı da geçtim. Dikilitaş'a gelince yine çay ile kendimi ödüllendirmenin hayaliyle Dikilitaş’a ulaştım. Ama Dikilitaş’a ulaştığımda evdeki plan çarşıya uymadı. Ender abi ile Şirin Mine bana “Çok iyi gidiyorsun. Marcus sadece 10 dakika önünde ve çok yavaş gidiyor böyle gidersen yakalarsın” dediler. Bende “ O zaman kontrol noktasına girmemeyim” dedim. “Tamam” dediler. Marcus’u yakalamak gibi bir amacım yokken birden onu yakalamak için tempolu koşmaya başladığımı gördüm. Arda Sert arkamdan koşarak “abi suya ihtiyacın var mı?” diye sordu. “Sağol Arda her şeyim var” dedim. 85-95’inci km’ler arası yarışı bırakmayı düşünen ben. Bir anda 5:30-5:35 pace ile koşmaya başladım. 5 km bu şekilde koştuktan sonra yorgunluk çökmeye başladı ve yine yavaşladım. Artık tek hedef bitiş noktasından geçmekti. Son 3 km şehir merkezine girince koşmak kolaylaştı. Acı çekiyordum. Ama halkın desteği sayesinde acıyı fazla hissetmiyordum. Bitiş noktasını görmeye başladım da “Allah’ım çok şükür bir yarışı daha bitirme gücü verdin bana” dedim. 
Bitiş Anı-Macera Sona Erdi.
Bir yarış daha bitti. 2 yıl önce başladığım ultra maraton serüveninde kendimle bu kadar savaştığım bir yarış olmadı. İki yıl önceki İznik Ultra Maratonu daha zorlu şartlarda geçmişti. Yarışın büyük bir kısmında yağmur yağmıştı. Parkurun 60’ıncı km’sinden sonrasın neredeyse tamamı çamurdu. Ama hiç yarışı bırakmayı düşünmemiştim. Dönüp arkama baktığımda bunun tek sebebi vardı. Yarışa başlarken kafamın karışık olması. Kafamda koşsam mı koşmasam mı soru işaretleri vardı. Kafamda yağmur yağarsa koşarım yağmazsa koşmam düşüncesi vardı. Bu şartlarda yarışı bitirmek benim için çok önemli oldu.
Ultra maraton koşmak; fiziksel dayanıklığın yanında mental dayanıklıkta gerekiyor. Fiziksel olarak güçlü olsanız bile mental olarak hazır olmadığınız zaman bitiş noktasından geçmek daha zor oluyor. Bu yarış bana bunu gösterdi. Bu yıl geçen yıllara oranla fiziksel olarak daha iyi durumdaydım. Yapmış olduğum antremanlar ve koşmuş olduğum yarışlar bunu gösteriyordu. Ama yarışın başındaki kararsızlık beni yarış içerisinde mental yorgunluğa itti. Mental yorgunlukta fiziksel yorgunluğu getirdi. Bu yıl yarışa gece başlamamıza rağmen geçen yıla göre 41 dakika hızlı koştum. Yarıştan sonra ki gün rahat yürüyebiliyordum. Her yarıştan sonra keşkelerimiz olmuştur. Keşke bunu böyle yapsaydım daha iyi koşardım gibi. Bu yarıştan sonra arkama baktığımda keşkem oldu mu diye belki olmuştur. Ama bitiş noktasından geçebilmek bile benim için büyük bir mutluluk oldu. İlk kez böyle mental bir savaşı kazanmış oldum.
Ultra maraton koşarken yarışın her anında kendinizi sorgulamaya başlayabilirsiniz. Bence bu bir mental savaş. Bu savaşı kazanabilirsiniz de kaybedebilirsiniz de. Ama kesin olan bir şey bu savaşı kazandığınızda yaşadığınız mutluluk. Belki ben hızlı koşan biri olarak bunları yazıyorum. Ultra maratonu bitirerek pastadan bir dilim almayı hak ediyorsunuz. Dereceye girince de sadece o pastanın kremasından yemeyi hak ediyorsunuz. Ama önemli olan bu pastadan bir parça alabilmek. Ben bu şekilde düşünüyorum. Hepinizi bu pastadan bir pay yemeye davet ediyorum.  

Ödül Töreni
Bir daha İznik Ultra Maratonun koşar mıyım bilmiyorum. Bu soruya cevap vermem şu anda o kadar çok zor ki. Ama kesin olan bir şey var daha çok ultra maraton koşacağım. Yurtdışında ultra maratonlar seçerek bayrağımızı en iyi şekilde temsil edeceğim. Şimdi ilk hedef 24 Mayıs’da yapılacak olan Two Castle And Abbey Ultra Maratonu (www.castesultra.com - 80 km). Sonra ki hedef ise 22 Haziran’da  yapılacak olan Salomon Zugspitz Ultratrail (http://www.zugspitz-ultratrail.com – 100 km ) yarışı.
İznik Ultra Maratonu organizasyonunda emeği geçen herkese teşekkür etmek istiyorum. Macera Akademisi ve çalışanlarına, İznik Belediyesi’ne, Asics’e, gönüllülere (Özellikle beni tekrar yarışa döndürdükleri için Ilıca’daki gönüllülere ),  koşma cesareti gösteren tüm yarışmacılara, yarış boyunca bana teknik destek veren takım arkadaşım Faruk Kar’a (Sölöz’de arabada uyusa da), yarışmadaki kıyafetlerimi sağlayan SALOMON’a, en büyük destekçim Ambit2’yi veren SUUNTO’ya ve yarışma masraflarını karşılayan Güllük Deniz İşletmelerine çok teşekkür ederim.


DAHA NİCE YARIŞLARA VE BAŞARILARA.


10 Kasım 2013 Pazar

Kumla Savaş-Kalahari Augrabies Extreme Marathon-2013

Kalahari Augrabies Extrem Maraton (KAEM) bu yıl boyunca koştuğum 3. çok etaplı ulta maraton oldu. Gobi March Ultra Maratonuna giderken iyi bir hazırlık dönemi geçirmiştim. Ama Runfire Cappadocia(RFC) ve KAEM için iyi bir hazırlık dönemi geçirdiğim söylenemez. Fransa’da yapılan Mont-Blanc TDS ve Bulgaristan’da yapılan Persenk Ultra Maratonlarına işlerim yüzünden gidememiştim. KAEM öncesi işle ilgili sıkıntıların çıkabileceğini düşünüyordum. 15 Ekim günü  THY İstanbul-Johannesburg uçağına bindiğimde “Tamam artık KAEM’e gidiyorum.” dedim. 9 buçuk saatlik yolculuktan sonra Bakiye Duran ile birlikte Johannesburg’daydık. 

KAEM Logosu
16 Ekim günü sabah Büyükelçimiz Kaan Esenler, Hollanda Büyükelçisi ve Bakiye Duran ile birlikte 1 saatlik güzel bir koşu yaptık. Kahvaltıdan sonra Johannesburg-Uphilton yolculuğu için havaalanının yolunu tuttuk. Havaalanında bizi bekleyen bir sürpriz vardı. Uçuşumuzun bir gün sonra olduğunu öğrendik. Hemen Büyükelçimizi arayıp uçuşumuzun 17 Ekim’de olduğu söyledik ve tekrar Büyükelçilik konağına geri döndük.  Aslında uçuşun 17 Ekim günü olduğu biliyorduk. 15 Ekim günü 00:50’de İstanbul’dan –Johannesburg’a uçtuğumuz için hep 16 Ekim sabahı Johannesburg’a vardık gibi geldi. Bir de yarış öncesi Bakiye Duran ile yaptığımız konuşmalarda “Johannesburg’da 1 gün kalıp Uphilton’a gideceğiz” şeklindeydi. Havaalanına gidip dönmek farklı bir tecrübe oldu L

Hollanda ve Türkiye Büyükelçiyle birlikte sabah sporu
17 Ekim günü kahvaltıdan sonra havaalanı yolları tekrar göründü. Bu sefer herhangi bir sıkıntı yoktu. Havaalanında KAEM koşacak sporcular ve organizsayonda görevli olanlarla tanıştık. 1 buçuk saatlik uçuştan sonra Uphilton’daydık. Sonrasında otobüs ile Kalahari National Pakına yolculuğumuz başladı. Yaklaşık 2 saatlik bir otobüs yolculuğundan sonra Kalahari National Parkındaydık. Kaydımızı yaptırıp kalacağımız motellere yerleştik. Akşam tanışma yemeğinden sonra Güney Afrika’daki bir günümüzü daha bitirmiştik.

Kalahari National Park-1

Kalahari National Park-2
18 Ekim günü malzeme kontrolü yapıldı. Çantam 11 kiloydu. Benim gibi ön grupta koşacakların çanta ağırlıkları 6-8 kilo arasında değişiyordu. Ben alışıktım 10-11 kiloluk çantayla koşmaya ama benim çantamda 8 kilo civarında olsaydı hiçte fena olmazdı. Bu kadar kilo farkı nasıl oluyor diye merak edenlere. Birinci neden onların kullanmış oldukları zorunlu malzemelerin benimkilerden hafif olması, diğer neden yemek alışkanlığı. Örneğin yarışın birincisi Daniel yarışı sadece protein barı, protein tozu, jel ve birazda badem yiyerek geçirdi. Yediği yemeğin kalitesinden çok almış olduğu kalori miktarını önemsiyormuş.
Malzeme Kontrolu

Brifing
Start Fotoğrafı
          19 Ekim saat 9’da bir haftalık maceramız başladı. İlk gün 26 km idi. Yarışın başında ön grup tempoyu bana bıraktı. Ta ki ilk kumlu dere yatağına kadar. Kumlu dere yatağında koşarken bu kadar zorlanacağım hiç aklıma gelmemişti.  Dere yatağından 4. olarak çıktım. Dere yatağından çıktığımda Daniel ile yaklaşık 300 metre fark olmuştu. Sırasıyla önce Tiaan’ı sonrada Anthony’i geçerek 2. sıraya yerleştim. Artık önümde sadece Daniel vardı. Daniel ile olan farkımızda her geçen saniye azalıyordu. Daniel’in kontrol noktasından su alıp oyalanmasını umut ediyordum. O sadece imza atıp yoluna devam ediyordu. Tempomu biraz daha arttırdım ve 18.km’de Daniel’i yakaladım. 20.km’ye ulaştığımızda saate baktığımda 1 saat 34 dakika olmuştu. 20.km’den sonra yine kumlu ve kayalık dere yatağından ilk gün ki kamp alanına gidecektim. Kumlu alanda Daniel yine öne geçti. İlk günü Daniel’in 52 saniye arkasında 2:14:49’da bitirdim. Yarış çok hızlı başlamıştı. Gobi’de yapmış olduğum hatayı yine mi yapacağım diye düşünmeye başladım. Sonuçta ilk günlerde benim çantam diğerlerinden ağır olacaktı. Ama kendimi çok rahat hissediyordu. İlk günün sonunda “Gününüz nasıl geçti?” sorusuna verdiğim cevap “Kumlu kısımlar hariç güzel geçti” oldu. Biraz dinlenip patates püresi-ton balığı karışımı yemeğimi yedikten sonra masaj yaptırdım. Artık 2. güne hazırdım. 1.gün benim için iyi geçerken Bakiye Duran için iyi geçmemişti. Akşam yemeğinde yediği tavuk salatası midesini bozmuştu. Koşu boyunca bu sıkıntıyla uğraşmıştı. Bakiye’de bitiş noktasını bayanlarda 3. geçmişti. Ama koşusundan memnun değildi. “Yarın daha iyi koşmalıyım diyordu. İnşallah midemdeki sıkıntı geçer” diyordu. Bende “Çay iç yarına kadar sıkıntın kalmaz” deyip onu teselli etmeye çalışıyordum.


1.Gün

2.Gün
2.Gün
                20 Ekim günü sabah 8’de koşuya başladık. 2.gün 33 km idi. Hava kapalıydı yağmur yağacak gibiydi. Geçen sene çok sıcak olan havalar bu sene çok güzeldi.  İlk güne göre biraz daha zorlu geçecekti. Çünkü 20 ile 25.5 km arası kumlu bir dere yatağı vardı.  2.günün başlamasıyla ilk günün etkisiyle ben, Tiaan ve Daniel ön grubu oluşturmuştuk. İlk kontrol noktasından sonra Tiaan’da geride kaldı. Tempolu koşuyorduk ve kontrol noktalarında imza atıp yolumuza devam ediyorduk. Böylece kontrol noktalarında fazla vakit kaybetmiyorduk. Daniel ile güzel bir tempoda koşuyorduk. Kontrol noktalarına geldiğimizde saati kontrol ediyordum. 1 kmyi ortalama 5 dakika geçiyorduk. 20 km’ye geldiğimizde 1 saat 40 dakika olmuştu. Şimdi kumlu dere yatağıyla olan savaşım yeniden başlamıştı. Kumda koşmuyor adeta kumla savaşıyordum. Kumda koşu tecrübem yoktu. Bu kadar zorlanacağımı hiç düşünmemiştim. Bir şekilde koşuyordum. Ama nasıl koştuğum bilmiyordum. Yere sağlam basamıyordum. Attığım her adımda kum misket taneleri gibi ayaklarımın altında dağılıyordu. 25.5 km‘deki kontrol noktasına geldiğimde 2 saat 21 dakika olmuştu. 5.5 km’yi 41 dakikada koşmuştum. Daniel benim 10 dakika önümde bu kontrol noktasından geçmişti. Kumlu etap bitmişti ama bende bitmiştim. Kum adeta tüm enerjimi almıştı.” 7.5 km sonra 2 gün bitiyor “ diyerek kendimi motive ettim ve tekrar koşmaya başladım. Bitiş noktasını 2:56:13’de geçtim. 2.gün sonunda Daniel ile olan farkımız 10 dakikaya çıkmıştı. Üçüncü olan Tiaan ile aramdaki fark yaklaşık 20 dakika olmuştu. Biz 2.günü bitirdikten sonra güzel bir yağmur yağdı. Bir gün daha bitişti. Bugün düne göre daha zorlu geçmişti. Özellikle 20-25.5 km arası beni çok zorlamıştı. “Günün nasıl geçti” sorusuna verdiğim cevap çok netti. “Kumdan nefret ediyorum J” 
      
3.Gün Kumlu dere yatağı
   21 Ekim günü 39 km koştuk. Hava biraz serindi. Koşunun başlamasıyla beraber Tiaan öne geçti. Bugün ilk iki güne göre daha istekliydi. Sürekli tempoyu artırmaya çalışıyordu. Hava çok rüzgarlıydı. Onun için değişmeli koşuyorduk. Böylece arkaya geçenin dinlenme şansı oluyordu. 31 km boyunca birlikte koştuk. 31 km’de Tiaan koptu. Bugün fazla kumlu etap yoktu. 37.km’ye kadar Daniel ile birlikte koştuk. Son 2 km kumluydu. Kumla olan savaşım yine başlamıştı. Kumlu dere yatağına girmeden kendimi çok güçlü hissediyordum. Ama kuma girince adeta tüm enerjim bitti. Daniel kumlu etaba girince temposunu artırdı. Sonra Tiaan’da gelip beni  geçti. Son 500 metreye girdiğimde günün bitmesi için dua ediyordum. Bir gün daha bitmişti. Ama son 2 km’de bende bitmiştim. Bugün ki kamp alanında havuz vardı. Biraz oturup dinlendikten sonra kendimi havuza attım. Havuz beni kendime getirdi. Yarın uzun etap vardı. Ben, Tiaan ve Daniel öğlen 1 de başlayacaktık. Uzun gün öncesi Daniel ile olan farkımız 15 dakikaya çıkmıştı. Tiaan ile 18 dakikaya inmişti. Geçen yılın 2. Alwyn 4 sıraya çıkmıştı ve uzun etabı her zaman iyi koşmasıyla ünlüydü. Alwyn,Anthoyn,Altus ve Dion’dan oluşan ikinci grup saat 12’de çıkacaktı. Bu ön grup için dezavantajdı. Çünkü 4,5,6 ve 7.nin nasıl bir tempoda koştuğunu kontrol edemeyeceğimiz anlamına geliyordu. Bizden hızlı mı yavaş mı gidiyorlardı bilmeyecektik.
3.Gün-Mahşerin üç atlısı (Tiaan-Daniel ve Ben)

              
Uzun Etap
  22 Ekim günü 75 km koştuk. Uzun gün hava çok sıcaktı. İlk üç gün genelde hava serinken uzun gün Kalahari Çölü normale dönmüştü. Öğlen 1 de başlayacak olmamız daha da büyük bir dezavantajdı. Ben, Tiaan ve Daniel 7.km’deki ilk kontrol noktasına birlikte ulaştık. Saatime baktığımda 35 dakika olmuştu. İlk 7 km’yi koşarken değişmeli koşuyorduk. Tiaan ne zaman öne geçse tempoyu arttırıyordu. 7.km’deki tempomuzu görünce “Bu şekilde koşarak 75 km’yi bitiremeyiz. Çok hızlı koşuyoruz” dedim.  Tiaan’a “ Öne geçince sürekli tempoyu yükseltiyorsun” diye kızdım. “Sen bir daha öne geçme arkada kal” dedim. Daniel ile ben değişmeli olarak tempoyu ayarlamaya başladık. 14. km’deki kontrol noktasına geldiğimizde 1 saat 11 dakika olmuştu. Halen hızlıydık ama ikinci 7 km’lik bölümde hem yol düzgündü hem de yokuş aşağı koşmuştuk. Kontrol noktasından çıktığımızda kumlu bir dere yatağına girdik. Dere yatağına girince Daniel önde ben arkasında koşmaya başladık. Dere yatağından çıktığımızda aramızda yaklaşık 500 metrelik bir fark olmuştu. Tiaan’da benim 200 metre arkamda kalmıştı. Artık hepimiz tek başımıza kaldık. Uzun etabın henüz başıydı. Güneşte tam tepemizdeydi. Kumlu olmayan yerde Daniel ile aradaki farkı kapatıyordum. Ama kontrol kartının aksine uzun etabın neredeyse tamamına yakını kumluydu. Kontrol kartındaki bilgilere göre 14-18. km’ler ile  72-75.km’ler arası kumluydu. Ama ultra maraton koşmak farklı birşeydi. Her zaman böyle sürprizlerle karşılaşabiliyorsunuz.  Amacım Daniel’i yakalamaktı. Ama her kontrol noktasında fark biraz daha artıyordu. Mesafeler ilerledikçe sabahın ilk saatlerinde koşmaya başlayan diğer sporcuları geçmeye başladık. Akşam 6 olduğunda artık hızlanmaya başladım. Kendimi çok rahat hissediyordum. 54. km’de Bakiye Duran’ı yakaladım. Oturmuş çorba içiyordu ve “Kendini iyi hissetmediğini” söyledi. Bakiye’ye “Az kaldı sabret bitirirsin sen bunu” dedikten sonra yoluma devam ettim. Artık önümde çok kişi kalmamıştı. 
Uzun Etap

Uzun Etap-Bakiye Duran
      Daniel, Alwyn ve Anthony kalmıştı. Alwyn ve Anthony’yi yakalarsam ilk üç garanti olacaktı. 63.km’de Anthony’i yakaladım. Hava yavaş yavaş kararmaya başlamıştı. Çantamdan kafa fenerini çıkartıp kafama taktım. 66.km’den sonra hava iyicemen kararmıştı. 69.km’de Alwyn’ı da yakaladım. 2-3 km Alwyn ile koştuktan sonra Alwyn “Hızlı koşuyorsun” deyip benimle koşmayı bıraktı. Artık önümde sadece Daniel kalmıştı. Ama mesafelerde tükenmişti. Kampa ulaştığımda 7 saat 24 dakika olmuştu. Daniel benden 9 dakika önce bitirmişti. Uzun etapta bitmişti. Uzun etabı bitirdiğimde üzerimden sanki büyük bir yük kalkmıştı. Artık sadece 2 etap kalmıştı. Tiaan uzun etabı 7 saat 56 dakika ile 3.olarak bitirmişti. Uzun etaptan sonra Daniel ile aramızdaki fark 25 dakikaya çıktı. Tiaan ise benim 51 dakika arkamdaydı. Artık Bakiye Duran’ı beklemeye başladım. Çünkü Bakiye Duran ile parkurda konuştuğumuzda kendini kötü hissediyordu. Akşam 9 buçuk gibi Bakiye Duran’da geldi. Uzun etabı 12 saat 16 dakikada koşmuştu. Kendini kötü hissediyordu ama kampa bir şekilde ulaşmıştı. Dinlenmek için koca bir günümüz vardı

Uzun Etap-Güneşin Batışı

                23 Ekim Çarşamba günü uzun etap sonrası dinlenme günüydü. Kamp alanı dere yatağının kenarındaydı. Dere yatağında yüzme ve eşyalarımızı yıkama şansımız vardı. Dere yatağı Güney Afrika-Nabibya sınırını çiziyordu. Dere yatağından karşı kıyıya yüzerek Nabibya geçtim. Böylece güzel bir anım olmuştu. Güney Afrika’dan Nabibya’ya yüzmüştüm. Mesafe çok kısaydı. Ama bu gerçeği değiştirmiyordu J Uzun etaptan sonra ben genelde 2.likteki yerimi korurken , Bakiye ise bayanlarda 4.lüğe düşmüştü. Kendini çok kötü hissediyordu. Gün boyu Bakiye ile kalan 2 etabı rahat koşacağını ve bayanlarda 3 olacağını anlatmaya çalıştım. 
Dinlenme Günü-Güney Afrika Nabibya Sınırı
6.Gün
       24 Ekim günü çok rüzgarlı başladı. Rüzgar o kadar fazlaydı ki çadırları adeta yerinden söküyordu. Kontrol kartına baktığımda bugün çok kumlu kısım vardı. 45 km’nin neredeyse yüzde 50’si kumluydu. Uzun etabın vermiş olduğu yorgunluk vardı. Ama kesin olan bir şeyde vardı. O da sakatlık olmasa 2.liğim garantiydi. 45 km’lik parkur kumlu dere yatağıyla başladı. Ben,Daniel,Tiaan,Alwyn ve Anthony yaklaşık 9 km birlikte koştuk. Sonra Daniel ile grubu kopardık. Sonra Tiaan bizi yakaladı. Birlikte koştuk. Kontrol noktalarında Tiaan bizden kopsa da sonrasında bizi yine yakaladı. Kontrol kartındaki gibi parkur kumlu değildi. Tempoyu artırıp Daniel’i koparmaya çalıştım. Ama aşırı rüzgar yüzünden bunu bir türlü başaramadım. Ben öne geçtiğimde tempoyu artırmaya çalışırken Daniel öne geçtiğinde tempoyu düşürüyordu. Daniel’i koparamayacağımı anlayınca tempoyu yükseltmeyi bıraktım. Artık tek amacım vardı. Sakatlanmadan yarışı bitirmek. Keyfine koşmaya başladım. 6. Gün bitiş noktasından Daniel ile omuz omuza girdik. Tiaan’da 2 dakika arkamızdan geldi. Bakiye Duran bugün iyi koştu. Keyfi yerine geldi. Son gün öncesi bayanlarda 3.lüğü garantiledi nerdeyse. 6.gün hem benim hem de Bakiye için güzel geçmişti. Artık önümüzde sadece 26 km’lik son bir etap kalmıştı. 

6.Gün-Ben,Daniel,Tiaan,Alwyn ve Anthony


25 Ekim günü güzel başlamıştı. Bu organizasyonun en güzel yanı herhalde ön grubu bitiş noktasından en son geçirmek oldu. Tüm yarışmacılar hızlarına göre sabah 6’dan itibaren koşmaya başladı. Ön grubu ben,Daniel ve Tiaan oluşturuyordu.  Biz son güne saat 9’da başladık. Son gün birlikte koşmaya karar vermiştik. Yavaş koşalım desek de son günün etkisiyle tempolu koşuyorduk. Son 5 km’ye girdiğimizde yol üzerinde zürafaları görünce “Burada fotoğraf çekilelim” dedim. Tiaan “Mahmut sen su içmek için durmadın . Fotoğraf çekilmek için mi duracaksın” dedi. Bende “Artık yarış bitti. Fotoğraf çekilelim.” Dedim. “Tamam” dediler. Zürafaların yanına geldiğimizde kamerana fotoğraf çekmesi için hareket yapsak da anlamadı. Koşmaya devam ettik. Son 1 km’ye geldiğimizde Daniel kardeşini görünce “Bitiş noktasını kardeşimle geçmek istiyorum” dedi. Bizde “tamam” dedik. Bitiş noktasına yaklaştığımızda bayrağımı çantamdan çıkartım ve bitiş noktasında bayrağımızla birlikte girdim. Koca bir hafta güzel bir şekilde bitmişti. Herkes tebrik ediyordu. Bitiş noktasından geçtiğimde üzerimden büyük bir yük kalkmıştı sanki. 244 km’lik zorlu bir maraton sona ermişti.  Artık rahatlama zamanıydı ve yemek yemek serbestti. Bakiye ile birlikte fotoğraf çekildik. Koca bir hafta boyunca bizim başardığımızdan daha büyüğünü başaran iki kişi vardı. Aramızda Fransız Patricia ve Jessy. Patricia gözleri görmeyen biriydi. Ama bu onu yıldırmamış. Yaklaşık bir sene bu yarışa hazırlanmış. Ve bitiş noktasını 244 km boyunca büyük sabırla ona yardım eden Jessy ile birlikte geçti. Bitiş noktasından geçtiğinden mutluluğu yüzünden okunuyordu. 244 km’lik bu zorlu maratonu yaklaşık 73 saat 30 dakikada bitirmişti. Jessy’de 73 saat boyunca ona bu zorlu maratonu bitirmesinde yardımcı olmuştu. Patricia ve Jessy’de bitiş noktasından geçtikten sonra odalarımıza yerleşmiştik. Sıcak bir duşu hak etmiştik. Artık temizlenme zamanıydı. Duştan sonra dinledik ve akşam yemeğine gittik. Yemekten sonra bir hafta aradan sonra yumuşacık yatağımıza yeniden kavuştuk. 

7.Gün-Yarışmanın kahramanları Patrica ve Jessy


7.Gün-Mutluluk Anı Bayrağımızla Bitiş noktasından geçerken

7.Gün-Bakiye Duran Bitiş noktasından geçerken

26 Ekim günü akşamı ödül töreni vardı. Gün boyunca dinlendik ve kirlenen malzemelerimi temizleme şansı bulduk. Akşam ödül töreni çok güzel geçti. Ödül töreninden sonra eğlence başlaı. Koca bir hafta boyunca kumla savaşan yarışmacılar içki içip dans ederek koca bir haftanın yorgunluğu üzerinden atıyorlardı. Yarışma 63 kişi başladı ve bitiş noktasından 59 kişi geçti. Böyle bir yarışma için büyük bir orandı. Ama bence bunun en büyük nedeni Patricia’ydı. Çünkü yarışmayı bırakmayı düşünen bir çok yarışmacı Patricia devam ediyor diye devam etti. 27 Ekim günü sabahı Uphilton’dan Johannesburg’a geri döndük. 27 Ekim akşamı otelde kaldıktan sonra 28 Ekim günü sabahı Büyükelçimiz bizi otelden aldırdı ve Büyükelçilik konağına geçtik. Konakta 29 Ekim resepsiyonu için son hazırlıklar yapılıyordu. Büyükelçimiz ve elçilik çalışanları beni ve Bakiye Duran’ı tebrik etti. Yaklaşık 2 hafta önce 29 Ekim resepsiyonu için yemek yapmaya başlayan Nadir usta halen yemek yapıyordu. Biz koşarken Nadir ustada yemek yapmıştı. 
29 Ekim Resepsiyonu-Bakiye Duran-İsmail ve Esra Naltı
29 Ekim resepsiyonuna Güney Afrika’da girdik. Benim için en büyük anı buydu. Büyükelçilik konağını süsleyen Türk bayrağının muhteşem bir görüntüsü vardı. Yaklaşık 600 kişilik bir misafir grubu vardı. Resepsiyon çok güzel geçti.
30 Ekim günü akşamı yuvaya dönüş günüydü. 2 haftalık serüvenimiz sona erdi. Bu serüveni yaşamamızda büyük emeği olan Büyükelçimiz Kaan Esenler’e, beni tavsiye eden Bakiye Duran’a, ulaşım sponsoru Türk Havayollarına, yarışmaya katılım ücretini yatıran Mustafa Sesli beye ve VTG Madenciliğe, malzeme desteği sağlayan Salomona, bizleri Güney Afrika’da sıcaklıkla karşılayan Kerem ve eşi Gökçe’ye, son gün bizi gezdiren macera sever arkadaşımız İsmail’e ve eşi Esra’ya, bizi konakta güzel yemekleriyle besleyen Nadir ustaya ve konak çalışanlarına çok teşekkür ederim. Bakalım bir daha ki serüven nereye ve ne zaman olacak. 



Orjinal yarış haritası