Kalahari

Kalahari
Kalahari Augrabies Extreme Maraton-2014

13 Ağustos 2017 Pazar

Dağların Derinliklerinde Koşmak : Zagori Mountain Running (ZMR)

(English version is below)
Hiç akıllarda olmayan bir yarışı anlık bir karar ile koşmaya karar verdim. Herşey evde oturup çayımı yudumlayıp televizyon seyrederken Orçun Ocakoğlu’nun “Yunanistan’da çok güzel bir dağ yarışı var. Gitmek istiyorum ama iki yıldır kimseyi kandıramadım” sözüyle başladı. ‘Çok güzel bir dağ yarışı’ benim için anahtar kelimeydi. Hemen bilgisayarı elime aldım ve yarışı incelemeye başladım. 5 dakika içinde Tamam Orçun, biz bu yarışa gidiyoruz” dedim. Yarışmanın web sitesini ve videolarını izleyerek bu yarışı koşmaya karar verdim.
The North Face ana sponsorluğunda yapılan Zagori Mountain Running (ZMR); ilk olarak 2011 yılında düzenlenmiş. ZMR; 10 km, 21 km, 44 km ve 80 km olarak dört farklı kategoride icra edilen bir yarış. Antrenman durumuma baktığımda benim için en ideal mesafenin 44 km olduğuna karar verdim. Aslında 80 km yarışını koşmak istesem de; yeteri kadar antrenmanım olmadığı için bu karara varmıştım. 80 km yarışı 5100 rakım kazanımlı bir yarıştı ve bu kategoriyi koşmam benim için çok yıpratıcı olacaktı. Bundan dolayı 2600 rakım kazanımlı 44 km’lik parkuru koşmaya karar verdim.
16 Nisan’da koştuğum 237km/6 günlük Maraton Des Sables sonrası antrenmanlarımı düzene soksam da; iş yoğunluğum devam ettiği için dinlenme düzenini bir türlü sağlayamadım. Bundan dolayı üzerimde bir yorgunluk vardı. Yarış öncesi yaptığım ilk hata, Perşembe sabah yolculuk yaparız diye bu günü boşa çıkartmak için Çarşamba günü nöbet tutmam oldu. İkinci hatam ise Cuma sabahı varmış olduğumuz yarış bölgesinde dinlenmek yerine yarış bölgesinde gereğinden fazla vakit geçirmem oldu. Böylelikle yarışa başlarken üzerimde bir yorgunluk vardı.
Yarışa gitmeye karar verdikten sonra Orçun ile ‘Nasıl gideriz’ hakkında konuşmaya başladık. En uygun yolun araba ile gitmek olduğunu değerlendirdik. Ben, eşim Ayşegül ve Orçun; bizim arabamız ile gitmeye karar verdik. Ben yoğun olduğum için konaklama işlemlerini Orçun halletti. Antrenmanda antrenörüm Mehmet Gündem’e Abi biz Orçun’la Yunanistan’a yarış koşmaya gideceğiz” dediğimde Murat Şekeroğlu abi Bende geliyorum,  hatta benim araba ile gideriz” dedi. Böylece ben, eşim, Orçun ve Murat abi; Murat abinin arabası ile gitmeye karar verdik. Romanya’daki yarıştan dönen Dilek’i arayıp tebrik ettiğimde bana “Senin yarış planın yok mu?” diye sordu. Ben de “22 Temmuz’da Yunanistan’da bir yarış var, onu koşacağım” deyip yarış hakkında bilgi verdim. Bir hafta sonra Dilek beni geri aradı ve İsmail ile beraber yarışa geleceklerini söyledi. Nasıl gideceklerini sorduğumda İstanbul’dan Selanik’e otobüs ile gidip oradan araba kiralayıp yarış bölgesi olan Yanya’ya geçeceklerinden bahsetti. Böylece ZMR’de koşacak 5 Türk sporcu olduk. Ben, İsmail ve Dilek 44 km, Murat abi 21 km, Orçun ise 10 km koşacaktık.
Yarışlardan biraz bahsedecek olursam Tera 80 km yarışı 5100 rakım kazanımlı bir  yarış. Yarışın büyük bir kısmı single track şeklinde. Yarış boyunca iki kere zirve yapıyorsunuz. Birinci zirve 2320 metre, ikinci zirve ise 2050 metre irtifada. Cumartesi sabah saat 04:30’da başlayan yarışın diskalifiye zamanı 20 saat. Yarışı 229 kişi koştu. İkinci yarış olan Maraton 44 km yarışı ise 2600 rakım kazanımlı bir yarış. Bu yarışta tek zirve yapıyorsunuz (2050 metre). Yarış cumartesi sabah 06:00’da başlıyor ve diskalifiye zamanı 10 saat. Yarışı 292 kişi koştu.
Yarı maraton ve 10 km yarışları Pazar sabah koşuluyor. 21 km yarışında rakım kazanımı 1090 metre, 10 km yarışında rakım kazanımı ise 320 metre. Her iki yarışta da diskalifiye zamanı yok. Yarı maratonda koşan sayısı 518 iken 10 km yarışında 543 koştu. Böylelikle tüm yarışlarda koşan sayısı 1582 kişi.
Yarışa gitmek için Perşembe akşamı 21:00’da yola çıktık. 900 km uzaklıktaki Yanya’ya varmamız yaklaşık 12 saat sürdü. Yanya’ya vardıktan sonra gölün kenarında bir kahve molası verdikten ve ardından kalacağımız köye doğru yola çıktık. Ayşegül ve ben Lucas isimli Belçikalı birinin evinde konaklarken, Murat abi ve Orçun bir otelde konakladı. Yarışa ilgi çok olduğu için dördümüze aynı yerde kalamadık. Dilek ve İsmail bizden tamamen farklı bir köyde kaldı. Kaldığımız köyün start alanına uzaklığı 25 km civarındayken, İsmail’ler ancak 40 km yakındaki bir köyden yer bulabildi.
Orçun ve Murat abiyi otele yerleştirdikten sonra biz kendi kalacağımız eve gittik. Eşyaları koyduktan sonra yarış kitlerini almak için 80 ve 44 km yarışının başlangıç ve bitiş noktası olan Tsepelovo köyüne geçtik. Köye giderken Google map uygulamasının tarifine uyup, ‘girilmez’ tabelasını dikkate almayıp arabayı Kapesovo köyünün sokaklarına soktuk. Yaklaşık 2 saatlik uğraş sonunda köyden çıkabildik. Yarış kitlerini sonra mı aksak diye kararsız kalmışken, yarış kitlerini almaya karar verdik. Yarış kitlerini aldıktan sonra teknik toplantı ve makarna partisinin başlamasına yaklaşık 2 saat kalmıştı. Geri dönüp otele dinlensek mi köyde yemek yiyip vakit mi geçirsek arasında kararsız kaldıktan sonra ad bu sefer köyde kalıp vakit geçirmeye karar verdik. Yemek yedikten sonra İsmail’lerin de köye geldiğini whatsapp sayesinde öğrendik. Onların yolculuğu da uzun geçmiş, yaklaşık 16 saatte gelmişlerdi. Dilek “Çok yorgunuz teknik toplantıya kalmayacağız. Önemli bir şey olursa sen bize anlatırsınız” dedi. Biz ise teknik toplantıyı bekledik, ara ara “boş verelim teknik toplantıyı” desem de ‘bu kadar bekledik biraz daha bekleyelim’ diye karar verdik. Sonunda beklediğimiz an geldi. Teknik toplantı başladı. 80 km yarışını üç yıldır kazanan Dimitrios Theodorakakos (dip not: bu yılda da yarışı kazandı) uzun uzun Yunanca 80 km parkuru hakkında bilgi verdi. Yunanca bilgilendirmesi bittikten sonra kısa bir İngilizce bilgilendirme de yaptı. Sonra uzun uzun 44 km’yi anlatmaya başladığında yanına gidip işaretlemenin nasıl olduğunu sordum. “Hiç merak etme, işaretleme çok iyi” dedi. Nitekim söylediği gibi de çıktı; işaretleme mükemmeldi. Web sitesinde yazandan farklı bir şey var mı?” diye sordum. Yok, her şey sitede yazdığı gibi” diye cevap verdi. İşaretlemenin bu kadar iyi olduğu bilseydim bekler miydim o kadar süre. Bu konuşmadan sonra kaldığımız köye doğru yol aldık. Eve varır varmaz uyudum.
Saatler 04:00 gösterirken cep telefonumun alarmı çaldı. Benimse hiç yataktan kalkasım yoktu. Zorla yataktan kalktık. Akşamdan hazırlamış olduğum yarış malzemelerimi giydikten sonra mutfağa indim. Mutfağa indiğimde, evinde kaldığımız Lucas’ın da kalkmış, çay ve kahve hazırlamış olduğunu gördüm. Bir şeyler atıştırıp bir bardak çay içtikten sonra Orçun’lar bizi almaya geldi. Yarışın başlayacağı Tsepelovo köne doğru hareket ettik. Bu sefer yolu bildiğimiz için 20 dakikada köye ulaştık. Köye vardığımızda saat 5:15’i gösteriyordu. Son hazırlıkları yaptıktan sonra başlangıç noktasındaki yerimi aldım. Hiç koşmak istemiyordum. Böyle bir duygu ile yarışa başladım. Yarış planlandığı gibi saat 6:00’da başladı. Yarış başlamasıyla ön taraftaki yerimi aldım. Tsepelovo sokaklarından geçtik. 500 metre köyde koştuktan sonra kendimiz Tsepelovo’yı çeviren dağa doğru çıkarken bulduk. Öndeki üçlüyü kontrol ederek tepeyi tırmanmaya başladım. İlk baştaki amacım, ön grubu kontrol etmekti. Tepenin sonuna doğru kalflerimde yanma olunca yavaşlamaya karar verdim. Böylelikle bir anda geriye düştüm. Yarış daha uzun olduğu için rahattım. Tepenin zirvesine çıktıktan sonra hızlandım. Kontrol noktasına girerken bizimkiler de kontrol noktasına araba ile gelmişti. Orçun bana sekizinci olduğumu söyledi. Yarışın başında yanıma su almadığımdan dolayı bu noktada durmak zorunda kaldım. Yarış boyunca yapmış olduğum hatalardan biri de buydu. Ağırlık olmasın diye yanıma su almamıştım. İlk kontrol noktasında su içer, ikinci kontrol noktasında su almak için dururum diye düşünmüştüm. Ama tepeyi çıkarken nemden dolayı dudaklarım kurudu. Bundan dolayı da bu noktada su almadan yoluma devam etmek istemedim. Su şişeme su koyduktan sonra yoluma devam ettim.

19’uncu km’deki kontrol noktasına kadar yarışta genel olarak inişli ve ufak tefek çıkışlar vardı. Ondan dolayı kontrol noktasından çıktıktan sonra hızlandım. Amacım bir an önce önümdekileri yakalamaktı. Ama parkur hızlanmama bir türlü izin vermedi. Single track olan yolda çok keskin dönüşler vardı. Bu da hızlanmamı engelledi. Yarışın 8’inci km’sinde önümde koşanlardan biri bileğini burktu. Durdum ve “İyi misin?” diye sordum. Cevap vermedi. Arkamdan gelenlerin hiçbiri durmadı. Tekrar “İyi misin?” diye sordum. Yine cevap vermedi. Biraz bekledim. Arkamdan koşanlar hiç oralı olmayınca ben de koşmaya devam ettim. Parkur 19’uncu km’ye kadar single trackler ve dere yataklarından oluşuyordu. Yokuş aşağı inerken dönüşlerde iki kere bileğimi burkacak gibi oldum. Bu, benim biraz tedirgin koşmama neden oldu ve daha temkinli koşmaya karar verdim. Temkinli koşarken bir taraftan da vücudumda bir yorgunluk vardı. Bir türlü istediğim tempoda koşamadım. Sanırsam o gün benim günüm değildi. 19’uncu km ile tırmanışa geçtik. Tırmanışla beraber biraz olsun kendime geldim. Tepeyi çıkarken 3 kişi geçtim.

 23’üncü km’deki kontrol noktası aynı zamanda beslenme noktasıydı ve bu noktadan sonra sert bir çıkış  vardı. 7 km içerisinde 700 metrelik rakımdan 2000 metreye çıkacaktık. Kontrol noktasında suyumu doldurduktan sonra kola içip bir parça kek yedim. Yanıma birkaç tane kayısı alıp kontrol noktasından ayrıldım. Tepeyi tırmanmaya başladım. Tepeyi çıktıkça önümdekileri yakalamaya başladım. Kısa bir süre sonra 80 km koşanlarla karşılaştım. Bizim çıktığımız Astraka Refuge’den onlar iniyordu. 16’ıncı sırada çıkmış olduğum kontrol noktasından tepeyi çıktığımda 8’inci sıraya kadar yükseldim. Tepeyi çıktıktan sonra tempomu biraz daha artırdım. Ama kısa bir süre sonra parkur yine hızlanmamı engelledi. Uzun bir süre önümde kimseyi görmeyince sıralamadaki yerimi korumak amacıyla kontrollü koşmaya başladım. Amacım sağlıklı bir şekilde en iyi pozisyonda bitiş noktasından geçmekti. Parkur teknikleşince arkamdaki koşuculardan Christos Natsis beni yakaladı. Aslında beni yakalayan Christos ile uzun bir süre beraber koşmuştuk. Tam olarak beraber koştuk demek yanlış olur; o benim önümde koşarken ben hep onu takip ettim. 
Diğerlerinin temposu düşerken onun temposu bir türlü düşmedi. Zirvedeki kontrol noktasına girmeden onu geçmiştim. Kontrol noktasından sonra tempomu artırdığımda arkamdakilerden kurtulduğu düşünsem de Christos’tan kurtulamamışım. 40’ıncı km’deki kontrol noktasına beraber girdik. Kontrol noktasında karpuz yerken kontrol noktasındaki görevli 6.5 km’niz kaldı” deyince moralim bozuldu. 4 km kalmadı mı?” diye sordum. Hayır, 6.5 km’niz var. Bir sonraki kontrol noktası 4 km ileridediye cevap verdi. Ben kontrol noktasındaki görevli ile konuşurken Christos noktadan çıktı. Bir kez daha onu takip etmeye başladım. Bir sonraki kontrol noktası görevlinin dediği gibi 4 km sonra değil, benim dediğim gibi 2 km sonra geldi. Son inişe Christos bende önce girdi. Tempomu artırıp onu yakaladım. Onu yakaladıktan sonra bitiş noktasından beraber geçmeye karar verdik. İnişte bir an önce bitiş noktasından geçmek için tempomu artırdım. Kısa bir sonra kendimi uçarak yerde buldum. Christos kalkmama yardım etti. Neden hızlı koşuyorsun. Bitti zaten” dedi. Ben de Bir an önce bitiş noktasından geçelim” dedim. Sonrasında tempoyu azaltıp tepeden aşağı inip başladığımız yere, Tsepelovo’ya döndük. Tsepelovo’da köyün içerisinde koşarken kafelerde oturan herkes bizi alkışladı herkesin bir şekilde yarışa ilgisi vardı. 
Bitiş çizgisini Christos ile el ele geçtik. Bitiş noktasında eşim, Orçun ve Murat abi beni bekliyordu. Yarışın en zor anı herhalde bitiş noktasından sonra mikrofonun bana uzatıldığı andı. Yarış hakkımdaki fikrim sorulduğumda cevabım kısa ve netti: “Zor ama yarışı düzenleyenlere çok teşekkür ederim”. Kısa bir süre sonra bu cevabı yeterli bulmadığı için elinde mikrofon olan kadın tekrar geldi. Bu sefer parkurun teknik olduğundan inişlerin beni çıkıştan daha çok zorladığından bahsettim. Böylelikle bir macera daha sona ermiş oldu.
Parkur hakkında konuşacak olursak. Koşmuş olduğum en teknik parkurlardan biriydi. Yarışın nerdeyse 40 km’si single tracklerden oluşuyordu. Bazı noktalarında koşarken yan tarafınız uçurumdu. Organizasyonda görevli herkes çok yardım severdi. Kontrol noktaları gereğinden fazlaydı. Beslenme noktası olan kontrol noktalarında yeteri kadar yiyecek ve içecek vardı. Bu yarışı bir daha koşar mısın diye soracak olursanız; seneye 80 km parkurunu koşmayı düşünüyorum diye cevap veririm. Kesinlikle koşulması gereken bir yarış olarak görüyorum. Ulaşım, sınırda beklemek olmasa son derece rahat: kendi arabanıza atlayıp gelebilirsiniz. Konaklama çok ucuz; biz iki kişi iki gece 190 tl’ye kaldık. Orçunlar da iki kişi iki gece 140 euroya kaldı
Malzeme desteği sağladığı için Underarmour Türkiye ekibine ve yarış kayıtlarını almamı sağlayan yarıştaki en büyük destekçim Suunto Ambit3'ü bana sağlayan Suunto Türkiye ekibine çok teşekkür ederim.
Yarı verileri Suunto Ambit3'de :)
Yeni maceralar da buluşmak dileğiyle...

English version..


Running in the Depths of the Mountains: Zagori Mountain Runnig (ZGR)


            I decided to run a race without a mind at a moment's decision. Everything started at home when I was sipping my tea and watching television while Orçun Ocakoğlu said “There is a very nice mountain race in Greece, I want to go but I have not convinced anyone for two years”. A very beautiful mountain race was the key phrase for me. I got the computer right away and started to examine the race. Within 5 minutes, I said, "Okay, we are going to this race.” I decided to run this race by watching the videos of the races and by going through the race’s website.

            Zagori Mountain Running (ZMR), held in Northface's main sponsorship, was first organized in 2011. ZMR is a race that is carried out in four different categories as 10 km, 21 km, 44 km and 80 km. When I thought about my training situation, I decided that the ideal distance for me was 44 km. Actually, I wanted to run 80km race, but I decided not to because I did not have enough training. 80 km race had 5100 meters of ascent. Running this race would be very painful for me. So I decided to run a 44km course with an ascent of 2,600 meters.

            Although my trainings after the Marathon des Sables had been put into order; I had not been able to provide any sort of rest since my work intensity continued. That's why I was tired. The first mistake before the race was to keep a watch on Wednesday to make Thursday's trip so we could travel Thursday morning. The second mistake was to spend time in the race area instead of resting where we arrived on Friday morning. So when I started the race, there was fatigue.

            After we decided to go to the race, we started talking about how to go. We thought that the best way to go was to go by car. I, my wife Ayşegül and Orçun decided to go with my car. I was busy, so Orçun took care of the accommodation. At one of my training sessions, when I told my trainer Mehmet Gündem that I and Orçun was going to a race i Greece, Murat said “I’m coming too. In fact, we can all go by my car.” So we (me, my wife, Orçun and Murat) decided to go with his car. When I called and congratulated Dilek who was coming back from a race in Romania, she asked me whether I had a plan for a race or not. And i told her that there was going to be a race in Greece on 22nd of July and i was going to run that race, and also i gave her some information about the race. a week later, Dilek called me and said “We are coming to the race with İsmail.” When i asked her how they were planning to go, she said they were going to take the bus to Tselonika from İstanbul, and from there on; they were going to rent a car to the race site in Yanya. With this couple, we became 5 Turkish runners to run in the race. I, İsmail and Dilek was going to run 44km, Murat was going to run 21 km and finally Orçun was going to run 10km.

            Let’s talk about the race categories a little. Tera 80km is a race with 5500m elevation gain. Most of the race is run on a single track and you reach the summit twice in the race. First summit is 2320 meters high, and the second is 2050metres. Cut off time for the race is 20 hours and the race starts at 04.30 AM on saturday morning. 229 runners participated in the race. the second race is Maraton 44km and ascent is 2600 meters. there is only one summit in the race (2050 metres). the race started at 06.00 AM on saturday morning and had a cut off time of 10 hours. 292 runners participated in the race.

            Half marathon and 10km races are run on Sunday morning. there is an ascent of 1090metres in the 21km race, in 10 km race the elevation gain is 320 meters. there aren’t any disqualification time for these two races. The number of participants was 518 for 21km and 543 for the 10km race. totally, there were 1582 runners were in the ZGR races.

            We started our journey at 21.00 on Thursday evening. It took nearly 12 hours for us to get to Yanya which was 900 km away. when we arrived at Yanya, we had a coffee stop by the lake before we went to the village that we were going to stay. Ayşegül and i was going to stay at Lucas’ (of Belgium) house and Orçun and Murat stayed at a hotel. We couldn’t stay together because there was a great interest in the race. Dilek and Ismail stayed at a completely different village. Our village was about 25 km from the start area, while Dilek and Ismail was staying at a village 40km away from the start.



            After we settled Orçun and Murat at their hotel, we went to our house. on the way, we decided to ignore the signs on the road and stick to the GoogleMaps application, and because of this it took 2 hours just to exit the village Kapesovo. we decided to get the race kits. After we got them, we finally decided to stay at the race site because there was only 2 hours left for the technical meeting and the pasta party. after we ate something, we learned that İsmail and Dilek had arrived to the village via WhatsApp. It took 16 hours for them to get to the village. Dilek said “We are too tired, we are not attending the technical meeting. You can tell us if anything important happens.” Then the time for the technical meeting came. Dimitrios Theodorakakos, who had won the race for the last 3 years (by the way he also won this year, too), gave detailed information about the 80km course. Then he started to give information about the 44km race. At that moment, i went up to him and asked about the markings on the course. He told me not to worry. Eventually he was right; the markings were perfect. I asked “Is there anything different than it isi on the web site?” and he said “no.” Wouldn’t had waited that long for the meeting if i had known that the markings were that good. After our little talk, we left for our village where we stayed. When we got home, i immediately went to sleep.

            My alarm went off at 04.00 AM, but i was not in a good situation to get up. It was very hard for me to get up, but i did anyway. I had prepared my equipment before i went to sleep. After i put on my race kit, i went downstairs to the kitchen. When i went downstairs, i saw that our host Lucas was also up and had prepared tea&coffee for us. After we had breakfast, Orçun&murat came to get us. We get to the start area in just 20 minutes, because we had learned the way the hard way. It was 05.15 when we were ready at the start area. After the last preparations we took our positions at the start line. I didn’t want to run even a step. That was how i was feeling when the race started. 0The race started at 06.00 AM as it was planned. I got to the front package with the start. We passed the Tsepelovo streets and after 500metres, we started climbing the mountain next to Tsepelovo. I started climbing and checking the first trio in the race. My initial intention was to control the leading group, i decided to slow down when my calves started to burn near the end of the climb for the hill. And i started to fall behind. I was comfortable, because the race was long. I speeded up when i reached summit of the hill. My friends were at the checkpoint where they had come with their car. Orrin told me that i was eighth at that moment. I had to stop at the checkpoint because i hadn’t taken any with me at the start for not to carry any extra weight. That was one of my mistakes in the race. I had planned only to drink water at the first CP and to take some water with me at the second CP. But even my lips were dried out when i was climbing the hill. Because of this, i didn’t want to go on without taking any water. I filled my bottle and went on.

            Until the CP at the 19th km; the course was rolling between small ascents&descents. That’s why i speeded up after i left the CP before. My intention was to catch the runners ahead. But the course didn’t let me. There were sharp turns in the single track parts and they prevented me to speed up. At the 8th km, one of the runners in front of me twisted his ankle. I stopped and asked him whether he is ok. He didn’t answer me and none of the runners coming behind topped. I asked again if he was ok, but he didn’t answer me again. I waited a little, but again none of the runners didn’t seem interested,so i moved on. The course included single tracks until the 19th km. I was very near to twist my ankle on the downhills, this made me uneasy and i decided to run cautiously. I also was tired, so i couldn’t at the pace i wanted. I think that wasn’t my day. We started climbing when we got to the 19th km. I came to myself a little at this point and passed 3 runners on the climb. The CP at the 23rd km was also a feeding point and after this CP, there was a steep climb. We were going to clim 2000 meters altitude from 700 meters in just 7 kilometers. After i filled my bottle, i drank some coke and ate a little piece of cake at the CP. I took a few apricots with me and left the CP. I started climbing, and as i went on i started passing runners. After a little while, i saw some 80km runners. They were coming down the Astraka Refuge which we were climbing.
I was at 16th place at the CP, but now i was up to 8th place. After i had climbed the hill, i speeded up a little more. But soon, the course slowed down me again. Since i didn’t see anyone in front of me, i decided to run at a controlled pace in order to save my place. My aims to reach the finish line in a healthy situation. After the course got even more technical, Christos Natsis caught me. In fact we had run together for along time in the race, or more precisely i had followed him. He never let his pace down when everyone did. I passed him before the CP at the summit. I had upped my pace after the summit and i thought that i got rid off the runners behind me; but i wasn’t able to drop Christos off. We came to the CP at the 40th km together, When we were eating water mellon at the CP, the official at the CP told us that we had 6,5 kms to go. I asked “Isn’t it 4 km?” and he said “No, you have 6,5 kms to go.” When i was talking to the official, Christos left the CP. Again started following him. The next CP was 2 kms later as i had said to the official, not the otherwise. Christos started the last descent in front of me. I speeded up and caught him. After that, we decided to pass the finish line together. I wanted the race to be over quickly, so upped my pace and fell down. Christos helped me to get up and said “Why are you running so fast, it’s nearly over.” Then we reached Tsepelovo, where the race started. While we were running in the streets, people at the cafes applauded us. We passed the finish line with Christos. My wife, Orçun and Murat was waiting for me at the finish line. The most difficult moment in the race was the moment the microphone was pointed at me. When i was asked what i was thinking about the race, my answer was short and clear: “It was very difficult, but thank you the organizations for the race.” Since she didn’t find the answer satisfactory enough, she came to me again. this time i said that since the course was very technical, the descents was harder than the ascents for me. And with this, another adventure came to an end.

            Speaking of the course, may well say that it was one of the most technical courses i have seen. Nearly 40 kms of the race was on single track. At some points, your one side was high cliffs. All the staff at the organization were very helpful. There were more than necessary Cps. The feeding points had enough food and drinks. If you ask me whether i would run this race again, my answer would be that i am planning to run the 80 km course next year. I see this race as a must-run race. Other than waiting at the customs, the trip to the race area by car is very easy. The accommodation is very cheap; we stayed at the house 2 nights for 190 tl, and Orçun&Murat stayed at the hotel for 2 nights at 140 euros.

Thanks for Underarmour Turkey and Suunto Turkey for suppling equipment for the race..
For race track click Suunto Ambit 3 :)





5 Mayıs 2017 Cuma

Hayallerin de Ötesi - Maraton Des Sables (MDS) :


     Herşeyden önce; bu yarışa katılmamı sağladığı için Uzunetap ailesine ne kadar teşekkür etsem azdır. Aslında bu yarışa geçen yıl katılmak gibi bir planım vardı. Ama kayıtlar dolduğu için yarışa gidemedim. Hatta şunu söyleyebilirim: geçen yıl Ocak ayında MDS 2017 kayıtları dolmuştu. Bana gönderilen elit atlet linki ile yarışa kayıt oldum. Daha sonra bu linki Özgür TETİK ve Faruk KAR'a da gönderdim. Böylelikle yarışa 3 Türk olarak kayıt olduk.  Bu yarış için; ‘Ocak 2016’da başlayan bir macera’ diyebiliriz. Daha önce MDS’si koşan iki Türk vardı: Taner DAMCI ve Nikola MARİNÇİÇ. Bu ikiliden sonra Türk bayrağının Fas (Sahara) çöllerinde yeniden dalgalanmasını sağlayacaktık. Bu yarış, çok etaplı yarışlar arasındaki en özel yarış diyebilirim. Bu nedenle hazırlık sürecini uzun tutmaya karar verdim. Bu yarışta ilk 50 de yer almak, özel olmanın bir göstergesiydi. Benim hedefim ise ilk 20 idi. Temmuz ayına kadar çok güzel bir hazırlık süreci geçirdim. Ağustos ayında UTMB koştuktan sonra tamamen MDS'e konsantre olacaktım. Temmuz ayından sonra ki yoğun işlerimden dolayı tüm planlarım değişti. Önce UTMB’ye gidemedim, sonrasında yoğun mesaiden dolayı bu yarışa istediğim gibi hazırlanamadım. Hatta Ocak 2017'de 80 kilo idim. Ocak ayından sonra eşimin hazırlamış olduğu diyet programı ile birlikte antrenmanlarımı da biraz yoğunlaştırdım. Koşu hayatımda ilk kez diyet ve antrenmanı bir arada yaptım ve bu sayede yarışa 76 kilo girdim.  
Yarışa Paris aktarmalı gittim. 6 Nisan günü İstanbul'dan Paris'e uçtum. Aynı gün havaalanında bir otelde kaldım çünkü bir sonraki gün sabah 6:30’da havaalanında olmam gerekiyordu. Günü otelde dinlenerek geçirdim. Uzun zamandır bu kadar dinleme fırsatım olmamıştı. Son aylarım hep koşturmaca içinde geçmişti. Sabah erken kalkıp havaalanına gittim. Havaalanına gidince neden saat 9’daki uçak için bizi saat 6:30’da havaalanına çağırdıklarını anladım. Muhteşem bir kalabalık vardı. Yaklaşık bir buçuk saat boyunca çantalarımızı vermek için sıra bekledik. 4 uçak dolusu koşucuyla Paris'ten Ouarzazate'ye uçtuk. Ouarzazate'ye indiğimizde otobüsler bizi bekliyordu. O günü Ouarzazate’de hotelde geçireceğimizi sanıyordum. Bunun böyle olmadığını havaalanında Ian Corless’dan öğrendim. Ian bana bu gece kampta kalacağımızı ve kampa gitmek için önümde yaklaşık 6 saatlik bir otobüs yolculuğu olduğunu söylediğinde ilk sürprizle karşılaşmış oldum. Otobüse binip kamp alanına gittik. Kamp alanına gittiğimde Özgür ve Faruk çoktan gelmişti. Birlikte bir hafta boyunca kalacağımız 24 numaralı çadırda buluştuk. Çadırda bizimle birlikte Avusturyalı Şimon vardı. Diğer çadır arkadaşlarımız yarışa gelmemişti. Bu konuda biraz şanslıydık. Diğer çadırlar 8 kişi iken biz 4 kişi kaldık. Kampta akşam yemeğinden sonra uyuduk. Bir sonraki gün malzeme kontrolü vardı. Malzeme kontrolünü de sıkıntısız atlattıktan sonra yarış için artık hazırdım. 

9 Nisan günü saat 9’da başlayacak yarış için 7:30 da start alanında olmamızı istediler. 32nci MDS olduğu için 32 rakamını oluşturarak fotoğraf çekimine katıldık. Saat 8:15’den itibaren start alanında yarışın başlamasını bekledik. Saatler 9:00 gösterirken yarış başladı. Yarışa toplam 1270 kayıtlı sporcu vardı. Bunlardan 54 ülkeden gelen 1184’ü start aldı.

İlk 3-4 km ön grupla koşup sonra yavaşlama stratejisi ile yarışa başladım. Nitekim düşündüğümü de hayata geçirdim. İlk 4 km ön grup ile koşup sonra yavaşladım. Yarış daha çok uzundu. Koşulacak toplam 5 etap vardı. İlk gün toplamda 30,6 km koşacaktık. Birçok koşucu yarışa çok hızlı başladı. İlk gün iki kontrol noktası vardı. İkinci kontrol noktasına kadar genelde ilk 30 içerisinde koştum. İkinci kontrol noktasından sonraki dune ( kum tepeleri) ile çok yavaşladım. Kum tepeleri resmen tüm enerjimi benden aldı ve ilk günü düşündüğümden kötü koşarak 45. bitirdim. (1.gün :)

Faruk kaburgasındaki çatlaktan dolu parkurun son kısmını yürüyerek bitirdi, Özgür ise kum tepesi olan kısma kadar iyi koşup kum tepesinden sonra yavaşlamış. İlk gün bizim için böyle bitti. 
İkinci gün bizi bekleyen 39 km'lik bir parkur vardı. Parkurda yine iki kontrol noktası vardı. Yarışın başlaması ile beraber ikinci gruba tutundum. İkinci kontrol noktasına kadar planladığım gibi koştum. İkinci kontrol noktasından sonraki kum tepesi ve sonrasındaki tepe çıkışı beni adeta öldürdü. Koşu öncesi kendimi psikolojik olarak yarışın sonundaki tepeyi çıkmaya hazırlamıştım. Ama öncesindeki kum tepesi beni benden aldı diyebilirim. Tepeyi çıktıktan sonra kamp göründü. Tamamen kumlu olan tepenin ilk bölümünü ip yardımıyla indikten sonra kumların üzerinde koşarak inmek adeta uçuyormuşum hissi verdi. Tepeyi inince gücüm yerine geldi. Sonlara doğru iki kişiye daha geçilsem de bunu pek önemsemedim çünkü bitiş noktasına tüm gücümü vererek girmek istemedim. Koşulacak 3 günümüz daha vardı. Günü 27’inci bitirip genelde 31'liğe kadar çıktım.  ( 2.gün :
Faruk kaburgasındaki ağrı artınca gün sonunda yarışı bırakmaya karar verdi. Özgür ise ilk 100 hedefine biraz daha yaklaştı. 
Üçüncü gün 31,6 km koşacaktık. Dördüncü gün uzun gün olacağı için bugünün biraz kolay geçeceğini düşündüm. Tek zor kısmın ikinci gün çıkıp indiğimiz tepeyi çıkmak ve sonrasındaki kumlu tepeyi geçmek olduğunu düşündüm. Ama etap başlar başlamaz pek de öyle olmadığını gördüm. 3 tane tepe çıktık ve parkur çok teknikti. Bu bölümü düşündüğümden iyi koştum. İkinci gün çıktığımız tepe öncesinde kontrol noktası vardı. Kontrol noktasına yaklaştıkça tepe daha net görülmeye başladı. Tepeye baktıkça nerden çıkacağız bu tepeyi diye düşünürken ön grubun karşımızdaki dağa tırmanmaya başladığını gördüm. İçimden yok artık nasıl çıkacağız burayı” dedikten sonra kontrol noktasına girdim. Kontrol noktasında 1,5 litre su alıp devam ettim. Genelde kontrol noktasından aldığım suyun bir kısmını döküp sonra şişeyi elimde taşıyacak duruma getirip öyle koşmayı tercih ettim. Karşımdaki tepeyi görünce bunu yapmaktan vazgeçip 1,5 litre su ile tepeyi tırmanmaya başladım. Tepenin sonuna doğru gücüm tamamen bitti tepenin son 50 metresini ip yardımıyla çıktık. Tepeyi çıktığımda 1,5 litre suyun tamamı bitmişti. İnişe geçince toparlandım. Tepeyi indikten sonra kum tepesini geçmeye başladık. Kum tepesini düşündüğümden daha kolay geçtim.  Çünkü artık kum tepelerinin hangi bölümlerinden geçileceğini öğrenmiştim. Parkurun son 6 km’lik kısmı taşlıklı plato idi. Bu kısma geldiğimizde su içmek için Camelback’imden su çekince suyumun kalmadığını fark ettim. 2 km susuz koştum sonra biraz yavaşlayıp arkamdan gelenlerin beni yakalamasını bekledim. 4 kişilik bir gruba yakalandım. Gruptaki bir koşucudan su istedim, sağ olsun suyundan verdi. Sonra grupla koşmaya devam ettim. Susadığım için yavaşlamaya karar verdim. Tekrar su istemek istemedim. Sonlara doğru susuz kalınca bu sefer yavaşlamak yerine hızlanıp önümdeki bir koşucuyu yakaladım. Yanına yaklaşıp su istedim. Yok dedi. O anda çok sinirlendim. Tempomu artırıp bitişe bir an önce ulaşmak istedim. Etap bitince verilen 4,5 litre suyun 1,5 litresini oracıkta bitirdim. Etabı 36’ıncı bitirmeme rağmen 31incilikteki yerimi korudum. Özgür ise etabı iyi koşarak ilk 100'e girdi. (3.gün:)

Dördüncü gün uzun gündü. Toplam 86 km koşacaktık ve haritaya bakınca oldukça kumlu bir kısım olduğunu gördüm. İlk grup saat 7:15 de start alırken ikinci grup yani ilk 50 koşucu ise 11:30 da start aldı. Sabah kahvaltısından sonra Özgür'ü uğurlamak için start noktasına gittik. Özgür'ü gönderdikten sonra yaklaşık 1150 kişinden sadece 50 kişi kaldık. İlk 50'ye girmenin nasıl bir şey olduğunu start öncesinde anladım. İlk 50'ye girdiğimiz için farklı hissetmemizi sağladılar. Hepimizi tek sıra yapıp startı öyle verdiler. Start ile birlikte büyük bir çoğunluk güne hızlı başladı. Temkinli koşmak istiyordum ancak çoğunluk hızlı gittiği için arkada yalnız kalmak da istemedim. Ama yine de kendimce kontrollü koştum. Nitekim ilk kontrol noktasına gelmeden çoğunluk yavaşladı. Ben kendi tempomu korudum. Ara ara grup olarak koşsak da genelde ikinci kontrol noktasına kadar tek koştum. İkinci kontrol noktasından sonra Polonyalı Pawel'i yakaladım. Pawel'e birbirimize yardım edersek bugünü daha kolay geçeceğini söyledim. Kısa bir süre sonra Pawel hızını artırıp gitti. Üçüncü kontrol noktasına yaklaşırken Pawel'i tekrar yakaladım. Bu sefer o birlikte koşalım senin tempon çok iyi dedi kısa bir süre sonra Fransız Antony'de bize katıldı. Antony yaklaşık 10 km sonra geride kaldı. Dördüncü kontrol noktasına kadar mükemmel koştuk. Kontrol noktasına gelmeden İspanyol Francisso bizi geçti, Fas asıllı Fransız Abdulhakim ise bizimle kaldı. Dördüncü kontrol noktasında ben gruptan önce çıktım çünkü kumlu tepeyi geçerken grubun tekrar beni yakalayacağını biliyordum. Nitekim öyle oldu kısa bir süre sonra Pawel ile Abdulhakim beni yakaladı. Kum tepesinin sonuna doğru kan şekerimin düştüğünü hissettim. Grup ile koşmaya devam ettim. Sonra bu şekilde devam edersem daha kötü olacağıma karar verdim. Yavaşladım. Beşinci kontrol noktasına kadar grubun arkasından devam ettim.  Beşinci kontrol noktasına geldiğimde çantamdaki kafa fenerimi çıkarttım.  Kontrol noktasından su alıp yürüyerek tadımca ve çubuk kraker yiyip koşmaya devam ettim. Kısa bir süre sonra Pawel'i tekrar yakaladım. Bana, beni beklediğini söyledi. Birlikte tekrar koşmaya başladık. Altıncı kontrol noktasına yaklaşırken ben yine kötü olmaya başladım. Pawel'e sen devam et dedim. O da bana ben de bittim dedikten sonra birlikte koşmaya devam ettik. Kısa bir süre sonra arkamızdan İngiliz Andrew Symonds geldi. Pawel ona takılıp devam etti. Ben de onları arkadan takip ettim. Pawel genelde kontrol noktalarında benden çok vakit harcıyordu. Bundan dolayı onu kontrol noktasında tekrar yakalamayı ümit ettim. Sonra tekrar birlikte koşarız diye düşündüm. Kontrol noktasına vardığımda Pawel diye seslendim ses gelmeyince hadi son 10 km kaldı deyip koşmaya devam ettim. Yaklaşık 5 km sonra bitiş noktası görünmeye başladı ama bu 5 km hiç bitmeyecek gibiydi sürekli iniş çıkışlar vardı ve bir kum bir çakıl oluyordu. Bir tarafım ‘Hadi Mahmut, dayan az kaldı’ derken diğer tarafım ‘ne olacak yürü işte her türlü bitecek’ diyordu. Yürüyerek biter mi bu mesafeler? Vallahi bitiren var; 34 saatte bu parkuru yürüyerek bitiren oldu. Ama ben koşarak bitirmeyi tercih ettim. Ben bitirdiğimde Özgür etabı bitirmişti. Böylece uzun etap da bitmiş oldu. Dinlenmek için önümüzde koca bir gün vardı ve sonra maraton etabı ile yarışı bitirecektik. Uzun etabı 21’inci bitirip genel klasmanda 23’üncülüğe çıktım. ( 4.gün:)
Beşinci günü kampta dinlenerek geçirdik. Altıncı gün 42.2 km’lik maraton etabı vardı. Maraton etabına ilk 150 yarışmacı saat 8:30’da, kalan sporcular ise saat 7:30’da başladı. Amacım etabın başlamasıyla beraber arkamdaki koşucuları kontrol ederek koşmaktı. Nitekim öyle de yaptım. İtalyan Zanetti’yi kontrol ederek koştum. İlk 26 km beraber koştuk. Son 16 km ise tempom düştü. Zanetti’nin 7 dakika önündeydim. Bundan sonra bu farkı kapatamaz diye düşündüm. Bu farkı kapatıp üstüne 5 dakikada önüme geçti Maraton etabı diğer günlere göre daha kolaydı. Parkurun büyük bir kısmı koşulabilir alandı. Kum tepeleri çok azdı. Sadece son 5 km görünen bitiş noktası bir türlü gelmek bilmedi. Bitiş noktasına yaklaşırken çantamdan bayrağımızı çıkarttım ve bitiş noktasını bu şekilde geçtim. Bu esnada yaşadığım duyguları nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Etabın bitmesiyle beraber Finisher madalyalarını aldık. Maraton etabını 33’üncü, yarışı ise genel klasmanda ise 25inci bitirdim. Altıncı gün akşamı ödül töreni ve konser oldu. ( 6.gün:)
Yedinci gün 7.7 km’lik yardım koşusu vardı. Bu etap sadece yardım koşusuydu. Tüm etabı Özgür ile beraber koştuk. ( 7.gün:)
Bu benim koşmuş olduğum 10. Çok etaplı yarıştı. Bunlar arasında en zorlandığım olduğunu söyleyebilirim. Bunun sebebi kum tepelerinin çok fazla olması ve yarışa istediğim gibi hazırlanamamış olmamdı. Yarıştan sonra bu yarışı bir daha koşar mısın diye sorsaydınız cevabım kesinlikle hayır olurdu. Ama şimdi sorarsanız bu soruya cevabım evet olur. Kesinlikle yaşanması gereken bir deneyim olarak görüyorum, çünkü bu kadar iyi koşucuyu bir arada görme şansını başka bir organizasyonda görme şansını bulamazdım. Organizasyona gelince; yarış öncesi kötü bir organizasyon olacağı izlenimi verse de (çünkü atılan maillere neredeyse hiç cevap vermediler) yarışın başlamasıyla kusursuz bir organizasyon icra ettiler. Yaklaşık 600 görevlinin 62 tanesi doktordu. Organizasyonda herkes kendisine verilen görevi en iyi şekilde icra etti.
Bu yarış için malzeme desteği veren Underarmour’a ve saat desteği veren Suunto Türkiye’ye teşekkürler iyi ki varsınız

Resimler için Ian Corless'a da çok teşekkür ederim.

Bir macera daha sona erdi yeni maceralarda görüşmek dileğiyle…

5 Temmuz 2016 Salı

Ultimate Trail -110 Km

Bu yarışa Kalahari’de tanıştığım Dion ve Lucja Leonard sayesinde katıldım diyebilirim. Onların sayesinde yarış direktörü Graham’dan yarışa davet aldım. Leonard çifti beni 6 gün boyunca evlerinde ağırladılar. Yarışların en güzel yanı yeni dostlukların başlaması yoksa nasıl tanışacaktık bu koca dünyada Leonard çiftiyle. Dion bana internetten yarış hakkında bahsedip “Bu yarışa gelmek ister misin?” diye sorduğunda yarışın tarihine baktım. Bayram tatiline geldiği için düşünmeden “evet” dedim. Lucja, Graham ile gerekli yazışmaları yaptıktan sonra yarışa davet edildim. İngiltere vizesini de aldıktan sonra yarışa gitmem için bir engel kalmamıştı. Uçuştan bir gün önce Atatürk havaalanındaki saldırı sonrası uçuşlar iptal olur diye düşündüm. Ama yaklaşık 10 saat sonra havaalanında her şey normale döndü. Sadece güvenlik seviyesi biraz artırılmıştı. Uçağa planlanan saatte bindim. Yaklaşık 30 dakikalık gecikmeyle uçak kalktı. Böylece yeni bir macera daha başlamış oldu.

Yarıştan önce Lucja ile yazışmalarımızda Lucja hava yağmurlu olacak diye beni uyardı. Türkiye’de sıcaklık 35 derece olunca bende yağmurun sadece yaz yağmuru gibi olacağını düşündüğümden fazla dikkate almadım; ta ki havaalanına ininceye kadar. Edinburg’a iner inmez deli gibi yağmur yağıyordu. Yağmurda koşmayı çokta seven biri değilim. İnşallah yarış günü böyle yağmaz diye dua ettim. Dion ile havaalanında buluştuktan sonra eve gittik. Yarış sabahı Lucja ile yarış bölgesine gittik. Yolda İngiltere sınırı tabelasını görene kadar ben yarışın İngiltere’de olacağını bilmiyordum. Yarışın olacağı Ambleside bölgesine öğlene doğru vardık. Tren istasyonundan Marina ve Rhianna’yı aldıktan sonra kalacağımız eve yerleştik. Marina’yı da Kalahari’den tanıyordum. Rhianna ile bu yarışta tanıştık. Ben,Lucja ve Marina 110 km koştuk. Bizim yarış Cuma gece 12’de başladı. Rhianna ise 55 km koştu. Onun yarışı Cumartesi sabah 10’da başladı. Kalacağımız eve yerleştikten sonra malzeme kontrolüne gidip göğüs numaralarımızı aldık. Eve dönüp biraz uyuduktan sonra yarışın başlangıç saatini beklemeye başladık. 11:30’da yarış hakkında son bilgileri aldık. Burada yarış direktörü tarafından anons edilmek inanılmaz bir duyguydu. İngiltere’de ultra maratonun cennetinde İngilizler tarafından alkışlanmak anlatılmaz yaşanır. Yarış başlamadan yağmur başladı. Saatler 12’yi gösterirken yarış başladı.

Yarışın başlamasıyla beraber ön gruptaki yerimi aldım. Şehirden çıkana kadar önümüzde rehber bir koşu vardı. Şehri çıkana kadar onu takip ettik. Havanın yağmurlu olması sebebiyle koşuya yağmurlukla başladım. İlk tepe tırmanışıyla beraber ısındım ve yağmurluk rahatsız etmeye başladı. Bir yandan koşarken bir yandan da yağmurluğumu çıkarttım. İlk tepeyi çıktıktan sonra grubu yoklamak amacıyla tempomu biraz artırdım. Kimse cevap vermedi. O anda bu yarışı rahat kazanacağımı düşündüm. İngiltere’de yarış kazanmak mükemmel olacaktı. Grup ile koşmaya devam ettim. Çünkü yarışın başında hiç işaret göremedim. Kafa fenerim son anda arıza çıkartınca yarışa yedek kafa fenerimle başladım. Kafa fenerim yeteri kadar iyi aydınlatmıyordu. İşaretleri bundan dolayı kaçırdığımı düşündüm.  Ön gruptakilerin tamamı geçen yılda bu yarışı koşmuştu. Onlar parkuru bildikleri için sadece grubu takip ettim. Sabah olana kadar grup ile koşup güneşin ilk ışıklarıyla beraber tempomu arttırmaya karar verdim. Kaybolmaktansa grupla gitmek daha iyi bir karardı. 10’uncu km’deki inişe kadar her şey planladığım gibi gitti. İlk inişle beraber gerçeklerle yüzleşme zamanım gelmişti. Kaygan kayalıklardan aşağı inerken bir düşüşüm vardı ki sormayın. Düşünce arkadan gelenler beni kaldırdı. Sonra koşmaya devam ettiler. Bir anda grup kayboldu. Arkalarından tepeyi yavaş bir şekilde indim. Tepeyi indikten sonra tempomu arttırdım. İlk kontrol noktasında sadece göğüs numaramı söyleyip geçtim. Kısa bir süre sonra grubu tekrar yakaladım. İkinci tepeyi birlikte çıktık. Yarıştan önce bazı inişlerin kayalıklı olduğunu söylemişlerdi. İkinci iniş yine kayalıklıydı. 

Bu inişle beraber grubu yakalamak için sarf ettiğim çaba boşa gitti. İnişle beraber grubu tekrar kaçırdım. Ne zaman hızlansam kendimi yerde buldum. Sabah olana kadar kontrollü bir şekilde koşmaya karar verdim. Bu inişte kaç kere düştüğümü hatırlamıyorum. Düştükten sonra arkadan gelenler iyi misin diye soruyor. İyiyim deyip koşmaya devam ettim. İki veya üç kere çok kötü düştüm. Birinde arkamdan gelenler kaldırdı beni. Herhalde onlar olmasaydı zor kalkardım. Üçüncü kontrol noktasına gelmeden güneş doğmaya başladı. Güneşin doğmasıyla adeta bende doğdum. Kontrol noktasına girmeden 3-4 kişi geçtim. Üçüncü Kontrol noktasına 8’inci falan girdim. Kontrol noktasında birkaç dilim muz alıp ayrıldım. Grubu yakalamak için tempomu biraz yüksek tuttum. Yakaladığım herkese öndekiler ne kadar uzakta diye sordum. Bir yandan da kendimi sorguladım. Ne işim vardı benim burada. İngiltere’nin dağlarında debelenip duruyordum. Amacım neydi? Neyi ispatlamaya çalışıyordum. Kendimle söylene söylene koşmaya devam ettim. Dördüncü kontrol noktasına gelmeden dördüncülüğe kadar yükseldim. Önümde geçmem gereken üç kişi kalmıştı. Dördüncü kontrol noktasından sonra dik bir çıkış vardı. Bu çıkış öndekileri yakalamak için benim açımdan güzel bir fırsattı. Nitekim çıkışın başında üçüncüyü yakalayıp geçtim. İkinci ile aramdaki farkı 100 metreye kadar düşürdüm. Ne demişler her çıkışın bir inişi vardır. İnişle beraber tekrar dördüncülüğe geri döndüm. Bu inişten önce gece ki inişler kadar karamsar değildim. Çünkü artık bastığım yeri görebiliyordum. Daha kontrollü bir şekilde inebilirdim. Bu sefer beni bekleyen başka bir sürpriz vardı: Ayakkabılarım. Ayakkabılarım her fırsatta kaydı. Bu benim hatamdı. Çünkü yarışa gelmeden ayakkabılarımın altını kontrol etmemiştim. Düşe kalka bu tepeden de aşağı indim. Daha yarışın yarısı bitmişti. Halen birinciyi yakalamak gibi bir ümidim vardı.


İnişle beraber yine tempomu arttırdım. Beşinci kontrol noktasına gelmeden yine bir çıkış vardı. Artık çıkışlara ve düz yollara bel bağlamıştım. Şu ana kadar indiğim her iniş kayalıktı demek ki bundan sonraki inişler fazla kayalık olmayacak diye düşündüm. Beşinci kontrol noktasına üçüncü girdim. Oyalanmadığım için ikinci olarak çıktım. Artık yakalamam gereken bir kişi vardı. O da yaklaşık 20 dakika önümdeydi. Ha gayret deyip koşmaya devam ettim. Kısa bir süre sonra yeni bir iniş ve üçüncüden kurtuldum derken bu inişle beraber üçüncüye yeniden yakalandım. Altıncı kontrol noktasına birlikte girdik. Bu kontrol noktasında biraz oyalandım. Çünkü yaklaşık 8 saattir koşuyordum. Koşu boyunca yağmur hiç durmadı. Gücümü kaybetmeye başlamıştım. 2 dakika boyunca sürekli bir şeyler yedikten sonra kontrol noktasından birlikte ayrıldık. Tepeyi çıkarken Steve'a “acaba birinciyi yakalayabilir miyim?” diye sordum: “Artık zor” diye cevap verdi. “Olsun yine de şansımı deneyeceğim” deyip tempomu arttırdım. Daha 35 km falan vardı. Bakarsın fark kapanır diye düşündüm. Tepeyi ikinci çıktım. Tepeyle beraber bu sefer kaygan çimli bir iniş vardı. Çimde ya kaydım ya da bileğime kadar çamura battım. Tekrar beni yakalayıp geçtiler. İnişin sonraları çok dikti ve yosunlu kaygan kayalıktı. Bu inişte beni bekleyen bir sürpriz daha vardı. İnişin ortasında arkadan gelen birinin yanımdan uçarak indiğini gördüm. Tekrar dördüncülüğe düştüm. Yedinci kontrol noktasından dördüncü olarak çıktım. Son bir çıkış daha vardı. Burada en kötü ihtimalle ikinciyi yakalamayı ümit ediyordum. Tepenin sonuna kadar üçüncü ile aramdaki farkı 2 dakikaya kadar düşürdüm. Tepeye çıkarken zigzag yapan bir yoldan çıktık. İnişte bu şekilde olursa ikinciyi kesin yakalarım diye düşündüm. Çünkü son 15 km’nin nerdeyse tamamı düzdü. Tepeyi çıkana kadar o kadar çaba sarf ettim ki hatta sonlarına doğru koşarak çıktım. İnişi görünce dedim bu kadar çaba boşunaymış. Altıncı kontrol noktasından çıkarken Steve’ın bana neden birinciyi yakalamamın zor dediğini bu inişle anladım. Yakalasam bile bu iniş benden her şeyi geri alacaktı. İnişi tamamladıktan sonra artık tek hedefim vardı: Bitiş noktasından geçmek. 

İnişi bitirdikten sonra üşümeye başladım. Tekrar ısınıp koşmaya çalıştım. Koş yürü koş şeklinde son kontrol noktasına ulaştım. Kontrol noktasında 2 çay içip 7 tane sandviç yedim. Artık bitiş noktasından geçmeme 10 km kalmıştı. Koş yürü koş şeklinde giderken son 5 km’ye girdiğimde arkamdan birinin geldiğini gördüm. Artık kimseye geçilmek gibi bir niyetim yoktu ve tekrar yarış moduna geri döndüm. Bitiş noktasından rahat bir şekilde geçmeyi beklerken tempolu bir şekilde koşarak girdim. Bu yarışın en güzel anı her halde bitiş noktasından geçtiğim andı. İlginçtir o kadar olumsuzluklara rağmen bitiş noktasından geçerken halen gülüyordum. Kendimi tanıyorum. Normalde sinirli ve kızgın olmam gerekiyordu. Ama ben bitiş noktasından geçmiş olmanın mutluluğunu yaşadım.


Demek ki kısmet değilmiş. Cumartesi günü yağmur nerdeyse hiç durmazken Pazar günü hava güneşliydi. Yarış içerisinde yağmurun durup güneşin çıktığı anlar oldu. Beni mutlu eden anlar. Artık yağmur yağmayacak diye düşündüğüm anlar. Ama bu anlar çok uzun sürmedi. Maksimum 5 dakika sonra yağmur tekrar yağmaya başladı. Tepeler oldukça soğuk ve rüzgarlıydı. Beşinci ve yedinci kontrol noktaları yedek malzeme istasyonlarıydı. Bıraktığım yedek malzemelerin hiç birini kullanmadım. Çünkü kıyafetlerimi değiştirsem maksimum 10 dakika sonra tekrar sırılsıklam olacaktım ve kıyafet değiştirerek kaybedecek vaktim yoktu. Neyse yağmuruyla, çamuruyla, kaygan kayalıklarıyla, inişiyle, çıkışıyla bir yarış daha bitti.

        Organizasyon güzeldi. Parkur muhteşemdi. İnişle çok teknikti. Yağmur yağması parkuru baya zorlaştırdı. Kontrol noktalarındaki görevliler güler yüzlüydü. İşaretlemeler azdı ama bir mantığı vardı. Bundan dolayı işaretleme güzeldi. Organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür ederim. Beni yarışa davet eden yarış direktörü Graham Petten’a, 6 gün boyunca evinde misafir eden Dion ve Lucja Leonard’a, yarış bölgesinde birlikte kaldığım Marina ve Rhianna’ya ve facebooktan tanıştığım yarışta karşılaşma şansı yakaladığım Akgün Özsoy abiye teşekkür ederim. Bu arada yolu Edinburg'a düşenleri Ada Restaurant'a gitmelerini tavsiye ediyorum. Maraş Elbistanlı bir aile işletiyor. Güler yüzlü ve misafirperverler. Ayak üstü merhaba dedik. Hemen çay ve baklava ikram ettiler. Mutlaka uğramanız gerek. Bir sonraki maceralarda görüşmek dileğiyle..