Kalahari

Kalahari
Kalahari Augrabies Extreme Maraton-2014

5 Mayıs 2017 Cuma

Hayallerin de Ötesi - Maraton Des Sables (MDS) :


     Herşeyden önce; bu yarışa katılmamı sağladığı için Uzunetap ailesine ne kadar teşekkür etsem azdır. Aslında bu yarışa geçen yıl katılmak gibi bir planım vardı. Ama kayıtlar dolduğu için yarışa gidemedim. Hatta şunu söyleyebilirim: geçen yıl Ocak ayında MDS 2017 kayıtları dolmuştu. Bana gönderilen elit atlet linki ile yarışa kayıt oldum. Daha sonra bu linki Özgür TETİK ve Faruk KAR'a da gönderdim. Böylelikle yarışa 3 Türk olarak kayıt olduk.  Bu yarış için; ‘Ocak 2016’da başlayan bir macera’ diyebiliriz. Daha önce MDS’si koşan iki Türk vardı: Taner DAMCI ve Nikola MARİNÇİÇ. Bu ikiliden sonra Türk bayrağının Fas (Sahara) çöllerinde yeniden dalgalanmasını sağlayacaktık. Bu yarış, çok etaplı yarışlar arasındaki en özel yarış diyebilirim. Bu nedenle hazırlık sürecini uzun tutmaya karar verdim. Bu yarışta ilk 50 de yer almak, özel olmanın bir göstergesiydi. Benim hedefim ise ilk 20 idi. Temmuz ayına kadar çok güzel bir hazırlık süreci geçirdim. Ağustos ayında UTMB koştuktan sonra tamamen MDS'e konsantre olacaktım. Temmuz ayından sonra ki yoğun işlerimden dolayı tüm planlarım değişti. Önce UTMB’ye gidemedim, sonrasında yoğun mesaiden dolayı bu yarışa istediğim gibi hazırlanamadım. Hatta Ocak 2017'de 80 kilo idim. Ocak ayından sonra eşimin hazırlamış olduğu diyet programı ile birlikte antrenmanlarımı da biraz yoğunlaştırdım. Koşu hayatımda ilk kez diyet ve antrenmanı bir arada yaptım ve bu sayede yarışa 76 kilo girdim.  
Yarışa Paris aktarmalı gittim. 6 Nisan günü İstanbul'dan Paris'e uçtum. Aynı gün havaalanında bir otelde kaldım çünkü bir sonraki gün sabah 6:30’da havaalanında olmam gerekiyordu. Günü otelde dinlenerek geçirdim. Uzun zamandır bu kadar dinleme fırsatım olmamıştı. Son aylarım hep koşturmaca içinde geçmişti. Sabah erken kalkıp havaalanına gittim. Havaalanına gidince neden saat 9’daki uçak için bizi saat 6:30’da havaalanına çağırdıklarını anladım. Muhteşem bir kalabalık vardı. Yaklaşık bir buçuk saat boyunca çantalarımızı vermek için sıra bekledik. 4 uçak dolusu koşucuyla Paris'ten Ouarzazate'ye uçtuk. Ouarzazate'ye indiğimizde otobüsler bizi bekliyordu. O günü Ouarzazate’de hotelde geçireceğimizi sanıyordum. Bunun böyle olmadığını havaalanında Ian Corless’dan öğrendim. Ian bana bu gece kampta kalacağımızı ve kampa gitmek için önümde yaklaşık 6 saatlik bir otobüs yolculuğu olduğunu söylediğinde ilk sürprizle karşılaşmış oldum. Otobüse binip kamp alanına gittik. Kamp alanına gittiğimde Özgür ve Faruk çoktan gelmişti. Birlikte bir hafta boyunca kalacağımız 24 numaralı çadırda buluştuk. Çadırda bizimle birlikte Avusturyalı Şimon vardı. Diğer çadır arkadaşlarımız yarışa gelmemişti. Bu konuda biraz şanslıydık. Diğer çadırlar 8 kişi iken biz 4 kişi kaldık. Kampta akşam yemeğinden sonra uyuduk. Bir sonraki gün malzeme kontrolü vardı. Malzeme kontrolünü de sıkıntısız atlattıktan sonra yarış için artık hazırdım. 

9 Nisan günü saat 9’da başlayacak yarış için 7:30 da start alanında olmamızı istediler. 32nci MDS olduğu için 32 rakamını oluşturarak fotoğraf çekimine katıldık. Saat 8:15’den itibaren start alanında yarışın başlamasını bekledik. Saatler 9:00 gösterirken yarış başladı. Yarışa toplam 1270 kayıtlı sporcu vardı. Bunlardan 54 ülkeden gelen 1184’ü start aldı.

İlk 3-4 km ön grupla koşup sonra yavaşlama stratejisi ile yarışa başladım. Nitekim düşündüğümü de hayata geçirdim. İlk 4 km ön grup ile koşup sonra yavaşladım. Yarış daha çok uzundu. Koşulacak toplam 5 etap vardı. İlk gün toplamda 30,6 km koşacaktık. Birçok koşucu yarışa çok hızlı başladı. İlk gün iki kontrol noktası vardı. İkinci kontrol noktasına kadar genelde ilk 30 içerisinde koştum. İkinci kontrol noktasından sonraki dune ( kum tepeleri) ile çok yavaşladım. Kum tepeleri resmen tüm enerjimi benden aldı ve ilk günü düşündüğümden kötü koşarak 45. bitirdim. (1.gün :)

Faruk kaburgasındaki çatlaktan dolu parkurun son kısmını yürüyerek bitirdi, Özgür ise kum tepesi olan kısma kadar iyi koşup kum tepesinden sonra yavaşlamış. İlk gün bizim için böyle bitti. 
İkinci gün bizi bekleyen 39 km'lik bir parkur vardı. Parkurda yine iki kontrol noktası vardı. Yarışın başlaması ile beraber ikinci gruba tutundum. İkinci kontrol noktasına kadar planladığım gibi koştum. İkinci kontrol noktasından sonraki kum tepesi ve sonrasındaki tepe çıkışı beni adeta öldürdü. Koşu öncesi kendimi psikolojik olarak yarışın sonundaki tepeyi çıkmaya hazırlamıştım. Ama öncesindeki kum tepesi beni benden aldı diyebilirim. Tepeyi çıktıktan sonra kamp göründü. Tamamen kumlu olan tepenin ilk bölümünü ip yardımıyla indikten sonra kumların üzerinde koşarak inmek adeta uçuyormuşum hissi verdi. Tepeyi inince gücüm yerine geldi. Sonlara doğru iki kişiye daha geçilsem de bunu pek önemsemedim çünkü bitiş noktasına tüm gücümü vererek girmek istemedim. Koşulacak 3 günümüz daha vardı. Günü 27’inci bitirip genelde 31'liğe kadar çıktım.  ( 2.gün :
Faruk kaburgasındaki ağrı artınca gün sonunda yarışı bırakmaya karar verdi. Özgür ise ilk 100 hedefine biraz daha yaklaştı. 
Üçüncü gün 31,6 km koşacaktık. Dördüncü gün uzun gün olacağı için bugünün biraz kolay geçeceğini düşündüm. Tek zor kısmın ikinci gün çıkıp indiğimiz tepeyi çıkmak ve sonrasındaki kumlu tepeyi geçmek olduğunu düşündüm. Ama etap başlar başlamaz pek de öyle olmadığını gördüm. 3 tane tepe çıktık ve parkur çok teknikti. Bu bölümü düşündüğümden iyi koştum. İkinci gün çıktığımız tepe öncesinde kontrol noktası vardı. Kontrol noktasına yaklaştıkça tepe daha net görülmeye başladı. Tepeye baktıkça nerden çıkacağız bu tepeyi diye düşünürken ön grubun karşımızdaki dağa tırmanmaya başladığını gördüm. İçimden yok artık nasıl çıkacağız burayı” dedikten sonra kontrol noktasına girdim. Kontrol noktasında 1,5 litre su alıp devam ettim. Genelde kontrol noktasından aldığım suyun bir kısmını döküp sonra şişeyi elimde taşıyacak duruma getirip öyle koşmayı tercih ettim. Karşımdaki tepeyi görünce bunu yapmaktan vazgeçip 1,5 litre su ile tepeyi tırmanmaya başladım. Tepenin sonuna doğru gücüm tamamen bitti tepenin son 50 metresini ip yardımıyla çıktık. Tepeyi çıktığımda 1,5 litre suyun tamamı bitmişti. İnişe geçince toparlandım. Tepeyi indikten sonra kum tepesini geçmeye başladık. Kum tepesini düşündüğümden daha kolay geçtim.  Çünkü artık kum tepelerinin hangi bölümlerinden geçileceğini öğrenmiştim. Parkurun son 6 km’lik kısmı taşlıklı plato idi. Bu kısma geldiğimizde su içmek için Camelback’imden su çekince suyumun kalmadığını fark ettim. 2 km susuz koştum sonra biraz yavaşlayıp arkamdan gelenlerin beni yakalamasını bekledim. 4 kişilik bir gruba yakalandım. Gruptaki bir koşucudan su istedim, sağ olsun suyundan verdi. Sonra grupla koşmaya devam ettim. Susadığım için yavaşlamaya karar verdim. Tekrar su istemek istemedim. Sonlara doğru susuz kalınca bu sefer yavaşlamak yerine hızlanıp önümdeki bir koşucuyu yakaladım. Yanına yaklaşıp su istedim. Yok dedi. O anda çok sinirlendim. Tempomu artırıp bitişe bir an önce ulaşmak istedim. Etap bitince verilen 4,5 litre suyun 1,5 litresini oracıkta bitirdim. Etabı 36’ıncı bitirmeme rağmen 31incilikteki yerimi korudum. Özgür ise etabı iyi koşarak ilk 100'e girdi. (3.gün:)

Dördüncü gün uzun gündü. Toplam 86 km koşacaktık ve haritaya bakınca oldukça kumlu bir kısım olduğunu gördüm. İlk grup saat 7:15 de start alırken ikinci grup yani ilk 50 koşucu ise 11:30 da start aldı. Sabah kahvaltısından sonra Özgür'ü uğurlamak için start noktasına gittik. Özgür'ü gönderdikten sonra yaklaşık 1150 kişinden sadece 50 kişi kaldık. İlk 50'ye girmenin nasıl bir şey olduğunu start öncesinde anladım. İlk 50'ye girdiğimiz için farklı hissetmemizi sağladılar. Hepimizi tek sıra yapıp startı öyle verdiler. Start ile birlikte büyük bir çoğunluk güne hızlı başladı. Temkinli koşmak istiyordum ancak çoğunluk hızlı gittiği için arkada yalnız kalmak da istemedim. Ama yine de kendimce kontrollü koştum. Nitekim ilk kontrol noktasına gelmeden çoğunluk yavaşladı. Ben kendi tempomu korudum. Ara ara grup olarak koşsak da genelde ikinci kontrol noktasına kadar tek koştum. İkinci kontrol noktasından sonra Polonyalı Pawel'i yakaladım. Pawel'e birbirimize yardım edersek bugünü daha kolay geçeceğini söyledim. Kısa bir süre sonra Pawel hızını artırıp gitti. Üçüncü kontrol noktasına yaklaşırken Pawel'i tekrar yakaladım. Bu sefer o birlikte koşalım senin tempon çok iyi dedi kısa bir süre sonra Fransız Antony'de bize katıldı. Antony yaklaşık 10 km sonra geride kaldı. Dördüncü kontrol noktasına kadar mükemmel koştuk. Kontrol noktasına gelmeden İspanyol Francisso bizi geçti, Fas asıllı Fransız Abdulhakim ise bizimle kaldı. Dördüncü kontrol noktasında ben gruptan önce çıktım çünkü kumlu tepeyi geçerken grubun tekrar beni yakalayacağını biliyordum. Nitekim öyle oldu kısa bir süre sonra Pawel ile Abdulhakim beni yakaladı. Kum tepesinin sonuna doğru kan şekerimin düştüğünü hissettim. Grup ile koşmaya devam ettim. Sonra bu şekilde devam edersem daha kötü olacağıma karar verdim. Yavaşladım. Beşinci kontrol noktasına kadar grubun arkasından devam ettim.  Beşinci kontrol noktasına geldiğimde çantamdaki kafa fenerimi çıkarttım.  Kontrol noktasından su alıp yürüyerek tadımca ve çubuk kraker yiyip koşmaya devam ettim. Kısa bir süre sonra Pawel'i tekrar yakaladım. Bana, beni beklediğini söyledi. Birlikte tekrar koşmaya başladık. Altıncı kontrol noktasına yaklaşırken ben yine kötü olmaya başladım. Pawel'e sen devam et dedim. O da bana ben de bittim dedikten sonra birlikte koşmaya devam ettik. Kısa bir süre sonra arkamızdan İngiliz Andrew Symonds geldi. Pawel ona takılıp devam etti. Ben de onları arkadan takip ettim. Pawel genelde kontrol noktalarında benden çok vakit harcıyordu. Bundan dolayı onu kontrol noktasında tekrar yakalamayı ümit ettim. Sonra tekrar birlikte koşarız diye düşündüm. Kontrol noktasına vardığımda Pawel diye seslendim ses gelmeyince hadi son 10 km kaldı deyip koşmaya devam ettim. Yaklaşık 5 km sonra bitiş noktası görünmeye başladı ama bu 5 km hiç bitmeyecek gibiydi sürekli iniş çıkışlar vardı ve bir kum bir çakıl oluyordu. Bir tarafım ‘Hadi Mahmut, dayan az kaldı’ derken diğer tarafım ‘ne olacak yürü işte her türlü bitecek’ diyordu. Yürüyerek biter mi bu mesafeler? Vallahi bitiren var; 34 saatte bu parkuru yürüyerek bitiren oldu. Ama ben koşarak bitirmeyi tercih ettim. Ben bitirdiğimde Özgür etabı bitirmişti. Böylece uzun etap da bitmiş oldu. Dinlenmek için önümüzde koca bir gün vardı ve sonra maraton etabı ile yarışı bitirecektik. Uzun etabı 21’inci bitirip genel klasmanda 23’üncülüğe çıktım. ( 4.gün:)
Beşinci günü kampta dinlenerek geçirdik. Altıncı gün 42.2 km’lik maraton etabı vardı. Maraton etabına ilk 150 yarışmacı saat 8:30’da, kalan sporcular ise saat 7:30’da başladı. Amacım etabın başlamasıyla beraber arkamdaki koşucuları kontrol ederek koşmaktı. Nitekim öyle de yaptım. İtalyan Zanetti’yi kontrol ederek koştum. İlk 26 km beraber koştuk. Son 16 km ise tempom düştü. Zanetti’nin 7 dakika önündeydim. Bundan sonra bu farkı kapatamaz diye düşündüm. Bu farkı kapatıp üstüne 5 dakikada önüme geçti Maraton etabı diğer günlere göre daha kolaydı. Parkurun büyük bir kısmı koşulabilir alandı. Kum tepeleri çok azdı. Sadece son 5 km görünen bitiş noktası bir türlü gelmek bilmedi. Bitiş noktasına yaklaşırken çantamdan bayrağımızı çıkarttım ve bitiş noktasını bu şekilde geçtim. Bu esnada yaşadığım duyguları nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Etabın bitmesiyle beraber Finisher madalyalarını aldık. Maraton etabını 33’üncü, yarışı ise genel klasmanda ise 25inci bitirdim. Altıncı gün akşamı ödül töreni ve konser oldu. ( 6.gün:)
Yedinci gün 7.7 km’lik yardım koşusu vardı. Bu etap sadece yardım koşusuydu. Tüm etabı Özgür ile beraber koştuk. ( 7.gün:)
Bu benim koşmuş olduğum 10. Çok etaplı yarıştı. Bunlar arasında en zorlandığım olduğunu söyleyebilirim. Bunun sebebi kum tepelerinin çok fazla olması ve yarışa istediğim gibi hazırlanamamış olmamdı. Yarıştan sonra bu yarışı bir daha koşar mısın diye sorsaydınız cevabım kesinlikle hayır olurdu. Ama şimdi sorarsanız bu soruya cevabım evet olur. Kesinlikle yaşanması gereken bir deneyim olarak görüyorum, çünkü bu kadar iyi koşucuyu bir arada görme şansını başka bir organizasyonda görme şansını bulamazdım. Organizasyona gelince; yarış öncesi kötü bir organizasyon olacağı izlenimi verse de (çünkü atılan maillere neredeyse hiç cevap vermediler) yarışın başlamasıyla kusursuz bir organizasyon icra ettiler. Yaklaşık 600 görevlinin 62 tanesi doktordu. Organizasyonda herkes kendisine verilen görevi en iyi şekilde icra etti.
Bu yarış için malzeme desteği veren Underarmour’a ve saat desteği veren Suunto Türkiye’ye teşekkürler iyi ki varsınız

Resimler için Ian Corless'a da çok teşekkür ederim.

Bir macera daha sona erdi yeni maceralarda görüşmek dileğiyle…

5 Temmuz 2016 Salı

Ultimate Trail -110 Km

Bu yarışa Kalahari’de tanıştığım Dion ve Lucja Leonard sayesinde katıldım diyebilirim. Onların sayesinde yarış direktörü Graham’dan yarışa davet aldım. Leonard çifti beni 6 gün boyunca evlerinde ağırladılar. Yarışların en güzel yanı yeni dostlukların başlaması yoksa nasıl tanışacaktık bu koca dünyada Leonard çiftiyle. Dion bana internetten yarış hakkında bahsedip “Bu yarışa gelmek ister misin?” diye sorduğunda yarışın tarihine baktım. Bayram tatiline geldiği için düşünmeden “evet” dedim. Lucja, Graham ile gerekli yazışmaları yaptıktan sonra yarışa davet edildim. İngiltere vizesini de aldıktan sonra yarışa gitmem için bir engel kalmamıştı. Uçuştan bir gün önce Atatürk havaalanındaki saldırı sonrası uçuşlar iptal olur diye düşündüm. Ama yaklaşık 10 saat sonra havaalanında her şey normale döndü. Sadece güvenlik seviyesi biraz artırılmıştı. Uçağa planlanan saatte bindim. Yaklaşık 30 dakikalık gecikmeyle uçak kalktı. Böylece yeni bir macera daha başlamış oldu.

Yarıştan önce Lucja ile yazışmalarımızda Lucja hava yağmurlu olacak diye beni uyardı. Türkiye’de sıcaklık 35 derece olunca bende yağmurun sadece yaz yağmuru gibi olacağını düşündüğümden fazla dikkate almadım; ta ki havaalanına ininceye kadar. Edinburg’a iner inmez deli gibi yağmur yağıyordu. Yağmurda koşmayı çokta seven biri değilim. İnşallah yarış günü böyle yağmaz diye dua ettim. Dion ile havaalanında buluştuktan sonra eve gittik. Yarış sabahı Lucja ile yarış bölgesine gittik. Yolda İngiltere sınırı tabelasını görene kadar ben yarışın İngiltere’de olacağını bilmiyordum. Yarışın olacağı Ambleside bölgesine öğlene doğru vardık. Tren istasyonundan Marina ve Rhianna’yı aldıktan sonra kalacağımız eve yerleştik. Marina’yı da Kalahari’den tanıyordum. Rhianna ile bu yarışta tanıştık. Ben,Lucja ve Marina 110 km koştuk. Bizim yarış Cuma gece 12’de başladı. Rhianna ise 55 km koştu. Onun yarışı Cumartesi sabah 10’da başladı. Kalacağımız eve yerleştikten sonra malzeme kontrolüne gidip göğüs numaralarımızı aldık. Eve dönüp biraz uyuduktan sonra yarışın başlangıç saatini beklemeye başladık. 11:30’da yarış hakkında son bilgileri aldık. Burada yarış direktörü tarafından anons edilmek inanılmaz bir duyguydu. İngiltere’de ultra maratonun cennetinde İngilizler tarafından alkışlanmak anlatılmaz yaşanır. Yarış başlamadan yağmur başladı. Saatler 12’yi gösterirken yarış başladı.

Yarışın başlamasıyla beraber ön gruptaki yerimi aldım. Şehirden çıkana kadar önümüzde rehber bir koşu vardı. Şehri çıkana kadar onu takip ettik. Havanın yağmurlu olması sebebiyle koşuya yağmurlukla başladım. İlk tepe tırmanışıyla beraber ısındım ve yağmurluk rahatsız etmeye başladı. Bir yandan koşarken bir yandan da yağmurluğumu çıkarttım. İlk tepeyi çıktıktan sonra grubu yoklamak amacıyla tempomu biraz artırdım. Kimse cevap vermedi. O anda bu yarışı rahat kazanacağımı düşündüm. İngiltere’de yarış kazanmak mükemmel olacaktı. Grup ile koşmaya devam ettim. Çünkü yarışın başında hiç işaret göremedim. Kafa fenerim son anda arıza çıkartınca yarışa yedek kafa fenerimle başladım. Kafa fenerim yeteri kadar iyi aydınlatmıyordu. İşaretleri bundan dolayı kaçırdığımı düşündüm.  Ön gruptakilerin tamamı geçen yılda bu yarışı koşmuştu. Onlar parkuru bildikleri için sadece grubu takip ettim. Sabah olana kadar grup ile koşup güneşin ilk ışıklarıyla beraber tempomu arttırmaya karar verdim. Kaybolmaktansa grupla gitmek daha iyi bir karardı. 10’uncu km’deki inişe kadar her şey planladığım gibi gitti. İlk inişle beraber gerçeklerle yüzleşme zamanım gelmişti. Kaygan kayalıklardan aşağı inerken bir düşüşüm vardı ki sormayın. Düşünce arkadan gelenler beni kaldırdı. Sonra koşmaya devam ettiler. Bir anda grup kayboldu. Arkalarından tepeyi yavaş bir şekilde indim. Tepeyi indikten sonra tempomu arttırdım. İlk kontrol noktasında sadece göğüs numaramı söyleyip geçtim. Kısa bir süre sonra grubu tekrar yakaladım. İkinci tepeyi birlikte çıktık. Yarıştan önce bazı inişlerin kayalıklı olduğunu söylemişlerdi. İkinci iniş yine kayalıklıydı. 

Bu inişle beraber grubu yakalamak için sarf ettiğim çaba boşa gitti. İnişle beraber grubu tekrar kaçırdım. Ne zaman hızlansam kendimi yerde buldum. Sabah olana kadar kontrollü bir şekilde koşmaya karar verdim. Bu inişte kaç kere düştüğümü hatırlamıyorum. Düştükten sonra arkadan gelenler iyi misin diye soruyor. İyiyim deyip koşmaya devam ettim. İki veya üç kere çok kötü düştüm. Birinde arkamdan gelenler kaldırdı beni. Herhalde onlar olmasaydı zor kalkardım. Üçüncü kontrol noktasına gelmeden güneş doğmaya başladı. Güneşin doğmasıyla adeta bende doğdum. Kontrol noktasına girmeden 3-4 kişi geçtim. Üçüncü Kontrol noktasına 8’inci falan girdim. Kontrol noktasında birkaç dilim muz alıp ayrıldım. Grubu yakalamak için tempomu biraz yüksek tuttum. Yakaladığım herkese öndekiler ne kadar uzakta diye sordum. Bir yandan da kendimi sorguladım. Ne işim vardı benim burada. İngiltere’nin dağlarında debelenip duruyordum. Amacım neydi? Neyi ispatlamaya çalışıyordum. Kendimle söylene söylene koşmaya devam ettim. Dördüncü kontrol noktasına gelmeden dördüncülüğe kadar yükseldim. Önümde geçmem gereken üç kişi kalmıştı. Dördüncü kontrol noktasından sonra dik bir çıkış vardı. Bu çıkış öndekileri yakalamak için benim açımdan güzel bir fırsattı. Nitekim çıkışın başında üçüncüyü yakalayıp geçtim. İkinci ile aramdaki farkı 100 metreye kadar düşürdüm. Ne demişler her çıkışın bir inişi vardır. İnişle beraber tekrar dördüncülüğe geri döndüm. Bu inişten önce gece ki inişler kadar karamsar değildim. Çünkü artık bastığım yeri görebiliyordum. Daha kontrollü bir şekilde inebilirdim. Bu sefer beni bekleyen başka bir sürpriz vardı: Ayakkabılarım. Ayakkabılarım her fırsatta kaydı. Bu benim hatamdı. Çünkü yarışa gelmeden ayakkabılarımın altını kontrol etmemiştim. Düşe kalka bu tepeden de aşağı indim. Daha yarışın yarısı bitmişti. Halen birinciyi yakalamak gibi bir ümidim vardı.


İnişle beraber yine tempomu arttırdım. Beşinci kontrol noktasına gelmeden yine bir çıkış vardı. Artık çıkışlara ve düz yollara bel bağlamıştım. Şu ana kadar indiğim her iniş kayalıktı demek ki bundan sonraki inişler fazla kayalık olmayacak diye düşündüm. Beşinci kontrol noktasına üçüncü girdim. Oyalanmadığım için ikinci olarak çıktım. Artık yakalamam gereken bir kişi vardı. O da yaklaşık 20 dakika önümdeydi. Ha gayret deyip koşmaya devam ettim. Kısa bir süre sonra yeni bir iniş ve üçüncüden kurtuldum derken bu inişle beraber üçüncüye yeniden yakalandım. Altıncı kontrol noktasına birlikte girdik. Bu kontrol noktasında biraz oyalandım. Çünkü yaklaşık 8 saattir koşuyordum. Koşu boyunca yağmur hiç durmadı. Gücümü kaybetmeye başlamıştım. 2 dakika boyunca sürekli bir şeyler yedikten sonra kontrol noktasından birlikte ayrıldık. Tepeyi çıkarken Steve'a “acaba birinciyi yakalayabilir miyim?” diye sordum: “Artık zor” diye cevap verdi. “Olsun yine de şansımı deneyeceğim” deyip tempomu arttırdım. Daha 35 km falan vardı. Bakarsın fark kapanır diye düşündüm. Tepeyi ikinci çıktım. Tepeyle beraber bu sefer kaygan çimli bir iniş vardı. Çimde ya kaydım ya da bileğime kadar çamura battım. Tekrar beni yakalayıp geçtiler. İnişin sonraları çok dikti ve yosunlu kaygan kayalıktı. Bu inişte beni bekleyen bir sürpriz daha vardı. İnişin ortasında arkadan gelen birinin yanımdan uçarak indiğini gördüm. Tekrar dördüncülüğe düştüm. Yedinci kontrol noktasından dördüncü olarak çıktım. Son bir çıkış daha vardı. Burada en kötü ihtimalle ikinciyi yakalamayı ümit ediyordum. Tepenin sonuna kadar üçüncü ile aramdaki farkı 2 dakikaya kadar düşürdüm. Tepeye çıkarken zigzag yapan bir yoldan çıktık. İnişte bu şekilde olursa ikinciyi kesin yakalarım diye düşündüm. Çünkü son 15 km’nin nerdeyse tamamı düzdü. Tepeyi çıkana kadar o kadar çaba sarf ettim ki hatta sonlarına doğru koşarak çıktım. İnişi görünce dedim bu kadar çaba boşunaymış. Altıncı kontrol noktasından çıkarken Steve’ın bana neden birinciyi yakalamamın zor dediğini bu inişle anladım. Yakalasam bile bu iniş benden her şeyi geri alacaktı. İnişi tamamladıktan sonra artık tek hedefim vardı: Bitiş noktasından geçmek. 

İnişi bitirdikten sonra üşümeye başladım. Tekrar ısınıp koşmaya çalıştım. Koş yürü koş şeklinde son kontrol noktasına ulaştım. Kontrol noktasında 2 çay içip 7 tane sandviç yedim. Artık bitiş noktasından geçmeme 10 km kalmıştı. Koş yürü koş şeklinde giderken son 5 km’ye girdiğimde arkamdan birinin geldiğini gördüm. Artık kimseye geçilmek gibi bir niyetim yoktu ve tekrar yarış moduna geri döndüm. Bitiş noktasından rahat bir şekilde geçmeyi beklerken tempolu bir şekilde koşarak girdim. Bu yarışın en güzel anı her halde bitiş noktasından geçtiğim andı. İlginçtir o kadar olumsuzluklara rağmen bitiş noktasından geçerken halen gülüyordum. Kendimi tanıyorum. Normalde sinirli ve kızgın olmam gerekiyordu. Ama ben bitiş noktasından geçmiş olmanın mutluluğunu yaşadım.


Demek ki kısmet değilmiş. Cumartesi günü yağmur nerdeyse hiç durmazken Pazar günü hava güneşliydi. Yarış içerisinde yağmurun durup güneşin çıktığı anlar oldu. Beni mutlu eden anlar. Artık yağmur yağmayacak diye düşündüğüm anlar. Ama bu anlar çok uzun sürmedi. Maksimum 5 dakika sonra yağmur tekrar yağmaya başladı. Tepeler oldukça soğuk ve rüzgarlıydı. Beşinci ve yedinci kontrol noktaları yedek malzeme istasyonlarıydı. Bıraktığım yedek malzemelerin hiç birini kullanmadım. Çünkü kıyafetlerimi değiştirsem maksimum 10 dakika sonra tekrar sırılsıklam olacaktım ve kıyafet değiştirerek kaybedecek vaktim yoktu. Neyse yağmuruyla, çamuruyla, kaygan kayalıklarıyla, inişiyle, çıkışıyla bir yarış daha bitti.

        Organizasyon güzeldi. Parkur muhteşemdi. İnişle çok teknikti. Yağmur yağması parkuru baya zorlaştırdı. Kontrol noktalarındaki görevliler güler yüzlüydü. İşaretlemeler azdı ama bir mantığı vardı. Bundan dolayı işaretleme güzeldi. Organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür ederim. Beni yarışa davet eden yarış direktörü Graham Petten’a, 6 gün boyunca evinde misafir eden Dion ve Lucja Leonard’a, yarış bölgesinde birlikte kaldığım Marina ve Rhianna’ya ve facebooktan tanıştığım yarışta karşılaşma şansı yakaladığım Akgün Özsoy abiye teşekkür ederim. Bu arada yolu Edinburg'a düşenleri Ada Restaurant'a gitmelerini tavsiye ediyorum. Maraş Elbistanlı bir aile işletiyor. Güler yüzlü ve misafirperverler. Ayak üstü merhaba dedik. Hemen çay ve baklava ikram ettiler. Mutlaka uğramanız gerek. Bir sonraki maceralarda görüşmek dileğiyle..




1 Mayıs 2016 Pazar

Tarih içinde yolculuk-İstria Ultra Maratonu 2016

Yıl içerisinde hangi yarışları koşsam diye düşünürken Muazzez Özçelik bana İstria Ultra Maratonundan bahsetti.  Yarışmanın sitesine girip inceleme yaptıktan sonra 100 mil, 110 km, 69 km ve 42 km’lik dört farklı yarış kategorisinin olduğunu gördüm. Muazzez, Dilek ve İsmail’in koşacağı 110 km’lik parkurda koşmaya karar verdim.

Yarışmanın eğim grafiği
Yılın ilk aylarını hazırlık süresiyle geçirdikten sonra Trabzon Yarı Maratonu ile yarış sezonunu açtım. Sırayla, Runatolia ve Nashira Ultra Maratonu’nu koştum. Dönüp, arkama baktığımda İstria Ultra Maratonu kırk gün içerisinde koşacağım üçüncü yarış olacaktı. Bunun yanı sıra ITRA puan sistemini incelediğimde, koştuğum ultra maraton yarışlarının çoğunun XL yarış olduğunu fark ettim. Istria’da 110 km koşarsam yeni bir XL yarış koşmuş olacaktım. Gerek kırk gün içerisinde üçüncü yarışı koşacak olmam gerekse ITRA puan sisteminden dolayı, yarışa bir hafta kala 110 km’lik etaptan 69 km’lik etaba geçme kararı aldım. Bizden başka Hırvatistan’da tanıştığım Aslı ve Ayçag’da 42 km yarışında koşacaklardı.
Kaldığımız Otel

İstria bölgesi, Slovenya sınırına yakın olduğu için Lubyana’ya gidip araba kiralayarak yarış bölgesine gitmeye karar verdik. Duygusal sebeplerden dolayı ekipten bir gün önce Çarşamba günü Lubyana’ya uçtum. Geceyi havaalanına yakın bir hotelde geçirdikten sonra, sabah ekibi karşılamak için havaalanına gittim. Sabahın ilk ışıklarıyla beraber bizi bir sürpriz bekliyordu! Bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyordu. Yaptığımız plana göre, Perşembe günü Lubyana’yı gezip daha sonra yarışın başlayacağı Umag’a gidecektik. Yağmurla beraber, bu planı yarış sonrasına bırakıp Umag yolculuğuna başladık. Arabada “ Umag’da yağmur yağmıyordur, bu yağmur birazdan durur” gibi muhabbetler dönse de Umag’a vardığımızda orada da yağmur yağıyordu. Kalacak yer olarak 2+1 ev kiraladık. Daha önce katıldığımız yarışlardaki tecrübelerimize istinaden buna karar verdik. Çünkü yarış öncesi beslenmemizi bu şekilde daha iyi ayarlayabiliyorduk. Türkiye’den götürdüğümüz malzemelerle istediğimiz yemeği de yeme şansımız oldu. Vermiş olduğumuz kararın ne kadar doğru olduğunu Umag’a varınca daha iyi anladık. Umag turistik bir yer olduğu için ve turizm sezonu açılmadığından restaurantların çoğu kapalıydı.

Parkurdan Görünüm
Malzemelerimizi yerleştirdikten sonra yarış kitlerimizi almak için fuar bölgesine gittik. Fuarın başlangıç günü Cuma olduğundan bir çok stand boştu. Yarışma kitlerimizi aldıktan sonra kaldığımız yere dönüp dinlenmeye geçtik. Cuma sabahı kahvaltıdan sonra tekrar fuar alanına gittik. Standların tamamı doluydu. Kapadokya Ultra Trail standında Koray’ı ziyaret edip kaldığımız yere geri döndük. 110 km yarışı Cuma gece başlayacaktı. Ekip, son hazırlıklarını yaptıktan sonra onları uğurlamak için fuar alanına geri döndük. 100 mil yarışı, Cuma 14:00’de, 110 km yarışı o gece 00:00’da, 69 km yarışı Cumartesi sabah 09:00’da ve 42 km yarışı ise 12:00’de başlayacaktı. Aslı ve Ayçağ ile birlikte ekibi uğurladıktan sonra son hazırlıkları yapmak ve dinlenmek için kaldığımız yere döndük.
Cumartesi sabah erken uyandım. Dilek, beni aradı ve “bileğini burktuğu için yarışı terk ettiğini “ söyledi. Kahvaltı yaptıktan sonra yarış bölgesine gitmek için fuar alanına gittim. Saat 07:00’de otobüslere binip Buzet’e doğru harekete geçtik. Saat 8 gibi start alanındaydık. Buzet, 100 mil ve 110 km koşan koşucuların kontrol noktasıydı. Buradan geçen yarışmacıları alkışlayarak start saatini bekledim. 
Ve Yarış Başladı

Saatler 09:00’u gösterirken yarış başladı. Yarışın başlamasıyla öne çıktım. Yarışın 1. km’si asfalt ve yokuş aşağıydı. Sonrasında ise dik bir yokuş vardı. Çıkışın ortasına kadar birinci sıradaydım.  Çıkışın ortasında bacaklarım yanmaya başladı ve yavaşladım. Yavaşlayınca arkadan gelenler beni geçerek gittiler. Yokuşun bitmesiyle beraber iniş başladı. İnişle beraber kendime geldim. İkinci yokuşla beraber ön grubu yakaladım. Birinci kontrol noktasından, öndeki grubun 1 dakika arkasından geçtim.

Birinci kontrol noktası ile ikinci kontrol noktası arası yaklaşık 6 km idi ve bunun ilk kısmı yokuş aşağıydı. İkinci kontrol noktasından 1 km sonra tekrar yokuş başlıyordu. Yokuş öncesi grubu yakalamak için kontrol noktasından göğüs numaramı söyleyip hızlı bir şekilde geçtim. Parkur çok virajlı olduğu için birçok yerde 100 metre önünüzdeki koşucuyu görme şansınız olmuyordu. Yokuş aşağı hızlı bir şekilde indiğim için sola dönüşü kaçırdım. Yaklaşık 200 metre sonra işaret göremeyince bir terslik olduğunu anladım. Suunto saatime yarıştan önce rotayı yüklemiştim. Saatten rotayı açınca rotadan çıktığımı fark ettim. Dönüş yerine gelince “Dönüş işaretini nasıl göremedim diye” kendi kendime kızdım. Dönüş noktasını kaçırdığım için motivasyonum düştü ve bir anda gücümün bittiğimi hissettim. Bir sonraki kontrol noktasına kadar bu şekilde koştum.
Dönüşü kaçırınca bir kaç koşucuya daha geçildim. İkinci kontrol noktasında gelmeden kaybolduğum zaman beni geçen koşucuları geçtim. İkinci kontrol noktasında, 100 mil koşan koşucularıyla birleştik. Önümde bir sürü koşan vardı. Koşanların 100 mil mi, 69 km mi koştuklarını yanlarında geçerken anlayabildim. 27. km’deki kontrol noktasına geldiğimde, oturup bir şeyler yedim. Durup, düşünmeye başladım. “ öyle ya da böyle bu yarış bir şekilde bitecek, o zaman biran önce bitirmeliyim” dedim kendi kendime. Kontrol noktasından çıkarken beşinci olduğumu öğrendim. Kendime, ilk hedef olarak dördüncüyü yakalamayı koydum. Kontrol noktasında bir şeyler yemek ve biraz nefeslenmek gücümü yerine getirmişti. Bir sonraki kontrol noktası yaklaşık 10 km sonraydı. Yol, iniş ve çıkışlardan oluşuyordu. Bu kontrol noktasıyla beraber 110 km koşanlar ile beraber aynı parkurda koşmaya başladık. Koşarken sürekli birilerini geçtim. Parkurda birilerini gördükçe motivasyonum da arttı. Kapsama alanıma birileri girince acaba dördüncüyü mü yakaladım diye düşündüm ama yanlarında geçerken dördüncü olmadığını fark ettim.


Yeni Hedef
Saatler ilerledikçe güneş etkisini göstermeye başladı ve su tüketimim arttı. Üçüncü kontrol noktasına girerken dördüncünün kontrol noktasından çıktığını gördüm. Kontrol noktasında çantama su koymayı düşünüyordum fakat dördüncüyü görünce planım bir anda değişti. Kontrol noktasından elime birkaç dilim portakal ve limon aldıktan sonra çıktım. Yaklaşık 1 km sonra dördüncüyü yakalayıp geçtim. Üçüncünün yakınlarda bir yerlerde olabileceği düşüncesi motivasyonumu artırdı. Bu motivasyon ile tempolu koşmaya başladım. Fakat beni bekleyen bir sürpriz vardı. 40. km’de suyum bitti. 27.km’deki kontrol noktasında suyumu doldurmuştum. Demek ki sıcaklıkla birlikte düşündüğümden fazla su tüketmiştim. Bir sonraki kontrol noktasının 45. km’de olduğunu biliyordum. Yol kitabına bakınca noktanın 47. km’de olduğunu fark ettim. Suyum bitmişti ve önümde koşmam gereken 7 km’lik bir mesafe vardı. 1 km boyunca “yoldaki su birikintilerinden su içsem mi?” diye düşündüm. Yağmur, daha iki gün önce yağmıştı. Su birikintilerinin kirlenmediğini fark ettim. Çantamdaki su şişesini çıkartıp su birikintisine daldırıp bir bardak su içtim. İçtiğim su beni 2 km götürdü. Bu esnada parkurda koşanları görsem de, acaba yanlış anlaşılır mıyım diye hiç birinden su isteyemedim. 1 km sonra organizasyon görevlilerini gördüm. Yanlarında su olup olmadığı sordum. Verdikleri cevap “evet” olunca mutlu oldum. Elindeki su şişesinde çok az su vardı.  Su doldurmaya gittiğinde masada kola gördüm. 2.5 lt’lik kola şişesinin dibinde biraz kola vardı. Kola şişesi elime alıp içecekken masadaki görevli içindekinin kola değil viski olduğunu söyledi. 


Kola hayalimde bu şekilde suya düştü. Çantama su doldurduktan sonra tekrar koşmaya başladım. 46.km’de 100 mil kadınlar üçüncüsünü yakaladım. Yanından geçerken dönüş noktasını kaçırdım. Yanlış yola gittiğimi uyarmadı. Yaklaşık 100 metre sonra işaretleri göremeyince yanlış yola gittiğimi anladım. Saatime baktığımda rotaya paralel gittiğimi fark ettim. Arkamdaki kadın sporcu gelmeyince geri dönüp doğru patikaya girdim. Kısa bir süre sonra benim yanlış girdiğim patikayla yol birleşti. Aslında paralel giden patikadan koşsaydım aynı noktaya çıkacaktım ama işaretleri takip etmek her zaman esas olduğu için doğru yola döndüm. 47.km’deki kontrol noktası, 42 km yarışının başlangıç noktasıydı. Kontrol noktasından geçerken yarışın başlamasına az kalmıştı. Bu yüzden dolayı yarışa başlayacakları görmeyi umuyordum fakat kimseyi göremedim. Kontrol noktasına vardığımda yarışın üçüncüsü oradaydı, beni görünce hemen çıktı.
Bu sefer, bir önceki kontrol noktasında yapmış olduğum hatayı yapmamaya karar verdim. Çantama su doldurduktan sonra kontrol noktasında kola içip peynir, ekmek yedim. Noktadan çıkarken yanıma elma ve portakal aldım. Üçüncü artık yakınlardaydı ve yakalamam an meselesi diye düşünmeye başladım. Ama üçüncüyü ancak 54. km’de yakalayabildim. Aramızda 50 metre fark kaldığında her iki ayağıma kramp girmeye başladı. Kendi kendime “ şimdi bunun zamanı mı?” dedim. Tam rakibimi yakalamışken karşıma kramp çıkmıştı. Daha önce olsa rölanti bir şekilde koşup bitiş noktasına ulaşmayı hedefleyecektim ama yarışı bu noktaya getirdikten sonra geri adım atmak olmazdı. Üçüncüyü yakaladığımdan kendimden emin bir şekilde “Andi merhaba” dedim. 12. km’de kaybolduğumda, kendisi ile ikinci kontrol noktasına kadar beraber koşmuş ve Slovenyalı olan Andi ile tanışmıştık. Bana “Mahmut Merhaba” diye cevap verdi. “Nasılsın?” dedim “İyiyim ama senin durumun daha iyi “ deyip geçmeme izin verdi. Andi’nin yanından geçtikten sonra tempomu biraz daha arttırdım çünkü bu kısım rakibin psikolojisini bozmak için çok önemliydi. Her iki ayağıma birden kramp girdiğini bilse,bu kadar kolay bir şekilde geçilir miydi acaba? 56. kontrol noktasına gelmeden, yaklaşık 700 metrelik bir çıkış vardı. Çıkışta hafif hafif kramplar girse de burası fark artırmak için güzel bir noktaydı. Çünkü yarışın geri kalan kısmı tatlı bir inişle beraber genelde düzdü. Yokuşu hiç yürümeden kontrol noktasına kadar koştum. Kontrol noktasından yanıma elma, portakal ve incir alarak oyalanmadan çıktım. Kontrol noktasından sonra asfaltan 1 km yokuş aşağı indik. 
Asfaltan yokuş aşağı inmek krampım daha da arttırdı ve koşarken baya zorlandım. Ama durup esnetme yapmak istemedim. Patikanın girişine kadar tempomu biraz düşürüp koşmaya devam ettim. Patikaya girer girmez durup bir dakika esnetme yaptım ve kendimi daha iyi hissettim. İnce patikada tempomu sabitleyerek koşmaya devam ettim. Koşarken 100 mil ve 110 km koşanları selam verip geçtim. Son 9 km’ye girdiğimde taşa takılıp düştüm. Yere düştüğümde her iki bacağıma da kramp girdi. Bir dakika yerde kaldım. Bir dakika sonra doğrulup, zorla ayağa kalktım. İkinciyi yakalama ümidi ve dördüncüye yakalanmama çabasıyla kilometreler ilerlemeye devam etti. Son 1 kilometreye girdiğimde yanıma biri geldi. Tempomu artırmaya başladığımda “merak etme ben 42 km koşuyorum arkadaki yaklaşık 5 dakika geride” dedi. Beraber şehre girdik. Organizasyonda görevli olanlar bizi bitiş noktasına doğru yönlendirdi. Son metrelere girerken büyük bir kalabalık vardı. Çantamdaki bayrağımı çıkartıp bitiş noktasından alkışlar eşliğinde geçtim. Bitiş noktasında Koray beni bekliyordu. Koray’ı görünce mutlu oldum. Tanıdık birinin bitiş noktasında beklemesi güzel bir duygu. Birlikte fotoğraf çektikten sonra bir şey yemek için yemek çadırına gittim. Yarışı bitirmenin mutluluğu ile görevlilerle muhabbet edip bir şeyler yedim. Koray sağ olsun elinden geldiğince bitiş noktasında bana yardım etti. Neredeyse tüm enerjimi bitirmiş bir şekilde bitiş noktasından geçmiştim.
Bir yarış daha sonra ermişti. Yarışın büyük bir kısmından keyif aldım. İniş ve çıkışları çok olan teknik bir parkurdu. Parkurun yüzde doksan beşi patikaydı. Patika olan kısımların büyük bir bölümü ise ince patikaydı. Yani sadece bir kişinin koşabileceği kadar genişti. Yarış boyunca, yarışma harici birçok kişiyle karşılaştım. İnsanlar bisikletlerini alıp kendilerini doğaya bırakmıştı. Bizim koşmakta zorlandığımız ince patikalarda onlar bisiklete biniyordu. Parkurda bir çok tarihi köyden geçtik. Kontrol noktalarının biri hariç hepsi köylerdeydi. Geçtiğimiz köylerde tarihin izleri duruyordu. Ama yarışta olduğum için bu tarihin keyfini çıkartma şansım maalesef yoktu.  Yarışın eğim grafiğine baktığımızda çıkış noktası olan her yerde tarihi bir köy vardı. Tarihi köylerden indikten sonra tepede başka bir köy görünüyordu. Bir sonraki kontrol noktası tepedeki köy deyip kendimi motive etmeye çalıştım. Ben iki kere rotadan çıksam da parkurun işaretlemesi kusursuzdu. Her 10 veya 15 metrede işaret vardı. Dönüş noktaları özellikle belirtilmişti. Kontrol noktalarındaki masalardaki yiyecekler çok çeşitliydi hatta vejetaryan masası bile vardı. Masalardaki görevliler sıcakkanlı ve güler yüzlüydü. Ellerinden geldiğince yardımcı olmaya çalıştılar. Önümüzdeki yıllarda, yurtdışında yarış koşmayı düşünen arkadaşlara kesinlikle tavsiye ediyorum. Organizasyon emeği geçen herkese teşekkür ederim. Suunto gözüyle yarış kaydım.



Bir macera daha sonra erdi. Yeni maceralarda görüşmek dileğiyle…

26 Kasım 2015 Perşembe

Karar Karardır Asla Değişmez (Kalahari Augrabies Extreme Maraton 2015)

Aslında gitmeye pek de gönüllü değildim. Geçen yılın kazananı olduğum için yarışmaya katılım ücreti ödemeyecektim. Büyükelçimiz Kaan ESENENER Türk Hava Yollarından ücretsiz uçak bileti ayarlayınca Bakiye Abla ile beraber Güney Afrika yolu bir kez daha göründü. Koca bir yıl işlerden ve aksiliklerden dolayı çok fazla ultra maraton yarışı koşamamıştım. Temmuz ayının sonuyla birlikte ultra maraton sezonu benim için tekrar açıldı diyebiliriz. 

Sırasıyla Runfire Cappadocia (252 km), Aladağlar Ultra Trail (46 km), Frig Vadisi Ultra Maratonu (42 km) ve Likya yolu ultra maratonunu (240 km) koştuktan sonra sırada Kalahari Augrabies Extreme Maraton vardı. (Kağıt üstünde 252 km).

Bakiye Abla ile 20 Ekim günü bir kez daha Johannesburg yolculuğu başladı. 20 ve 21 Ekim günlerini Johannesburg’da geçirdikten sonra 22 Ekim günü Johannesburg’dan Uphilton’a uçtuk. Uphilton’dan yaklaşık iki saatlik otobüs yolculuğu sonrasında Kalahari Augrabies National Park’a ulaştık. Yarış 24 Ekim Cumartesi günü başlayacaktı. 22 ve 23 Ekim günlerini National Park’ta tanıdık yüzlerle geçirdik.


Bu yıl yarış zorlu olacağa benziyordu. Yaklaşık 45 derece sıcaklık vardı. Cumartesi sabahı yarış başladı. Birinci gün bizi 25 km’lik bir parkur bekliyordu. Yarışın başlamasıyla beraber geçen yılın dördüncüsü Martin ve 2012 yılı şampiyonu Hylton öne geçti. İngiliz Nathan’da bu ikilinin arkasına takıldı. İlk gün olduğu için yarışın başında çok tempolu gitmeyi düşünmedim çünkü çantam ağırdı ve kat edilecek çok mesafe vardı. İlk kontrol noktası olan 8.5 km’de bu üçlüyü yakaladım. Kontrol noktasında, Nathan ile birlikte oyalanmadan çıktığımız için diğer ikili arkamızda kaldı. Parkurun geri kalan kısmını sabit tempoda koşarak ve kontrol noktalarında fazla oyalanmadan Nathan ile birlikte 2 saat 3 dakikada bitirdik. Hylton yaklaşık 3 dakika arkamızdan geldi.

Yarış, organizasyon için baya sıkıntılı başlamıştı. Bu yıl geçen iki yıla göre çok kırıcıydı. Yarışa başlayan 70 sporcudan 8’i ilk gün yarışı terk etti oysa geçen yıl yarış boyunca 4 kişi yarışı terk etmişti. Alman bir kadın sporcu yolunu kaybettikten sonra çantasını çıkartıp yolu aramaya kalkınca dehidrasyona girdi. Organizasyon tarafından şans eseri baygın bir şekilde bulundu ve iki gün hastanede geçirdi.

Etabın bitmesiyle 3 tane 1.5 lt (toplam 4.5 lt) su hakkımız vardı. Etap biter bitmez o hararetle 1.5 lt su bir dikişte bitirdim, kaldı 3 lt suyum. Bir sonra ki ilk kontrol noktasına kadar başka su hakkım yoktu ama bu yıl geçen yıllardan farklı olarak sınırsız sıcak su vardı. Su ihtiyacımı gidermek için sürekli çay içtim öyle ki kaç bardak çay içtiğimi hatırlamıyorum.

Kaldığımız çadırlar çok sıcak olduğu için bir kaya bulup koca bir günü o kayanın altında geçirdim. Öğleden sonra yarış direktörü kamp alanına geldiğinde ona “Ekstra su verilmesi gerektiğini ve bu şekilde bir çok sporcunun yarışı bitiremeyeceğini” söyledim. Bana cevap olarak “kamp alanına sporcu sayısı kadar su getirdikleri ve MDS(Maraton des Sable)’i örnek göstererek birçok yarışmada bu şekilde olduğunu” söyledi. Ben de kendisine “Haklı olduğunu fakat hiçbir yarışta bu sıcaklıkların olmadığını” belirttim. Akşam olunca yarışı terk eden 8 sporcunun su hakkını da sporculara eşit olarak dağıttılar.


İkinci gün bizi, 35 km’lik zorlu bir parkur bekliyordu. 35 km’nin yaklaşık 17 km’si benim en çok nefret ettiğim bölüm olan kumlu dere yataklarından oluşuyordu. İlk kontrol noktasına kadar Orange nehrinin kenarından koşacaktık. Bu kısım kumlu ve kayalıktı. İkinci gün de ilk günden farklı değildi ve sıcaklık yine etkisini gösterdi. Yarışın başlamasıyla senaryo dünkü gibi oldu Martin ve Hylton öne çıktı. Bu sefer Nathan benimle birlikte kaldı. İlk kontrol noktasına varmadan bu ikiliyi yine yakaladık. İlk kontrol noktasına dördümüz beraber girdik. Kontrol noktasında anlamsız bir şekilde oyalandım geri dönüp arkama baktığımda neden oyalandığıma hala anlam veremiyorum. Martin kontrol noktasından sonra temposunu artırdı. Nathan ve Hylton onun arkasından devam etti. Bende bu ikiliyi kontrol noktasında kaybettiğim zamandan dolayı 100 metre arkadan takip ettim. İkinci kontrol noktasından hızlı bir şekilde çıkıp aradaki farkı kapatmayı planladığımdan dolayı tempomu bozmadan aradaki farkı koruyarak ikinci kontrol noktasına kadar bu şekilde devam ettim. İkinci kontrol noktasından hızlı çıktım ama bu sefer bu ikili de kontrol noktasından hızlı çıktı. Aramızdaki fark bu nedenle çok fazla kapanmadı. İkinci ve üçüncü kontrol noktasına kadar kumlu dere yatağında koşacaktık bundan dolayı kumlu dere yatağına girmeden bu ikiliyi yakalamam gerekiyordu. Geçen yıllardan tecrübem, kumlu dere yatağında biriyle koştuğumda tek başıma koştuğumdan daha iyi koşuyordum. Kumlu dere yatağına girmeden farkı 50 metreye kadar düşürmeme rağmen bu ikiliyi yakalayamadım.
Kumlu dere yatağıyla beraber sıcaklık etkisini daha fazla göstermeye başladı. Yaklaşık 7 km dere yatağında koşacaktık. Kumlu dere yatağına girmemizle beraber aramızdaki fark açılmaya başladı ve kısa bir süre sonra öndeki ikiliyi görmemeye başladım. Farkın açılmaması için kendimi motive etmeye çalışıyordum ama kum ayaklarımdaki tüm enerjiyi alıyordu. Kendi kendime “sabret, az kaldı ve geri çevrilmesi zor farkın açılmasına izin verme” diyerek koşmaya devam ettim.


Üçüncü kontrol noktasına ulaştığımda aramızdaki fark 10 dakikaya çıktı. Üçüncü ve dördüncü kontrol noktasının arasında parkur sertti. Burada, canlı koşup farkı kapatmaya çalıştım. Dördüncü kontrol noktasında Martin’i yakaladım ve aradaki farkı 8 dakikaya düşürdüm. Ama son kısım yine kumlu dere yatağıydı. Kumlu dere yatağında debelene debelene bitiş noktasından 3 saat 26 dakikada 3. olarak geçtim.  İkinci gün sonunda genel klasmanda da üçüncülüğe geriledim. Nathan’nın yaklaşık 12 dakika, Hylton’nın da 7 dakika gerisine düştüm. İkinci günün özetini yapacak olursak benim için kötü fakat telafisi mümkün olan bir gündü,10 dakikalık bir fark bu tarz bir yarış için çok da büyük bir fark değildi.
Kamp alanı, Orange nehrinin kenarındaydı. Aslına bakarsanız bundan sonraki tüm kamp noktaları Orange nehri kenarında olacaktı. Bu bizim için yarışmanın başında bakınca bir avantajdı ama yarış içerisinde dezavantaja döndü. Yarış sonrasında suya girip serinlemek ve temizlenmek güzeldi ama bir sonraki gün koşuya kumlu dere yatağından yukarı çıkarak başlamamız ve gün sonunda başka bir dere yatağından aşağı inip Orange nehri kenarına gelmemiz anlamına geliyordu. Bu arada Kalahari çölü, bu gün de 5 kişinin yarışı terk etmesini sağlamıştı. Martin de organizasyon tarafından diskalifiye edildi. Böylece ikinci gün sonunda yarışı bırakanların sayısı 14’e çıktı.

Üçüncü gün sıcaklık yine 45 dereceyi gösteriyordu ve bizi 40 km’lik bir parkur bekliyordu. Mesafe olarak ikinci günden fazla olsa da daha kolay bir gündü. Yarışmanın başlamasıyla beraber bu sefer öne geçmesi gereken kişi bendim. Çünkü kapatmam gereken bir fark vardı. Yarış yine kumlu dere yatağıyla başladı. Yaklaşık 5 km dere yatağında koşacaktık. Güne kendimi mental olarak hazırlarken bir şekilde dere yatağından grupla beraber çıkmam gerektiğinin kararına vardım. Bundan dolayı kumlu dere yatağı boyunca kimsenin öne geçip tempoyu artırmasına izin vermedim. Dere yatağı bitene kadar tempoyu ben ayarladım. Çantam da artık hafiflemeye başlamıştı. Bunun etkisiyle daha rahat koşuyordum, dere yatağı biter bitmez tempoyu artırdım. Temponun artmasıyla beraber Hylton gruptan koptu. Nathan ile beraber kaldı. Tempoyu biraz daha artırıp 3 veya 4 km daha  tempolu gidip Nathan’ı da koparmaya karar verdim. Bu 3-4 km’de Nathan’ı kopartamasam normal tempoma dönmem gerekiyordu çünkü dördüncü gün uzun etap vardı. Uzun etap öncesi kendimi çok da yıpratmak istemiyordum. 3 km tempolu koştuktan sonra Nathan’ı kopartamayınca normal tempoma döndüm. Gün içerisinde özellikle kontrol noktaları çıkışlarında ara ara yine Nathan’ı koparmayı denesem de bunda başarılı olamadım. Günün son 4 km’sinde kumlu dere yatağından kamp alanına gittiğimiz için Nathan’ın 38 saniye arkasından günü 3 saat 36 dakikada bitirdim. Hylton 4 saat 15 dakika da bitiş noktasından geçince genel klasmanda ikinciliğe çıktım. Artık önümde sadece Nathan vardı ve aramızdaki fark sadece 13 dakikaydı. Hylton ile aramda yaklaşık 35 dakika fark vardı. Bu gün de yarışı iki kişi terk etti. Böylece 70 kişi başladığımız bu zorlu macera da 54 kişi kaldık.

Dördüncü gün uzun etap vardı. 81 km koşacaktık. Yarışa en yavaş sporcular sabah 6’da en hızlı koşucular öğlen 1’de başladı. Nathan ve ben öğlen 1’de başlarken Hylton üçüncü gün kötü koştuğu için 12:30’da tek başına başladı. 81 km’lik parkurun büyük bir kısmı kumlu değildi. İlk 20 km’nin büyük bir kısmı kumlu olmasına rağmen geri kalan kısım da çok fazla kum yoktu, ilk kontrol noktasına kadar kumlu dere yatağından yukarı doğru çıktık.


Dördüncü gün de üçüncü günkü stratejimi uyguladım, dere yatağı bitene kadar en önde koşup Nathan’ın öne geçmesine izin vermedim. Kontrol noktası 8.5 km’de olması gerekirken 11.km’de idi. Birinci kontrol noktasına kadar Nathan’ın ile birlikte gittik. Birinci kontrol noktasına gelince yarışmanın dördüncüsü İspanyol Julen’in yarışı terk ettiğini gördüm. Sıcaklık bu gün daha fazlaydı ve sıcaklıktan çok etkilendiği için ayaklarına kramplar girdiğinden yarışı bırakmış. Kontrol noktasında fazla oyalanmadan çıktım. Nathan’ın kontrol noktasında oyalandığını fark edince tempomu artırdım. Artık tek başıma koşmaya başladım. Mesafeler ilerledikçe yarışa erken başlayanları yakalamaya başladım. Sıcaklık yaklaşık 47 dereceydi. Sıcaklıktan dolayı sporcular temkinli koşuyordu. 14.km’ye gediğimde Hlyton’ı yakaladım. Hylton’ı yakaladığımda çok şaşırdım. Bu kadar kısa sürede onu yakalamayı hiç beklemiyordum. “İyi misin” diye sordum. “İyim” diye cevap verince koşmaya devam ettim. İkinci kontrol noktası 17.nci km’de olması gerekiyordu. İlk kontrol noktası kayınca diğer kontrol noktaları da kaymış. 17 km’ye gelince kafamda “Acaba yanlış mı koşuyorum” sorularıyla koşmaya devam ettim. Geçtiğim her sporcuya “Daha ikinci kontrol noktasını geçmedik değil mi?” diye sordum.

 Cevaplar “Hayır” olunca koşmaya devam ettim. İkinci kontrol noktasına geldiğimde büyük bir kalabalık vardı. Bakiye Abla da ordaydı. Bakiye ablayı da bu kadar erken yakalamayı beklemiyordum. Kalabalığı görünce sporcuların sıcaktan dolayı burada beklediklerini düşündüm. Kontrol noktasına gelince hakemler “Yarışmayı burada durdurduk” dediler. Ben de “Neden?” diye sordum. “Doktorun kararı” diye cevap verdiler. İlk başta hava kararana kadar burada bekleyeceğimizi sonra koşmaya başlayacağımızı düşündüm. Çantamdan bir şeyler çıkartıp yedim. Sonra etabın geri kalanın koşulmayacağı öğrendim. Nathan benden yaklaşık 5 dakika sonra kontrol noktasına geldi. Aradaki fark 8 dakikaya düştü diye düşünürken yarış direktörü “Günün tamamen iptal olduğunu” sporculara anons etti. Acaba yanlış mı anladım diye direktörle konuşmaya gittim. “Gün tamamen mi iptal oldu” diye sordum. Cevap “Evet” olunca “Neden böyle bir karar verdiklerini” sordum. Cevabı “ Sen yarış kazanacaksın diye ben hapse mi gideyim. Bu ülkede belli kurallar var” oldu. Bu cevabı duyunca şaşırdım ve “ Yarışmayı durdurmanıza hiç bir şey demiyorum. Tabi ki sizin önceliğiniz sporcuların sağlığını düşünmek. Parkurun geri kalanını neden koşmadığımızı sorgulamıyorum. Sorguladığım günün neden iptal olduğu. Sonuçta koşulan bir mesafe var ve siz bu koştuğumuz mesafeyi hiç koşulmamış gibi kabul ediyorsunuz. Bunun nedenini öğrenebilir miyim?” diye sordum. Cevap olarak “Hakemlerin zaman almadığını” söyledi. Ama şundan da eminim ben kontrol noktasına geldiğimde hakemler benim geliş zamanımı yazdıklarını gördüm. Konuşma tarzından bu konuşmanın bana bir şey kazandırmayacağını anladıktan sonra yanından ayrıldım.

Yaklaşık 2 saat ,ikinci kontrol noktasında bekledikten sonra otobüslerle kamp alanına götürüldük. Daha sonra öğrendiğim bilgilere göre organizasyon gece işaretlemesini beşinci kontrol noktasından sonra yapmış. Sporcular temkinli koştuklarından, saat 15:00 olduğunda ilk grup sporcular yani sabah 06:00’da çıkan sporcular dahil kimse üçüncü kontrol noktasına varamamış. Dolayısıyla hava karardığında halen beşinci kontrol noktasına varamamış olacaklardı. Sıcaklığı bahane ederek koca bir günü iptal ettiler. Böylece ilk iki kontrol noktasında yarışı terk eden yarışmanın üçüncü Hlyton ve dördüncü İspanyol Julen’in de aralarında olduğu 4 sporcu tekrar yarışa dönmüş oldu. Kamp alanına vardığımda tüm sporcularda bir hayal kırıklığı vardı. Bir çok sporcu günün iptal edilmesinden şikayetçiydi ve organizasyonu eleştiriyordu. Akşam yemeğini yedikten sonra yattık. Önümüzde koca bir boş gün vardı, bu günün dedikodusunu yapacak kocaman bir gün.
Uzun etapta bazı sporcuların gece yarısı veya sabaha karşı bitiş noktasına varacağı düşünüldüğünden dolayı beşinci gün boş gündü. Öğlene doğru kamp direktörü tüm sporcuları toplayıp “Yarış direktörünün öğleden sonra gelip yaşananlar hakkında bize bilgi vereceği ve altıncı gün etabının sabah saat 03:00’de başlayacağını” duyurdu.
Altıncı gün 47 km’lik bir etap vardı. Yarışın başlangıç ve bitiş noktası aynı yerdi yani dairesel bir parkur koşacaktık. Öğleden sonra yarış direktörü geldiğinde “Yaşananlar için üzgün olduğunu, tüm parkuru koşturmak istediğini ama sıcaklıktan dolayı uzun günü iptal etmek zorunda kaldıklarını, yarın koşacağımız parkuru bu gece koşacağımızı ve mesafeyi 33 km’ye indirdiklerini söyledikten sonra herkesten bunun için özür diledi. Bunca yaşananları bir özür ile geçiştirdi ve kimseden ses çıkmadı.
Artık tüm planlarımı gece koşacağımız 33 km’ye göre yapmam gerekiyordu. Saatler 7’yi gösterirken ilk grup start aldı. Biz de 7:30’da start aldık. Yarışın başlamasıyla beraber tempolu koşmaya karar verdim. Gidebildiğim yere kadar tempoyu sürekli yükleyecektim. Ya ben ayakta kalacaktım ya da Nathan. Ve ayakta kalan yarışı kazanacaktı. Hylton’da bizimle beraber savaşmaya karar verdi ama ilk yıkılan da o oldu. 6.km’de Hylton koptu. Tekrar Nathan ile baş başa kaldık, ikimizin de geri adım atmaya niyeti yoktu. Benim zorlandığım yerlerde o tempoyu artırdı, onun zorlandığı yerlerde ben tempoyu artırdım. Yıkılmadan ilk kontrol noktasına kadar ulaştık. Kontrol noktasına geldiğimizde hakemler “Ayın çok parlak olduğunu bundan dolayı işaretler belli olmadığını ve yarışı durdurduklarını ay yükseldikten sonra tekrar başlatacaklarını” söylediler. Tepkim çok sert oldu. “Şaka mı bu?” Cevap “Hayır” olunca “Bizimle dalga mı geçiyorsunuz. Kafamızdaki fener ne işe yarıyor.” diye sordum. Hakemlere bu şekilde yüklenmem yanlıştı ama konuşacak sadece onlar vardı. Çok sinirlenmiştim. 10 km boyunca tempolu bir şekilde koştuk. Tam ya ben kopacaktım ya da rakibim ama organizasyon yarışı durdurmaya karar vermiş. “Neden koşuyoruz ki!!!” diye düşünmeye başladım ve Bakiye Ablaya “Artık rölanti bir tempoda koşacağımı ve bitişe o şekilde gideceğimi” söyledim.

Bu karardan sonra yarış artık benim için bitti!!! Yaklaşık 40 dakika sonra beşerli gruplar halinde tekrar start aldık. Nathan’a “Artık benim için yarış bitti. Rölanti tempoda koşacağım.” dedim. 12.km’ye kadar Nathan ile birlikte koştuktan sonra Nathan yarış temposuna döndü bende onu arkadan takip etmeye başladım. Fark 300 metreye kadar çıktıktan sonra geceyi bir an önce bitirmek için tempomu artırdım. Her 5 km’de bir su noktası her 10 km’de bir kontrol noktası vardı. Yarışın 23.km’sine geldiğimizde ışıklar bir anda arttı. Ben de ışıkları takip ettim. Işıkları takip ederken bir şeylerin ters gittiğini anladım. Sanki aynı yerde dönüyoruz diye düşünürken iki hakemle karşılaştım. “Ne tarafa koşuyoruz?” diye sordum. “Lop yapacaksınız” diye cevap verdi. Bende “lopu koştum” diye cevap verince geldiğim tarafı göstererek “Bu tarafa koşacaksın” diye cevap verdi. Hakemin gösterdiği tarafa bakınca ben o taraftan geldim deyip arkamdan gelen Güney Afrikalı bir sporcuyla tekrar lopa girdim. İlk lopta ışıklara doğru koştuğum için lopu kestirmeden koştum. Bu sefer lopun tamamını koştum.

Tekrar aynı hakemleri görünce “Biri bize ne yaptığımızı açıklayabilir mi? Aynı yerde dönüp duruyoruz” diye bağırdım. Hakem bana “Benimle bu şekilde konuşamazsın yoksa seni diskalifiye ederim. Sana bu taraftan koşacaksın dedim sen tekrar lopa girdin” diye cevap verdi. O an hakeme kafa atmak istedim ama işte her istediğimizi yapamıyoruz. Geldiğim yöne doğru Güney Afrikalı sporcuyla beraber koştuk. Kontrol noktasına kadar onunla koştum. Geri dönüş yolunda gördüğüm sporculara lop yapacaklarını söyledim. Kontrol noktasına geldiğimiz de lop yapıp buraya geri geleceğimizi biliyor muydunuz diye sordum. Evet biliyorduk diye cevap gelince neden söylemediniz dedim. Ne tarafa koşacağız deyince geldiğimiz tarafı gösterdiler. Bu işte bir terslik vardı. Ama neydi bir türlü bulamıyordum. Kendi kendime inşallah geldiğimiz yerden geri dönmüyoruzdur demeye başladım. Artık Nathan’ın da göremiyordum.

31.km’ye kadar bu şekilde koştum. 31.km’de yarış direktörünü gördüm. “Lopa iki kere girdiğimi söyledim ve ne kadar daha koşacağımız?” diye sordum. Bana “İki kere lopa girmen imkansız” diye cevap verdi. “Girdim” deyince “Tamam Mahmut iki kere üç kere lopu koştun. Konuşarak nefes alıp dinlenmeye koşmaya devam et” dedi. 33.km’ye geldiğimizde hakemlere bitti mi diye sordum. Hakemler kampa geri koşacaksınız deyince. Anladım ki bu gece tam bir işkence. 33 km diye yola çıktık. 10.km’de yarışı durdurdular şimdi de 47 km koşacağımızı söylüyorlar. Şaka gibi ama yaşadıklarımız gerçekti. Bitiş noktasından geçmekten başka şansım yoktu. Söylene söylene bitiş noktasından geçtim. Bitiş noktasına vardığımda parkuru hazırlayan görevlilerde biri de oradaydı. “Starta parkurun bu şekilde olduğunu bilip bilmediğini” sordum. Cevabı netti “Bilmiyordum.”

Yaşadıklarımı anlatmaya çalıştım, ben konuştum onlar dinleyip hak verdiler. Zaten bir şey söylemeye yüzleri yoktu. Nathan’ın ile günün değerlemesini yaptıktan sonra çorba içip uyku tulumuma girip uyudum. Kabus gibi geçen bir günün bir an önce bitmesini istiyordum. Gece koştuğumuzdan dolayı Perşembe günü de boş geçti. Yarışma direktörü öğleden sonra kamp alanına geldi. “İkinci kez yarışmacılardan özür diledi. İsterseniz bugün yarışı burada bitirebiliriz. Fakat ben eminim ki hepiniz bitiş noktasından geçmek istiyorsunuz. Bundan dolayı son gün koşacağınız 26 km’lik parkuru 11 km’ye düşürdük. Buradan direk National Park’a koşacaksınız” dedi. Son gün sembolik olarak 11 km koşacağımızdan dolayı yarış artık bitmişti. Sporcuların hepsi dere içerisinde muhabbet edip bir şeyler yiyerek koca günü bitirdi. Herkes organizasyonu eleştiriyordu ama kimse direktöre bu konudaki şikayetlerini iletmiyordu. Gün içerisinde öğrenmiş olduğumuz bilgiler iyice şaşırmamıza neden oldu. Bilgiler şu şekildeydi, parkuru işaretleyen ATV arazi aracı arıza yapınca parkurun işaretlemesini vaktinde bitirememiş. Bizi 10.km’de bekletme sebepleri de buymuş. Benim lopta gördüğüm ışıkların sebebi de Nathan oraya vardığında organizasyonun direktörü işaretlemenin bitmediğini söyleyip Nathan’ı yavaşlatmış. Aslına bakarsanız o gece kimse bizim ne kadar koşacağımızı bilmiyordu. Ne yarış direktörü, ne doktorlar, ne görevliler ne de biz. Geçtiğimiz yıllarda organizasyon bir karar verdiğinde bu karardan alsa vazgeçmemişti. “Karar karardır. Asla değişmez” felsefesine sahiplerdi. Bu yıl ise planlar istedikleri gibi işlemeyince alınan kararlar sürekli değişti. Kararlar değiştikçe daha kötü kararlar alındı.

Son gün ilk grup saat 9’da biz ise 9:30’da start aldık. Formalite için koşulması gereken bu etabı sadece koşmam gerektiği için koştum diyebiliriz. En kısa yoldan National Park’a giden yol üzerinden koştuk. Bitiş noktasına yaklaştığımda bir haftadır sırtımda taşıdığım bayrağımızı ve Beşiktaş atkısını çıkarttım ve bitiş noktasından bu şekilde geçtim.



252 km olarak planlanan 180 km koştuğumuz fakat 160 km’sinin sayıldığı bu yarışı da bitirmiş oldum. Ultra maratonlarda her zaman hedef bitiş noktasından geçmektir. Bitirmenin yanı sıra ikinci olarak yarışı bitirerek ülkemizi en iyi şekilde temsil ettiğimi düşünüyorum. Bakiye Abla ise yarışmayı kadınlarda beşinci olarak tamamladı.

Yeni maceralarda buluşmak dileğiyle.