Kalahari

Kalahari
Kalahari Augrabies Extreme Maraton-2014

12 Haziran 2019 Çarşamba

SPORCU BESLENMESİ


Bugünlerde  karşıma sıkca çıkan sorulardan biri de yarış önce, yarış esnasında ve yarış sonrasında nasıl beslendiğim ile ilgili sorular. Ben bu konuda uzman değilim. Ama konuda uzman olan eşim Ayşegül YAVUZ'u konuyla alakalı birşey yazmaya ikna ettim. Kendisi sağolsun beni kırmayıp sporcu beslenmesi hakkında birşey yazdı. Bu yazıyı keyifle okuyacağınıza eminim. Şimdi sizi yazıyla başbaşa bırakıyorum.

İyi bir performans elde etmek için; optimal beslenmeyle birlikte çok iyi planlanmış kişiye özel bir antrenman programına ihtiyaç vardır. 

Sporcu için Beslenme Neden Önemlidir?
  Performansı arttırır
  Hastalık ve sakatlanma oranını azaltır
  Toparlanma süresini kısaltır
  Konsantrasyonu arttırır
  Vücut ağırlığı ve vücut yağı önerilen sınırda veya bu sınırlara yakındır
  Antrenmanın etkinliği maksimum düzeydedir
  Dengeli ve sağlıklı beslenme alışkanlığı kazanmak

Sporcular için en iyi diyet; yeterli miktarda karbonhidrat ve su almaktır. Koşu sırasında temel enerji kaynağı karbonhidratlardır. Yiyeceklerle alınan karbonhidratlar kas ve karaciğerde glikojen olarak depolanır. Kaslarda antrenmansız kişilerde 300 gr civarı glikojen bulunurken antrenmanlı kişilerde 400 gr civarı bulunur. Karaciğerde ise antrenmansız kişilerde 75 gr civarı glikojen bulunurken antrenmanlı kişilerde 120 gr civarı bulunmaktadır. Sporcular yüksek karbonhidratlı beslenerek glikojen depolarını 1,5-2 kat arttırabilirler. Koşucuların glikojen depoları koşu sırasında ne kadar fazla ise performansları da o kadar yüksek olur. Glikojen depolarının çok azalması veya tükenmesi kronik yorgunluğa neden olabilir hatta bu halde koşmaya devam etmeleri sakatlanma ve yaralanma riskini de arttırmaktadır. Sporcuların performans ve sağlık açısından basit karbonhidrat yerine kompleks karbonhidrat tüketmeleri daha sağlıklıdır.                  
          
Yetersiz Karbonhidrat alımı
Proteinlerin vücutta çok önemli görevleri vardır. Ancak egzersiz ve koşu sırasında enerjiye katkısı çok azdır. Fazla protein ve amino asit tüketimi yağa dönüşmekle birlikte böbrek ve karaciğerin daha fazla yorulmasına, dehidrasyon, eklemlerde gut, idrarla kalsiyum atımında artışa neden olabilir. Aynı zamanda fazla protein ve aminoasit kullanımının ekstra kas gelişimine neden olmadığı, kas kütlesindeki artışın antrenmanın etkisi ile olduğu yapılan araştırmalarla ispatlanmıştır. Yapılan çalışmalarda egzersiz sonrası karbonhidrata ilave olarak protein tüketilmesi kas glikojen yenilenmesini hızlandırdığı ve kas dokusundaki hasarın toparlanmasına yardımcı olduğu belirlenmiştir. Protein alırken az yağlı ve düşük kolesterollü gıdalar tüketmeye dikkat etmeliyiz.

Aktivite süresince enerji kaynaklarının kullanımı
Yağlar yağda çözününen vitaminler ve elzem yağ asitlerinin yararlılığı açısından sporcu diyetinde önemlidir. Yağlar uzun süreli egzersizlerde enerji kaynağı olarak kullanılmaktadır. Vücuda alınması gereken miktarın daha altında yağ tüketimi performans azalmasına neden olabilir. Yağ seçiminde doymuş yağ ve kolesterol oranı düşük yağlar beslenmede tercih edilmelidir.

Su, vücudumuzun yaklaşık %55-70’ini oluşturur. Egzersiz veya yarış esnasında sıvı dengesini koruyan sporcuların optimal egzersiz performansına ulaştığı görülmüştür. Sıvı tüketimindeki yetersizlik performansı olumsuz etkilediğinden hidrasyonun sağlanması çok önemlidir. Egzersiz/yarış sırasında veya sonrasında su ile birlikte enerji ve elektrolit içeren izotonik sporcu içecekleri de tercih edilebilir. Sporcu içecekleri %4-8 oranında karbonhidrat içerebilir, yorgunluk oluşumunu geciktirir, çalışan kaslara yakıt sağlar, özellikle 1 saatten fazla süren antrenmanlarda hızlı toparlanmayı sağlar.
  
Müsabaka Öncesi Beslenme

Müsabaka öncesi amaç son dönemde antrenmanlarda elde edilen formu korumak ve en üst düzeyde enerji seviyesine ulaşmaktır. Sporcular antrenmana veya müsabakaya aç karnına çıkmamalıdırlar. Müsabaka öncesi 2-4 saat önce yemek yenebilir. Mide boşalmasını sağlamak için müsabakaya yakın son öğünün hacmi az olmalıdır. Eğer egzersiz ve müsabakadan önce yeterli süre varsa, son öğünün miktarı ve yoğunluğu daha fazla olabilir. Müsabaka/antrenman öncesi mideyi rahatsız etmeyecek, sevilen ve daha önce denediğiniz yiyecekleri tercih edilmelidir. Bu öğünde; yeterli sıvı, düşük yağ ve posa, yüksek karbonhidrat, orta düzey protein ve alışkın olduğu yiyeceklerin sporcuya sunulmasıdır.

Müsabaka Sırasında Beslenme

Müsabaka gününde amaç rakibe en iyi şeklide hazırlanıldığını göstermektir. Sporcunun müsabakadan iyi bir sonuç alabilmesi için, elinden gelenin en iyisini yaptığına dair emin olması gerekir. Müsabaka günü sinirsel gerginlik o kadar yüksektir ki, dış etkenler bazı sporcuları düşüncesiz hareketlere itebilir. Örneğin, ani beslenme değişikliği yaparak büyük hatalara sebep olurlar. Sporcu eğer müsabaka gününe kadar her şeyi doğru yapmış ise, kas glikojen depoları da doludur. Bu andan itibaren zaten “normal” olarak beslenebilir. Daha önemli olan ise müsabaka öncesinden alınacak olan son öğündür. Bu öğün yaklaşık 2-3 saat önce alınmalıdır ki mide ne çok dolu, ne de çok boş olsun. Dolu bir mide diyafram solunumunu etkiler. Diğer yandan midedeki boşluk hissi ile sporcu zayıflık hissedebilir ve kan şekerinin düşmesi riski ile karşı karşıya olabilir.
Müsabaka öncesi son yemek, sporcunun alışık olduğu, müsabaka dönemine uygun beslenilen ve uygun besinler arasından seçilmelidir. Yeni bir besin denenecek ise, bu hazırlık döneminde denenmiş, etkisi sporcu üzerinde kontrol edilmiş olmalıdır. Müsabaka/antrenmanın süresine bağlı olarak hem sıvı hem karbonhidrat hem de mineral sağlamaları nedeni ile sporcu içeceklerinin tüketimi önerilmekle birlikte kuru meyve, muz ve yulaf ezmesi gibi besinlerde tercih edilebilir.

Müsabaka Sonrasında Beslenme

Egzersizin hemen sonrasında yeterli karbonhidrat tüketimi toparlanma için önemlidir. Egzersiz sonrası tüketilen karbonhidratın zamanı, glikojen sentez oranını etkilemektedir. Kaslardaki glikojen depoları 1.5-2 saatlik bir egzersiz sonrasında boşalabilmekte ve bu depoların yerine konmasında en etkin yol, egzersiz sonrasında en kısa sürede (ilk 30 dakika içinde) yüksek karbonhidratlı yiyeceklerin tüketilmesidir. Bu sırada protein alımı da unutulmamalıdır. Sporcu genelde fazla aç olmadığından burada, yoğun bir şekilde karbonhidratlarla zenginleştirilmiş meyve suları, puding, tatlılar ve tüm gereksinimleri karşılayacak enerji içecekleri tavsiye edilir. Müsabakadan sonra mümkün olduğunca hızlı bir şekilde su, elektrolit içecekler ve karbonhidrat almak önemlidir.
Kaleme Alan : Uzm.Dyt.Ayşegül YAVUZ

11 Haziran 2019 Salı

TAHTALI BERG SKY: BEDENİN HAZIR DEĞİLSE, ZİHNİNİ KULLAN

Hayattaki tek işiniz koşmak değilse, her yarışa istediğiniz gibi hazırlanamazsınız. Hatta tek işiniz koşu olsa bile (ihtimal düşse de) bu kural geçerlidir. İşiniz yoğunlaşır, ailenizin size ihtiyacı olur, antrenmanda ya da düz yolda yürürken sakatlanırsınız vb…

Bir sürü aksilik ardı ardına geldi ve Tahtalı Berg Sky (60.5 km) çok iyi hazırlanamadığım yarışlardan biri oldu. Nisan ayında İznik Ultra’nın 100 mil etabını koşacaktım. Bu nedenle antrenman sürecim “rölantide” geçmişti, hatta kilo almıştım. İş yoğunluğundan İznik Ultra’ya gidemeyince verimsiz bir Nisan ayı geçirdim. Nisan ayı süresince 10 günü antrenman yapamadan/yapmadan geçirdim. Yapmış olduğum antrenmanların çoğu jog ile geçti. Bunun yanı sıra Mayıs ayında Ramazan’ın başlaması ile antrenmanlarım genel olarak jogla geçti. Böylece “olması gerekeni yapamadan” Tahtalı Berg Sky yarışına kadar gelmiş oldum. Aslına bakarsanız bu kadar kötü geçen bir antrenman sürecine rağmen yarış boyunca beni ayakta tutan en önemli etken yarış tecrübelerim, kendime olan güvenim ve kendimi çok iyi tanıyor olmam diyebiliriz.
Bu kadarla kalmadı. Yarış öncesi, perşembe günü dizimi merdiven korkuluğuna çarptım. Çarpmanın şiddeti ile perşembe günü sekerek yürüdüm. Cuma biraz toparlansam da gün sonunda dizim ağrımaya devam etti.

SU DENGESİ YÜZÜNDEN ORUCA ARA
Yine yarış öncesinde, cuma günü, vücudumun su dengesi yerine gelsin diye oruç tutmadım. Yarış sırasında bu kararın doğru olduğunu gördüm. Çünkü, yarışı koşacağımız cumartesi günü oruç tutmamam, su dengem açısından fayda sağlamayacaktı, bedenim susuzluğu hissedecek ve beni güçsüzleştirecekti.
Antalya’ya hem yarış hem de iş için gideceğimden, perşembe akşamı uçakla şehre geldim. Halil Aktan beni havaalanından aldı ve evinde misafir etti. Cuma günü sabahtan akşam 17.00’ye kadar toplantı, macera parkı bakımı ve eğitimi ile geçti. İş bitiminde Halil’le yarışın yapılacağı Çıralı’ya geçtik. Yarış kitimi alıp, brifingi dinledim ve kalacağım aparta geçtim. Yarış sabahı kahvaltı geç saatte olduğundan, yiyecek bulmam gerekiyordu.
Brifing esnasında Tolga Güler “Bizde sandviç var. Kahvaltılık bulamazsan otelimize uğra, sana da veririz” demişti. Yarış malzemelerimi hazırlayıp, yürüyerek Tolga’nın oteline gittim, sandviçleri alıp ayrıldım. Kaldığım yere döndüğümde saat 23.00’ü gösteriyordu. Yarım saat sonra kendimi yatağa attım.

EKSİĞİN OLABİLİR AMA ZİHNİN SENİ GÖTÜRÜR
Yarış sabah 6.00’da başlayacaktı. Sabah 5.00’te uyandım, sandviçlerdeki peynir dışındaki malzemeleri boşalttım ve ekmekle yedim. Dizimde hala biraz ağrı vardı ama önceki güne göre daha iyi durumdaydı.  Ağrı kesici içip, yarış alanına gittim. Yarış öncesi, dizimin ne durumda olduğunu görmek için 10dk ısınma koşusu yaptım. Biraz rahatsız etse de sıkıntı yaratmayacak gibiydi. Yarışın adrenalini de dizimdeki acıyı unutturacaktı. Antrenman eksiği ve dizimdeki sorunu unutup, zihinsel olarak kendimi yarışa hazırladım. 
6. 00’da yarışın startı verildi. Başlangıçla birlikte öne geçtim. Yanartaş’a kadar 4 km asfalt ve sonrasında merdiven çıkışı vardı. Asfalt kısımda biraz tempolu koştum, merdivenlere ilk sırada girdim. Çıkışla beraber arkamdakilerle arayı biraz açtım. Çıkışın sonunda iniş başladı. İnişin sonunda ilk kontrol noktasına gelmeden işareti kaçırınca 100 metrelik bir git-gel yaptım. Böylece arka taraf ile aramdaki fark azaldı.
Ulupınar’daki İlk kontrol noktasından selam verip geçtim. Ulupınar kontrol noktasına kadar yarış boyunca kazanacağımız toplam rakım 400 metre kaybetmiş olduğumuz rakım kaybı ise 200 metreydi. Yarışın 45 km’lik bölümünü (22-37km arası hariç) yarışmacılardan Dylan Natter’in köpeğiyle beraber koştum. Köpek Dylan ile koştuğundan ayaklarıma takılmadı ve genellikle arkadan takip etti. Bazı kısımlarda ise öne geçti.
Yarışı organize eden Polat Dede, briefingte “Parkurda köpek yok” dese de 2-3 yerde köpeklere denk geldik. Köpekler, Dylan’ın köpeğini tehdit olarak görüp saldırıya geçtiler. Köpeği korumaya çalıştım ve sorun yaşamadan tehlikeli bölgeleri atlattık. Hatta finişi de birlikte geçtik.

İŞARETLERİ KAÇIRINCA RAKİPLERE YAKALANDIM

Ulupınar kontrol noktasından sonra çıkış başladı. Ulupınar’dan Olimpos Teleferik zirveye kadar olan yaklaşık 17 km’lik mesafede toplam 2200 metrelik rakım kazanımı yapacakken sadece 150 metrelik bir rakım kaybı yapacaktık. Bu da yarışın bu kısmının dik bir çıkış yapacağımız anlamına geliyordu. Çıkışla birlikte güzel bir tempo tutturdum. Arka taraf ile farkın açıldığını düşünüyordum. Ancak işareti kaçırınca yaklaşık 200 metre fazla koştum. Parkuru saatime yüklemiştim ve bunu yapmamış olsaydım bu mesafe daha fazla olacaktı. Bu kayıp, arkamda koşan Bilge Kurt ve Rus sporcu Dimitry Platanov’a yakalanmama neden oldu. İyi koştuğumu düşünürken, işaretlemeden kaynaklanan ve rakiplerime yakalanmama neden olan bu kayıp moralimi bozdu. 18.km’deki Beycik kontrol noktasına beraber gittik. Kontrol noktasında bir şeyler yiyip suyumuzu yeniledikten sonra yola koyulduk.
Olympos Teleferik Zirvesi’ne kadar çıkış vardı. Ancak çıkışla birlikte başım dönmeye, midem bulanmaya başladı ve tempom düştü. Bunu fark eden Dimitry temposunu artırdı. Böylece Bilge ile geride kaldık. Sonrasında Bilge de önüme geçti ve üçüncü sıraya düştüm.

İRTİFADAN NASIL KURTULUNUR?
Zirveye çıkarken giderek daha kötü oluyordum. Çok rahat koşabileceğim yerleri yürümekte zorlandım. Bu durumu daha önce Aladağlar Ultra’da da yaşamıştım. Aladağlar’da ancak inişe geçerken kendime gelebilmiştim. Aynı durum ile karşılaşacağımı düşünerek, öndekiler ile arayı fazla açmadan zirveye ulaşmayı hedefledim.  Bu bölümde kendimi o kadar kötü hissettim ki, zirveye çıkmak yerine aşağı doğru koşup bir önceki kontrol noktasında yarışı bırakmayı bile düşündüm. Kendimle savaşıyordum. En kötü ihtimalle zirveye kadar koşup, gerekirse orada yarışı bırakırım diye kendimi ikna ettim. İki tercihim vardı: Pes etmek ya da devam etmek... Geriye dön ve yarışı bırak...
Aslına bakarsanız bir sürü mazeretim de vardı. İyi hazırlanmamıştım, dizim ağıyordu, yarıştan bir gün önce akşama kadar çalışmıştım, sabah iyi bir kahvaltı yapamamıştım. Bunların arkasına sığınabilirdim. Hayatımın hiçbir evresinde mazeretlerin arkasına sığınmamıştım. Hep olanları arkada bırakıp önüme bakmıştım. Şimdi farklı olan neydi ki? Daha yarışın zorlu kısımları başlamamıştı bile… Kendimle yaptığım savaşı kazandım ve devam kararı aldım.

Zirveye ulaştığımda önümdeki ikili ile aramda 5 dakikalık bir fark oluşmuştu. Zirveden sonraki kısımda baton taşımak zorunluydu. Genelde yarışlarda baton taşımadığım için batonumu zirvedeki kontrol noktasında bulunan drop bag’e bırakmıştım. Kontrol noktasında drop bag’imi istedim ama drop bag’lerin zirveye ulaşmadığı söylediler! “Şimdi ne yapacağız” diye sordum. Halsizlikten ve ön grubu kaçırmanın verdiği stresten dolayı agresifleşmiştim. Baton taşımayı zaten istemiyordum ve yaşadığım durum beni haklı konuma sokuyordu. 1-2 dakikalık gecikmeden sonra organizasyonda görevli olan Ali Mert, bana kendisine ait batonu getirip verdi. Böylece kullanmayacağım batonu, “zorunlu olduğu için” elimde taşımak zorunda kaldım.
Yeniden yola koyuldum. Zirveden aşağı indikçe kendime gelmeye başladım. Bu iniş yaklaşık 3.5 km idi. İnişin bazı bölümleri karlıydı. Zirveye çıkarken de kar buza dönüşmüştü ama halsizlikten ve yavaşlıktan çok da anlamamıştım. İnişle beraber kendimi iyi hissetmeye başlamıştım, öndekilerle aramı kapatmak için hızlandım. Hızlanmanın verdiği etkiyle karlı bölümlerde bir-iki kere düşsem de yavaşlamadan devam ettim. Bu inişten yaklaşık 1 km sonra parkur kalın bir patikaya döndü. Çukuryayla’daki (37.km) kontrol noktasına kadar tempolu koşup Bilge’yi yakalamayı hedefledim. Kontrol noktasına vardığımda Bilge oradaydı. İçtiği soda midesine dokunmuştu ve kusuyordu. Görevli arkadaşım Atıl Ulaş’a Rus sporcunun ne kadar önde olduğunu sordum. “İlk gelen sporcular sizsiniz” dedi. Ben Dimitry’i geçmemiştim! Zirveden aşağı inerken hata yapılacak bir yer yoktu. Durumu anlayamasam da üzerinde tartışacak zamanım yoktu.

SON 13KM’DE SU STRATEJİSİ
Kontrol noktasından Bilge ile beraber çıktık. Bilge’ye de Rus sporcuyu sordum, zirveden inerken o yanlış yöne gittiğini söyledi. Bilge ile yaptığımız bu konuşmanın sonunda aynı yerde hata yaptığımı anladım. Yarıştan sonra diğer koşucular ile konuştuğumda çoğunun aynı hatayı yaptığını öğrendim. Zirveden aşağı inerken karlı bölümlerde, daha önce oluşan ayak izlerini takip etmemiz gerekiyordu. Çünkü karın diğer kısımları çok kaygandı. Bu kısımda ayak izleri vardı. Bir sağa yukarıya, diğeri zirveye diğeri sola aşağı gidiyordu. Ama vücut refleks olarak (inişte daha az eğim olduğu için) sağdaki yola yöneliyordu. Ben de aynı şeyi yaptım. Kafamı kaldırdığımda, sağdaki yolun diğer zirveye çıktığını fark edince, hemen soldaki yola girdim. Biz bu hatamızdan erken dönerken, Dimitry önde gitmenin verdiği adrenalinle hatasına devam etmiş.
Bir süre sonra Bilge de geride kaldı. 42’inci km’deki dönüş noktasına kadar işaretler konusunda tedirgin gitsem de sorun yaşamadım. Zirveden aşağı indikçe kendimi bulmaya başladım. 47.km’deki Yaylakuzdere kontrol noktasına kadar tempolu şekilde devam ettim. 27-47km arasındaki 20km’lik iniş parkurunu 1 saat 46 dakikada geçmiştim.  Bu bölümde kazanmış olduğumuz rakım sadece 100 metre olurken kaybetmiş olduğumuz rakım kaybı ise yaklaşık 1300 metreydi. Ne demişler her çıkışın bir inişi vardır. Bana bu inişinde önce bir çıkış sonrasında tekrar inişi olacaktı. Yaylakuzdere kontrol noktasının rakımı yaklaşık 900 metrelerdeydi. Bu noktadan 52’inci km’ye kadar tekrar 1550 metre metrelere çıkış vardı. Bu çıkıştan sonra 780 metre rakımda bulunan Teleferik biniş noktasına kadar genellikle iniş vardı.
Son kontrol noktasından (Yaylakuzdere) sonra finişe kadar 13 km koşacaktık. Parkurun en uzun sürecek bölümü burasıydı. Yarışlarda genellikle iki kontrol noktası arasında yarım litre su ile koşarım. Ancak burada vücudumdaki su seviyesi düştüğü için çantamda bulunan ve kullanmadığım ikinci su şişemi çıkardım ve onu da doldurdum. Nitekim doğru bir karar verdiğimi gördüm. Son 1 km’de suyum kalmamıştı.
Yaylakuzdere’den sonra 2 km’lik jeep yolundan çıkış vardı. Sonrasında 11 km’lik teknik parkur başlıyordu. İlk 5 km’si çıkış, sonraki 6 km’si ise inişti. Çıkış artıkça yeniden başım dönmeye başladı. Çıkışın bir an önce bitmesini istiyordum. Yanımda zorla taşıdığım batonu kullanmaya başladım. “Madem taşıyorum bari kullanayım” dedim. J

HAREKETLİ TAŞLAR KAYGANLAŞINCA…
Çıkışın sonuna doğru pus başladı. İşaretler neredeyse görünmüyordu. Kolumdaki saatten rotayı takip etmeye başladım. Zirveye çıktıkça çiseleyen yağmur bana eşlik etti. Yağmurun anlamı zaten hareketli olan taşların kayganlaşması demekti. Zirveye çıktıktan sonra baton taşımamızı gerektiren noktaya ulaştım. Polat Dede ve ekibi bu bölümü çok iyi şekilde açmıştı. Oradan koşarak geçtim. Bu bölüm açılmamış olsa çivili kar ayakkabısına ihtiyaç olurdu. Arkamdakiler ile aram fazla değildi ama bu bölümü kontrollü şekilde koşarak geçirdim. Dik bir yerden iniyordum. Rotada yapacağım hata telafisi olmayacak sonuçlar doğurabilirdi. Hem işaretleri takip ediyor, hem de saatimdeki rotayı kontrol ediyordum. Sisli bölümlerde tamamen saatime yoğunlaştım. Bu bölümde 5-10 metrelik hatalar yapsam da rotadan çok çıkmadan devam ettim. Bu bölümde şunu anladım: Yarış rotasını mutlaka saatinize yükleyin. Çünkü verdiğim onca emek işaretleme yüzünden boşa gidebilirdi.  İşaretlemeler çok iyi yapılsa bile, burası Türkiye, yani herhangi biri gelip işaretleri keyfince sökebiliyor, hava şartları nedeniyle işaretleri göremeyebiliyorsunuz.

Parkuru bilmiyordum ama bitiş öncesinde 2-3km’lik kalın bir patika olacağını düşünüyordum. Yanılmıştım, bitişe kadar ince bir patikadan koştuk. Son 2km’de bir de sağanak yağmura yakalandım. Fazla ıslanmadan bitiş noktasından geçtim. Diğer yarışmacılar geldiğinde, arkada kalanların doluya ve yağmura yakalandığını öğrendim.

GENEL DEĞENLENDİRME
Yarışı değerlendirecek olursam, öncelikle işaretlemelerde bazı sorunlar olduğunu söylemeliyim. Özellikle kalın patikalardan ince patikalara geçişler, Beycik’teki kontrol noktasına giriş ve bitiş noktasına giriş sıkıntılıydı. Yarışın son km’lerinde başka bir organizasyondan kalan turuncu işaretler vardı. Bu işaretler yanlış gitmeye neden olabilirdi. Nitekim, son 1400m’de beni yanılttı ve yanlış yöne gittim. Saatteki rotaya baktığımda yanlış yöne gittiğimi görünce Polat Dede’yi aradım. Bu işaretlerin organizasyonun olmadığını söyledi. Geri görüp organizasyonun işaretlerini buldum.

Kontrol noktalarındaki görevliler oldukça iyiydi, yardımcıydı, yiyecekler yeterliydi. Parkurun, ilk 4.km’si asfalttı, sonrasında zirveye kadar single track ve patikalardan oluşuyordu. Zirveye yaklaşırken ve 52.km’lerdeki kar geçişleri biraz sıkıntılıydı. Koşarken dikkatli olmak gerekiyordu. Zirveden aşağı inerken (ön grubu yakalama çabamın verdiği adrenalinle) iki kere düştüm. Son düşüşüm biraz sert olmuştu. Yarışın 18-27.km ve 49- 54.km arası zorluydu. Bence bunun en önemli nedeni, kazanılan rakıma vücudun gösterdiği tepki. Yalnızca tepe çıkmanın verdiği yorgunluk değil, rakımın etkisi kendimizi daha halsiz hissetmemizi sağlıyor. Zor olan yarış, hava şartlarından dolayı daha da zorlu hale gelmişti. Ufak tefek dokunuşlarla daha iyi bir organizasyon olacağını düşünüyorum.

TEŞEKKÜRLERİM…
Başta Polat Dede olmak üzere yarışta emeği geçen herkese,
Yarışta malzeme desteği sağlayan Underarmour ve Garmin Türkiye’ye,
Konaklama ve Antalya’da ulaşım sponsorum olan kardeşim Halil Aktan ve ailesine,
Çok teşekkür ediyorum.
…………

TAHTALI BERG SKY YARIŞ SONUÇLARI
Kadınlar:
1-      Aylin Savacı Armador – 10:49:24
2-      Ömür Birler – 11:18:24
3-      Seda Nur Çelik – 11:42:35
Erkekler:
1-      Mahmut Yavuz – 8:11:06
2-      Dimtry Platanov – 8:33:53
3-      Bilge Kurt – 8:48:10
Diğer sonuçlar için : http://www.tahtali19.argeus.events/
Yarış boyunca takip ettiğim rota : https://connect.garmin.com/modern/activity/3660671112



1 Nisan 2019 Pazartesi

ALANYA ULTRA: YÖRÜKLERİN İZLERİNDE KOŞMAK

Alanya Ultra Maratonu 2019 yarış planımın Mart ayında yer alıyordu. Teknik ve yokuş antrenmanları yapamıyordum. Bu nedenle 73 km’lik en uzun parkur yerine, 48 km’lik Taurus Dağ Maratonu’nu tercih ettim. Bu yarış 2019’da koşacağım 5’inci yarış ve 3’üncü ultra maraton olacaktı.

Gönül ister ki, her ultra maratonda en uzun parkuru koşayım. Uzun parkurda yarışmadığımda şaşıran, hastalandığımı ya da sakatlandığımı düşünen arkadaşlarım oluyor.
Her zaman uzun parkuru koşmuyorum. Bunun farklı nedenleri var.

Birincisi uygun antrenmanı yapma fırsatım olmayabiliyor.

İkincisi her yarış, hedef yarışım değil. 2019’da her ay iki yarış koşmayı planladım. Her yarışta uzun etabı seçersem performansımı sürdürülebilir şekilde yüksek tutamayacağım kesin.

Üçüncüsü ITRA sistemi buna izin vermiyor. Sisteme göre farklı uzunluklarda yarış koşarak puan toplamam gerekiyor. Çünkü sadece, “farklı ultra mesafelerinde” en iyi performans gösterdiğim 5 yarıştan puan alabiliyorum. (ITRA sistemini önemsiyorum. Bu nedenle ayrı bir yazıda geniş olarak anlatacağım).   

Bu yarışa, diğer yarışlarda olduğu gibi “sabahın körü” koşularıyla, 100-120 km’lik antrenmanlarla hazırlandım. Koşmuş olduğum yarışlardan sonra dinlenme periyodunu kısa tutup, fazla antrenman kaçırmamaya dikkat ettim.

Alanya Ultra Maratonu bu yıl üçüncü kez yapılıyordu. Dört farklı etap vardı:
-          17 km’lik Alaiye Koşusu (+945 m)
-          28 km’lik Keykubat Dağ Koşusu (+1600 m)
-          48 km’lik Taurus Dağ Maratonu (+2690m )
-          73 km’lik Alanya Ultra Maratonu (+3720 m)

ULAŞIM, KONAKLAMA, BRİFİNG

Cuma sabahı Sabiha Gökçen’den Antalya yolculuğum başladı. Antalya’ya indiğimizde “Havaş ile Alanya’ya giderim diye plan yapmıştım, ancak Havaş yokmuş. Hava alanındaki görevliler özel firmaların Alanya’ya transfer yaptığını söyledi. Birkaç yarışmacının bu şekilde Alanya’ya gideceklerini öğrendim. Araçta yer yer olup olmadığını sordum ama yer olsa bile internetten kayıt yaptırmadığım için bu hizmetten yararlanamayacağımı söylediler (ücret 55 TL imiş).Antalya merkeze giden Havaş (12 TL) ile Alanya Seyahat’ın yazıhanesi gittim. Alanya Seyahat’e (25 TL) binip, Alanya’ya ulaştım. Cuma saat 15.00’te Alanya’daydım. Yolculuğum yaklaşık 8 saat sürdü. Özel aracımla gitsem zaten 9-10 saat sürecekti.Alanya’ya ulaşır ulaşmaz birlikte kalacağım Teamblue ekibinden Dilek Özgürel’i aradık. Birlikte yemek yedikten sonra yarış kitini alıp kalacağımız villaya hareket ettik. Konaklamayı Airbnb’den villa kiralayarak hallettik. Toplam 12 kişinin kalabileceği bir villayı günlüğü 525 TL karşılığında Dilek kiraladı. Ama biz 6 kişi kaldık. Villaya yerleştirdikten sonra yarış brifingi ve makarna partisi için Kızılkule’ye gittik.Brifing ve makarna partisinden sonra villaya dönüp yarış malzemelerimi hazırladım ve dinlenmeye geçtim. Yarış çantama zorunlu malzemelerin dışında bir tane protein bar ve 5 tane tuz tableti koydum.

BOL İNİŞLİ ÇIKIŞLI, TEKNİK BİR PARKUR

Cumartesi sabahı 5.45’de kalkıp yarış kıyafetlerimi giydim. Kahvaltıdan sonra startın yapılacağı Kızılkule’ye gittik. Yarıştan önce 15 dakikalık ısınma koşusu yaptım ve start noktasındaki yerimi aldım. Alanya Ultra Maratonu ve Taurus Dağ Maratonu startı, cumartesi sabah 07.00’de, Alaiye ve Keykubat koşusu startı 09.00’da yapıldı. Start ile beraber kaleye doğru dik tırmanış vardı. Tırmanışla beraber en öne geçtim. Arkamdaki Aleksei Kurochkin ile beraber tırmanışı bitirdik. Kaleden inişten sonra ilk kontrol noktasına kadar düz ve asfalt bir yol vardı. İlk kontrol noktası 5.5 km’de olması gerekirken, 4.5 km’de kontrol noktasına ulaştık. Yeterince suyum vardı, bu yüzden ilk kontrol noktasını pas geçtim. Kontrol noktasından sonra muz bahçelerinden geçip dik yokuşu tırmanmaya başladık. Yokuşun ilk 500-600 metresi asfalt, sonrası teknik bir “single track” idi. Bazı bölümlerde dört ayak tırmanış yaptık. Tırmanışın bitimiyle beraber 11.5 km’deki ikinci kontrol noktasına ulaştık. Suyumu yenileyip, elime yiyecek bir şey alarak ayrıldım.

ZORLU RAKİPLER ARAYI AÇMAMA İZİN VERMEDİ

Kontrol noktasından sonra tempomu artırıp, Aleksie ile aramı açmaya çalışsam da başaramadım. Kontrol noktasından sonra yaklaşık 400 metrelik teknik bir iniş vardı. İniş ile beraber Vadim Agapitov bizi yakaladı. İnişi kontrollü yaptığım için inişin sonunda üçüncü sıraya kadar düştüm. Yeni tırmanışla beraber iki Rus sporcuyu yakalayıp öne geçtim. Tırmanış bitene kadar tempomu korudum, tempoya dayanamayan Aleksie bizden kopup arkada kaldı. Kontrol noktasına kadar inişli çıkışlı bir rota vardı. Çıkışlarda ve düz yollarda tempomu artırıp Vadim’i geride bıraksam da inişleri çok iyiydi. Her seferinde beni yakalıyor, iniş bittiğinde geride bırakıyordu. İniş-çıkışlarda harcadığım çaba istediğim tempoda gitmemi engelledi. Kontrol noktasından önceki inişte önüme geçmesine fırsat vermeyip, 22.8 km’deki kontrol noktasına önde girmeyi başardım. Kontrol noktasında Polat Dede “Nasılsın” diye sordu. “Rakip çok iyi, bir türlü koparamadım, canıma okudu” dedim. Kontrol noktasında bir şeyler yedikten sonra ayrıldık. Polat, kontrol noktasından ayrılırken, yaklaşık 5 km düz bir yolda koşacağımızı söyledi. Bu düzlük, Vadim’den kopmam için iyi bir fırsat olabilirdi. Kontrol noktasından sonra düz bir yoldan iniş, ardından tırmanış vardı ve bu benim istediğim bir şeydi. İnişle beraber tempomu artırıp Vadim’i geride bıraktım. Tırmanışta da tempomu korudum. Tırmanış sonunda arkama baktığımda artık kimseyi görmüyordum. Ancak, tırmanış sonunda başlayan uzun teknik inişle beraber Vadim’e tekrar yakalandım. Beni yakaladıktan sonra öne geçmek yerine benim tempomda inişi bitirmeyi tercih etti.

BİTMEYEN PARKUR…

31.6 km’deki kontrol noktasına da birlikte girdik. Yeni planım, bu kontrol noktasından sonraki kontrol noktasına giderken, son kısımlarda bulunan uzun inişte ondan kopmaktı. Kontrol noktasında suyumu yeniledim, biraz bisküvi, kola ve kaşar peynir yedikten sonra ayrıldım. Kontrol noktasında ayrılır ayrılmaz Vadim geride kaldı. Belli ki yarış boyunca yaptığım ataklar karşısında çok efor sarf etmişti. Bunu fırsata çevirip, son inişi beklemeden tempomu artırdım ve bir daha geriye bakmadan koşmaya devam ettim. Son kontrol noktasına ulaştığımda fark açılmıştı (41.6 km) Artık önümde 3.5 km kalmıştı. Ancak, bitişe ulaşmak eziyete dönüştü. Kontrol noktasından ayrıldıktan 500 metre sonra kendimi kumsalda buldum. Seçim çalışmalarından dolayı asfalt kısım azaltılmış, kumsal artırılmıştı. Yarış boyunca sürekli tempolu koştuğumdan bacaklarıma kramp girmeye başladı. Kramp nedeniyle tempomu düşürdüm. Kumsalda yürümek istiyordum ama rakipler zorluydu, aramızda fazla fark yoktu. Yürümek yerine, yavaş da olsa koşarak kumsalı bitirdim.
17 ve 28 km koşanlar ile denk geldiğimiz bu bölümde, zaman zaman onların temposuna ayak uydurmaya çalıştım. Yürüdükleri kısımlarda hemen önümdekini yakalayıp ona ayak uydurdum. Bu şekilde kumsal bölümünü bitirdim. Kumsalın bitmesiyle tekrar Kale’ye doğru tırmanış başladı. “Sabret az kaldı” diye kendimi motive etmeye çalıştım. Tırmanışın bittiğini düşünürken, yön gösteren görevliye kalan yolu sordum. “1 km daha tırmanacaksınız” dedi. Son kontrol noktasından çıkalı 3 km olmuştu. Demek ki yarış sonuna kadar sürprizler devam edecekti. İlk sürpriz kumsal kısmın daha erkene alınmasıydı, ikinci sürpriz, son bölümün 3.5 değil 6 km olmasıydı. Yaklaşık 700 metre daha tırmandıktan sonra kalenin zirvesine ulaştım. Bundan sonrası inişti. İnişin başlamasıyla rahatladım, “Kimse beni geçemez” diye düşündüm. Kızılkule’ye doğru gitmemiz gerekiyordu ama inişle beraber Kızılkule’den uzaklaşmaya başladık. İniş de düşündüğümden uzun oldu. Sonunda bitiş noktasına gelmeyi başardım ve kendimi yere attım. Uzun zamandır kendimi bu seviyede zorladığım bir yarış koşmamıştım. Bu yarış sonrasında iki günlük dinlenmeyi hak etmiştim.

DEĞERLENDİRME

Yarışı değerlendirecek olursam, genel olarak çok iyi olduğunu söyleyebilirim. İşaretlemeler kusursuzdu. Kontrol noktalarında her ayrıntı düşünülmüştü. İnişler ve çıkışlar teknikti. Yarışın büyük bir kısmı single trackler’den oluşuyordu. Yarış öncesi ve sonrası çok iyi planlanmıştı. Yarışa katılan yabancı sporcu sayısı yüksekti. Tüm sporcuların yaklaşık yüzde 30’u yabancıydı. Yarıştaki en büyük sıkıntı kontrol noktalarının belirtilen km’lerde olmaması ve (koşanlar ile konuştuğumda) cut off sürelerinin az olmasıydı. Yarış sonuçlarına bakıldığında 84 kişi ile başlayan Alanya Ultra’yı 51 kişi (%61), 87 kişi başlayan Taurus Dağ Maratonu’nu 75 kişinin (%86) bitirdiği görülüyor.

Başta Ahmet Arslan, onun ekibi ile yarışı organize eden Argeus ekibi olmak üzere emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum.

Yarışta malzeme desteği sağlayan Underarmour Türkiye, Garmin Türkiye ve Suunto Türkiye’ye de teşekkür ediyorum.

                                         http://www.movescount.com/moves/move277055372

YARIŞ SONUÇLARI

Taurus Dağ Maratonu

Kadınlar

1-  Elizaveta Ershova
2- Hanne Liland
3- İsmet İnan

Erkekler

1- Mahmut Yavuz
2- Bjørn Harald Bongom 
3- Vadim Agapitov


19 Şubat 2019 Salı

MANAVGAT ULTRA: ISLAK, ÇAMURLU, SULU VE ÇOK TEKNİK!



Manavgat Ultra, birçoğumuz için sezonun ilk yarışı olsa da benim için durum farklıydı. Ocak ayında Çekmeköy’de Bakiye Duran’ın yarışında 45 km koşmuştum. Manavgat öncesinde de iyi bir hazırlık dönemi geçirdim. Antrenman kaçırdığım gün neredeyse olmadı. Hatta bazı günlerde, işten eve koşarak gittiğim için çift antrenman yaptım. Böylelikle haftalık 100-120 km’lik mesafelere ulaştım.

Manavgat Ultra Maratonu bu yıl dördüncü kez yapılıyordu. 2017 yılında ilki yapılan Manavgat Ultra Maratonunda 80 km koşmuş ve ikinci olmuştum. Geçen yılda bu yarışı koşmak istemiş ama elimde olmayan nedenlerden dolayı koşamamıştım. Bu yıl Manavgat Ultra maratonunda üç farklı etap vardı: 12 km’lik Seleukeia patika etabı, 37 km’lik Oymapınar dağ etabı ve 71 km’lik Manavgat Ultra Maratonu. Ben yine uzun parkur olan Manavgat Ultra Maratonunda koşmayı tercih ettim. Bu yıl katılım geçen yıllara oranla daha fazlaydı. Seleukeia ve Oymapınar etabında 318 erkek, 132 kadın, Manavgat Ultra’da 87 erkek ve 21 kadın sporcu bulunuyordu.

MALZEME HAZIRLIK SÜRECİ
Cuma sabahı Sabiha Gökçen’den Antalya yolculuğum başladı. Antalya’ya indiğimizde “Manavgat’a nasıl gideriz?” diye düşünürken, organizasyon tarafından ayarlanan tur acentasının aracı imdadımıza yetişti. 40 TL karşılığında konaklayacağımız otele kadar gittik.
Otele vardıktan kısa bir süre sonra yarış kitleri dağıtılmaya başlanacaktı. Kitimi alıp, öğle yemeği yedikten sonra odama gidip dinlenme moduna geçtim. Dinlemenin ardından yarışa gelenlerle sohbet etmek amacıyla kitlerin dağıtıldığı salona indim. Akşamki brifinge kadar yarışa gelenlerle sohbet ettim.
Brifingden sonra yine odamdaydım. Sabah start alanına transfer saat 6.30’daydı. Akşamdan yarış malzemelerimi hazırladım. Brifingte Etem Şeker, 3-4 kez dere geçişi olacağını söylemişti. Bu yüzden 37’inci km’deki drop bag noktası için yedek kıyafet hazırladım (Şort, tişört, ayakkabı).  Bu nokta hem bizim drop bag noktamız hem de 37 km parkurunu koşacak arkadaşların ve bizim bitiş noktamızdı.
YARIŞ ÖNCESİ, KAHVALTIDA NE YEMELİ?
Sabah 5.45’de kalkıp yarış kıyafetlerimi giydim ve kahvaltıya indim. Raporumun bu kısmında yarış öncesi nasıl bir kahvaltı yapmak gerektiğinden söz edeceğim. Yarış tecrübelerim, pek çok sporcunun ultra maratonlar öncesinde abartılı şekilde beslendiğini gösteriyor. Benim menümde sadece 3-4 dilim peynir, 2-3 dilim ekmek, bal ve çay oluyor. Bunlar sindirimi kolay, tokluk hissi veren ve besleyici ürünler. Pek çok arkadaşım; sosis, yumurta, omlet, zeytin, salatalık, domates vb. ürünleri tüketiyor. Bunlar sindirimi zor, mideyi çok rahat bozacak ürünler.
Yarış sabahları, çoğumuz kahvaltımızı konakladığımız otelde yapıyoruz. Kahvaltıda, “ne kullanıldığı aslında bilmediğimiz” ürünleri yiyoruz. Yani kendimizi “midemiz” konusunda riske atıyoruz. Ve yarışta karşılaşabileceğimiz en kötü şeylerden biri “mide bulantısı ya da ağrısı çekmek”. Bu nedenle tavsiyem, yarış öncesinde basit, doyurucu ve enerji verici ürünlerin tüketilmesi (Gelecek aylarda bu konuda daha kapsamlı bir yazı yazacağım).
PARKURDAKİ DEĞİŞİKLİKLER
Yarışa dönersek… Saat 7.30’u gösterirken yarış başladı. 37 km koşanlar hemen öne geçti. Biz 70 km koşanlar onları takip etmeye başladık. Parkur, Etem’in bahsettiği gibi bol sulu ve çamurluydu. İki yıl önce yine Manavgat Ultra’daydım ama parkurun epey değiştiğini fark ettim.
Yarışın 3. km’sinde 37 km parkurunda koşan Ali Sevinç ile karşılaştım. Onun kalan 34 km’sini birlikte koştuk. Yaklaşık 5. km’deki dere yatağına geldiğimizde bana ayakkabılarımızı çıkarıp çıkarmayacağımızı sordu. Onun sorusu bitmeden ben derenin ortasına gelmiştim bile… O da hemen arkamdan geldi. “3-4 dere yatağından geçeceğiz. Hepsinde ayakkabı çıkarırsak çok vakit kaybederiz” dedim. Dere yatağına gelmeden parkurdaki sulu yerlerden geçmiştik ve ayaklarımız çoktan ıslanmıştı. 12. km’deki Seleukeia antik kenti kontrol noktasına çıkarken patikadan su akıyordu. “Ali, burada ne yapacaktın? Ayakkabını çıkartıp çıplak ayak mı koşacaktın?” dedim.

GORATEX AYAKKABI ÖNERMİYORUM
Yıllardır trail ve macera yarışlarında koşuyorum. Hiçbirinde ayakkabılarımı çıkartıp dereden geçmedim. Birçok kişi goratex ayakkabı tavsiye edip etmediğimiz sorar. Cevabım her zaman “Hayır” olmuştur. Goratex ayakkabı içine aldığı suyu zor tahliye ediyor. Goratex olmayan ayakkabının içinde ayaklarımız daha rahat hava alıyor. Bu yüzden goratex koşu ayakkabısı tavsiye etmiyorum.
İlk kontrol noktasına geldiğimizde suyum ve yiyeceğim vardı. Bu yüzden kontrol noktasındakilere uzaktan selam verip duraklamadan devam ettim.
Kilometreler arttıkça parkuru daha çok beğendim. Parkur hazırlanırken çok büyük emek verildiği belli oluyordu. Yolun büyük kısmı ince patikadan (single track) oluşuyordu. İşaretleme kusursuzdu. Yalnızca renk tercihini eleştirebilirim. Sarı siyah şeritler yerine kırmızı beyaz şeritler olsaydı daha iyi olurdu. Çünkü güneşin çarptığı yerlerde bazen sarı siyah şeritlerin görünmesi zor oluyordu.
KÖYLÜLER İLK KEZ İŞARETLERİ SÖKMEMİŞ
Köy geçişlerine yaklaşınca saatime yüklediğim rotaya bakıyorum. Bunun nedeni Türkiye’de ultra maraton kültürü oluşmaması nedeniyle köylülerin işaretleri sökmesi. İlk kez bir yarışta köy içine konulan işaretlerin sökülmediğini görerek çok mutlu oldum.
Parkurun keyfini çıkartarak ve Ali ile sonbet ederek 22. km’deki kontrol noktasına geldik. Kontrol noktasında su takviyesi yaptım ve elime birkaç dilim elma alıp Ali ile yola koyuldum. 30. Km’den sonra, 37 km parkurunda koşan iki kişiyi geçtik. Ali kendi parkurunu genel sıralamada 4. olarak bitirdi.

Benim için zor yollar şimdi başlıyordu. Yarıştan önce belirlediğim stratejinin ilk bölümü istediğim gibi geçmişti. İlk 37 km’lik bölümde arkadakilerden 5-10 dakika önde olmayı planlamıştım. 37. km’deki kontrol noktasından sonra yaklaşık 1.5 km’lik bir çıkış vardı. Henüz arkamda kimse görünmüyordu.
YAVAŞLAMAK, SAKATLANMAKTAN İYİDİR
37. km’deki Oymapınar kontrol noktasına geldiğimde bir şeyler yiyip tişörtümü değiştirdim ve yeniden yola koyuldum. 50. km’deki kontrol noktasına kadar genelde çıkış vardı. İkinci stratejim, 50. km’deki kontrol noktasına kadar bu farkı korumaktı. Son 20 km’lik kısım genel olarak iniş olduğundan hızlanacaktım. Böylece arayı daha da açacaktım.
2 km boyunca jeep yolundan çıktıktan sonra ince bir patikada koşmaya başladık. Yukarı çıktıkça patika daha da teknikleşti. Bir yerden sonra bırakın koşmayı, yürümek mümkün değildi artık. Bazı yerlerinde kaya tırmanışı yaptık. İlk zirvenin ardından yaklaşık 1 km’lik bir inişi geçtim. Yağmur buradaki zemini çok kaygan hale getirdiğinden birkaç kez düştüm. Sakatlanmaktansa yavaşlamaya karar verdim. Sonuçta en önde gidiyordum, arkadakilere yakalanırsam hızlanırım diye düşünerek hızımı düşürdüm.



ACABA YANLIŞ MI GİDİYORUM?
Parkur her geçen dakika daha zorlaşıyordu. Geçen yıl koşanlar parkurdan bu şekilde bahsetmemişti. Yarış brifinginde Etem de bu şekilde anlatmamıştı. 49. km’ye kadar patikadan koşacağımızı, 49-50 km arasında dik ve zor bir çıkış olduğunu söylemişti. “Acaba yanlış mı gidiyorum” diye düşünmeye başladım. İşaretler çok iyiydi, saatimdeki rota da doğru yerde olduğumu gösteriyordu. Etem’i aradım, “Kulakların çınlıyor mu” dedim. İşaretleri sordu, sorun olmadığını söyledim. Bu arada 47. km’ye gelmiştim. 2 km sonra bu kez Etem beni aradı. Kemal Kukul abinin işaretleri kaçırdığını ve 59 km’deki kontrol noktasına gittiğini,  Cengiz Akyüz’ün de işaretleri kaçırıp 50’inci km’deki kontrol noktasına ulaştığını söyledi.
Kontrol noktasına vardığımda rahatladım. Bilgisi verilen parkurdan daha farklı bir parkurda koşmak psikolojik olarak yıpranmama neden olmuştu. Kontrol noktasında biraz oyalandım. Yola koyulurken Cevdet Alyılmaz abi geldi. Cevdet abi dağcılık kökenli olduğu için bu kısmı bayağı iyi koşmuş. Kontrol noktasından beraber çıktık. Buradan sonra yaklaşık 1 km daha çıkış vardı. Ardından 59. Km’deki Aygır Deresi kontrol noktasına kadar inecektik. İnişin başlamasıyla beraber Cevdet abiye “Abi ben kaçar” dedim ve tempomu artırdım.
Kontrol noktasına yaklaşırken Cengiz abiyi yakaladım. Kemal abi de beni kontrol noktasında bekliyordu. Kontrol noktasında durmadan devam ettim. Yarıştan önce hava durumuna baktığımda öğleden sonra yağmur gösteriyordu. Yağmura yakalanmadan önce yarışı bitirmek istiyordum.
Kemal abi, Cengiz ve ben son km’leri beraber koştuk. Parkurun bu kısmı çok keyifliydi. Dere yatağının içi çok güzeldi. Son 5 km kala tekrar teknik bir patikadan aşağı indik. Bu inişten sonra yaklaşık 500 metrelik bir tünelden geçtik. Bu kısımda Cengiz abi geride kaldı. Kemal abiyle Oymapınar’daki bitiş noktasına kadar gittik. Yarışma sonunda Kemal abi 50 km kontrol noktasını pas geçtiği için organizasyon tarafından diskalifiye edildi. Cengiz abi ise 50 km kontrol noktasına parkuru takip etmeden gittiği ve bunu organizasyona bildirdiği için zaman cezası aldı.

NASIL DAHA İYİ OLABİLİR?
Yarışı değerlendirecek olursam, bence ilk 37 km mükemmeldi. Önümüzdeki yıllarda bu parkurda koşacaklara 37 km parkurunu tavsiye ederim. Genelde kontrol noktalarında durmasam da kontrol noktaları kusursuza yakın duruyordu. Görevliler sıcakkanlı ve güler yüzlüydü. İşaretleme kusursuzdu (sarı siyah yerine, kırmızı beyaz şeritler olsa daha iyi olurdu). 40-50km arası çok teknikti. Bu yüzden yarışmacılar epey tepki gösterdi. Belki yarış öncesi uyarı yapılsaydı bu kadar tepki olmazdı. Türkiye’de ultra maraton koşan insan sayısı sınırlı. Henüz bu derece teknik parkurlara alışık değiliz. Gelecek yıl bu kısımda değişiklik yapılırsa daha zevkli bir parkurda koşmak mümkün olacaktır.
Yarışta başta Etem Şeker, Hayrettin Şeker ve Orçun Ocakoğlu olmak üzere emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. Yarışma da malzeme desteği sağlayan Underarmour Türkiye ekibine, Garmin Türkiye ve Suunto Türkiye ekibine teşekkür ederim.

Yarış parkur bilgileri linki:


YARIŞ SONUÇLARI

Manavgat Ultra Maratonu
-          Kadınlar
1.      Eda Kınacı 
2.      Seda Nur Çelik
3.      Natalia Senyovskaya

-          Erkekler
1.      Mahmut Yavuz
2.      Cevdet Alyılmaz
3.      Karol Bogus