Kalahari

Kalahari
Kalahari Augrabies Extreme Maraton-2014

6 Ekim 2014 Pazartesi

Persenk Ultra Maratonu-2014



Her yarışın farklı bir anısı ve tecrübesi var. Tıpkı bu yarış gibi. Bu yarışı aslında geçen yıl koşacaktım. Ama iş yoğunluğundan dolayı yarışa gidemedim. Bu sene başında öncelikli hedefim Madagaskar Ultra Maratonuna katılmaktı. Fakat ekonomik nedenlerden dolayı Madagaskar’a gidemedim. Madagaskar’a gidemeyince yarışmanın organizatörü Nikolay Marangozov’un davetini değerlendirip yarışmaya katılmaya karar verdim. İlk başta Muazzez Özçelik ile birlikte yarışa gidecektik. Ama Bakiye Duran ve Ferda Falay’ın katılımıyla 4 kişilik bir Türk kafilesi olduk.
Bakiye Duran-Ben-Ferda Falay ve Muazzez Özçelik'ten oluşan Türk Kafilesi

Bu yarış benim için farklıydı. Haziran ayında Almanya’da yapılan Zungspitz Ultra Maratonu (100 km)’nu terk etmiştim. Bu yarışı dağ koşularındaki öz güvenimi kaybetmemek için bitirmem gerekiyordu. Bundan dolayı bitirdiğim için çok mutluyum.
Zungspitz Ultra Maratonu’ndan döndükten sonra bir hafta koşulara ara verdim. Aşil tendonitimde sıkıntı vardı. Vücudumu dinlendirmek için koşulara ara verdim. Koşulara ara vermek sakatlığıma iyi gelmedi. Ağrılarım daha çok arttı. Yavaşta olsa koşmaya karar verdim. Koşu sonrası iyi esnetme yapıp, iyi dinlendirme yaparak aşilimimdeki tendiniti azaltmayı planladım.  Koşulardan sonra buz ve merdane tedavisi yaptım. Özellikle merdane ile yaptığım masaj aşil tendinitine iyi geldi. Her geçen gün antreman tempomu artırdım.  Yarıştan önceki iki aylık süreçte çok iyi bir antreman dönemi geçirdim. Bundan dolayı bu yarıştan beklentim yüksekti. Kesinlikle iyi bir derece koşacağımı düşünüyordum.
Yarış için 20 Ağustos günü Metro turizm ile Esenler otogardan Plovdiv’e doğru yola çıktık. Yorgun olduğum için sınır kapısına kadar deliksiz uyudum. Sınır kapısında 2 saatlik pasaport kontrolünden sonra yolculuğumuza devam ettik. Sabah 6 gibi Plovdiv’deydik. Plovdiv’e geldiğimizde Nikolay bizi otogarda karşılayıp Asenovgrand’da kalacağımız otele götürdü. Yanımızda Muazzez’in olması bizim için büyük bir avantajdı. (Arada Muazzez’e küssem de ) Muazzez sayesinde iletişim problemimizi çözüldü. Otelde biraz dinlendikten sonra gezmek ve son eksikleri gidermek için Plovdiv’e gittik. Gezimiz bittikten sonra Nikolay’ın davetiyle akşam yemeğine gittik. Yemekten sonra odalarımıza çekilip dinlenme vakti gelmişti. İyi dinlenmem gerekiyordu. Hem hastaydım hem de bir sonra ki gün gece 12’de yarış başlayacaktı. Bulgaristan yolculuğu öncesi grip oldum. Yarış öncesi antibiyotik kullanmak istemedim ve hayatımda ilk defa doğal antibiyotik olan sarımsağı yatmadan tek diş olarak yedim. Bu işten Ferda çok rahatsız oldu :)
Plovdiv'den kareler

                                   Yarış sabahı uyandığımda kendimi daha iyi hissediyordum. Ama halen üzerimde bir kırgınlık vardı. Kahvaltıdan sonra kayıt masasına doğru yol aldık. Kayıt işlemleri bittikten sonra hazırlıklar ve dinlenme amacıyla otele döndük.  Akşam 11 gibi otelden çıkıp yarış başlangıç noktasına doğru yola çıktık. Artık geri dönülmez bir yola girmiştik.

Yarış Şeması
Saatler 00:05’i gösterirken 130 km’lik zorlu yarışa 80 km’lik Orehovo Ultra Maratonu koşan sporcularla beraber başladık. İlk 41 km aynı parkurda koşacaktık. Yarışmanın başlamasıyla birlikte öne doğru fırladım. İlk 1 km asfalta sonrasında ince bir patikada devam ettik. Patikaya en önde girdim. Patikayla beraber ilk tırmanma kısmı başladı. Yarışın ilk kontrol noktası olan Baba Peak 17’nci km’deydi ve nerdeyse tamamı tırmanıştı. İlk 15 km en önde ben koştum. 80 km koşanlar dahil kimse öne geçmedi. Ara ara 80 koşanlar öne geçip tempoyu artırsa da genel itibariyle en önde ben vardım. 15'inci km’den sonra 80 km koşan 2 kişi beni geçerek tempoyu arttırdı. İlk başlarda onlarla gitmeyi düşünsem de sonrasında vazgeçtim.
Start Anı
  Amacım sabah olana kadar ön grupla birlikte koşmaktı. Çünkü gece işaretleri takip etmek gündüze göre biraz daha dikkat gerektiriyordu. 17’nci km’deki kontrol noktasına grup olarak 2 saat 23 dakikada ulaştık. Kontrol noktasından 2-3 dakikalık ikmalden sonra noktadan ayrıldık. Kontrol noktasında ayrıldığımızda yanımda iki tane Bulgar sporcu vardı. Boris Dimitrov ve Zdravko Mirchev.
Bir sonraki kontrol noktası olan Byala Cherkva 31’inci km’deydi ve 29’uncu km’ye kadar tırmanıştı. Kontrol noktasına gelmeden önce çok az iniş vardı. Karanlık olmasından ve tepe çıktığımızdan dolayı fazla tempo yapamıyorduk. Zaten öyle bir amacım da yoktu. Kontrol noktasına ulaştığımızda 4 saat 10 dakika olmuştu. Bu kontrol noktasında da 2-3 dakika geçirdikten sonra ayrıldık.
Yarıştan Kareler
Byala Cherkva'dan ayrıldıktan sonra yeni hedef 41’inci km’deki yedek malzeme (Drop bag) istasyonu olan Orehovo’du. Byala sonrası 10 km boyunca yokuş aşağı koşacaktık. Bu da kısa bir süre sonra Orehovo'ya ulaşacağız demekti. Ama koşmaya başlayınca öyle olmadığını gördük. Özellikle 36’ncı km’den sonra çiğ düşmeye başladı. Sabaha karşı olduğu için sis oluşmaya başladı. İşaretler tam görünmüyordu. İniş dikleşmeye başladı.  Bundan dolayı dikkatli koşmamız gerekti ve istediğimiz gibi tempoyu artıramadık. Bazı yerlerde sisten dolayı 3 kişi olmamıza rağmen işaretleri zor takip ettik. 5 saat 23 dakika sonra Orehovo'ya vardık. Burada yaklaşık 10 dakika geçirdik. Bu kontrol noktasında iyi beslenmemiz gerekiyordu. Çünkü bir sonra ki kontrol noktası olan Persenk Hut 62’nci km’deydi. Kontrol noktasında kıyafet değiştirdim. Sıcak bir çay ve ekmek arası bir şeyler yedikten sonra noktadan ayrıldık.



Yarıştan Kareler
Orehovo'dan ayrıldıktan sonra 11 kmlik tırmanış sonrası 6 kmlik iniş vardı. Tırmanış sonrası tempoyu artırıp Bulgar sporcuları geride bırakmayı planlıyordum. Tepeye çıktıktan sonra artık güneş doğmuştu ve Bulgar sporcuları geride bırakmıştım. 6 km’lik inişten sonra yine tırmanış başladı. Eğimin az olduğu yerlerde koştum. Dik olan yerlerde ise tempolu yürüdüm. Amacım Bulgar sporcular kontrol noktasına gelmeden kontrol noktasından çıkacak kadar fark oluşturmaktı. Kontrol noktasına ulaşmak düşündüğümden uzun sürdü. Persenk Hut'a vardıktan 3 dakika sonra Bulgar sporcular da Persenk Hut'a ulaştı. Kontrol noktasında çay içtikten ve ekmek arası bir şeyler yedikten sonra ayrıldım. Benim ayrıldığımı gören Bulgar sporcular benimle beraber kontrol noktasından ayrıldılar.
Wonder Bridge
Bir sonraki kontrol noktası 71’inci km’deki Wonder Bridgesdi. Persenk Hut'dan sonra 4 km tırmanarak yarışın en yüksek noktası olan Persenk Zirvesine çıktık. Sonra ki kısım ise Wonder Bridgese kadar inişti. Zirveye 3 kişi birlikte çıktık. Zirveye çıktıktan kısa bir süre sonra aşağı inerken düştüm ve dizim kanamaya başladı. Persenk Hut'tan ayrılırken bir sonraki kontrol noktasında sadece su içip mola vermeden yoluma devam etmeyi düşünüyordum. Böylece bir önceki kontrol noktasında az vakit geçiren Bulgar sporcular karşısında avantaj yakalamak istiyordum. Ama bu düşüş planımı bozdu. Çünkü pansuman için kontrol noktasında durmam gerekiyordu. Bundan dolayı tempomu artırmaya karar verdim. İşaretleme çok güzeldi hızlanmam da sakınca yoktu. Tempoyu artırınca Bulgar sporcular geride kaldı. Kendimi çok iyi hissediyordum. Yere düştüğümde dizimdeki kanmanın yanı sıra su imkanımı da kaybetmiş olduğumu fark ettim. Çünkü sırt çantamdaki mataranın hortumu çıkmıştı. Buna rağmen durmaya hiç niyetim yoktu. Çünkü kısa bir süre sonra kontrol noktasına varacağımı düşünüyordum. Pansuman yapılırken hortumu yerine takabilirdim. İlk 69 km işaretleme mükemmeldi. Her dönüş noktası çok güzel bir şekilde belirtilmişti. Ta ki 69’uncu km’deki dönüşe kadar. Dönüş noktası tam görünmediğinden dolayı ve benim trekkingciler için yapılan işaretleri organizasyon tarafından yapıldığını değerlendirdiğimden dönüş noktasını kaçırdım. Yaklaşık 2.5 km gittikten sonra işaretler bitti. İşaretler bitince arkadan gelenleri beklemeye karar verdim. 2 dakika gelmeyince geriye doğru koşmaya başladım. Kimsecikler gelmedi. Kendi kendime “Bu işte bir terslik var.” dedim. Dönüşten 1.5 km sonra Bulgar sporcu Maria’yı gördüm. Maria’ya yanlış gittiğimizi ve dönüşü kaçırdığımızı söyledim. Maria ile dönüşü bulduktan sonra tempomu artırıp Maria’yı geride bıraktım. Yaklaşık 2 km sonra dönüş noktasına geldim. Ama bu sefer başka bir terslik vardı. Brifingde gidiş yolunun kırmızı dönüş yolunun ise beyaz işaretlerle işaretleneceğini söylemişlerdi. Bir anda işaretler beyaza döndü. Ama daha dönüş yoluna geçmemiştik. Etrafıma baktım hiçbir yerde kırmızı işaret yoktu. Maria’yı bekleme kararı aldım. Maria gelince durumu anlattım. Maria “ 3 hafta önce burada antrenman yaptığını ve beyaz işaretleri takip etmemiz gerektiğini” söyledi. Maria’ya "Organizasyonu telefon ile arayıp sorabilir misin" dedim. O da bana "Ne soracağım ben zaten bu bölgeyi biliyorum, beyazları takip edeceğiz." dedi. Maria’da benim gibi kaybolmuştu ve brifinge girmemişti. Ama ona güvenmekten başka çarem yoktu. Beyazları takip ederek aşağı doğru koşmaya başladım. kendi kendime"1 km sonra ne de olsa kontrol noktasına ulaşacağım" dedim.  2 km aşağı koştuktan sonra halen ağaçların arasındaydım ve etrafta kontrol noktasına benzer hiçbir şey yoktu. Tekrar Maria’yı bekledim. Maria’yı beklerken çantanın hortumunu yerine taktım. Maria geldiğinde "Emin misin bak sürekli aşağı iniyoruz bu yolun dönüşü olmaz yanlış kontrol noktasına gidersek yarışı bırakmak zorunda kalırız" dedim. O da "Emin olduğunu 3 hafta önce burada koştuğunu tekrarladı. Maria’yı bir daha geride bıraktım. 1 km daha koştum ama halen ağaçların arasındaydım. Yine Maria’yı bekledim. Bu sefer bana kızarak " ben gidiyorum ister gel ister gelme" dedi. Bu kadar indikten sonra gitmeme gibi bir şansım yoktu. Bu sefer Maria’yı takip etmeye başladım. 500-600 metre sonra kontrol noktasına ulaştık. Kontrol noktasına ulaştığımızda "burası Wonder Bridge mi ve ön grup ne kadar önümde?" diye sordum. İki bardak su içtikten sonra kontrol noktasından ayrıldım. Dizimi unutmuştum. Zaten kanaması durmuştu. Pansuman yapalım dediler gerek yok deyip kontrol noktasından çıktım. Kontrol noktasına 5 inci geldiğimi düşünüyordum. Fakat kontrol noktasına 4 üncü gelmişim. Arkamdaki Bulgar sporcu Boris benden 2 km sonra kaybolmuştu. Ben 115’inci km’ye kadar hep Boris’i 1’inci sanıyordum. 115’inci km’de Boris’in kaybolduğunu öğrendim. Bunu daha önce öğrenmiş olsaydım yarıştaki stratejim farklı olurdu. Çünkü Boris, Zdravko’dan daha güçlü duruyordu.

Kontrol noktasından çıktıktan 1 km sonra yarışmayı birinci bitiren Bozhidar Antonov ve üçüncü bitiren Ivan Hristanov’u yakaladım. İşaretleme bu bölümde çok kötüydü. Bulgar sporcuları geride bıraktım. Ama işaretlemeden dolayı tekrar yakalandım. Parkur boyunca birçok çeşme vardı. Çeşmeleri gördükçe direk çeşmelere yönelmeye başladım. Çeşmelerde buz gibi su akıyordu. Çeşmelerde su molası verince arkada kaldım. Önde olduklarını düşündüğüm sporcular tecrübesizdi ama İvan ve Bozhidar çok tecrübeli oldukları anlaşılıyordu. Sabit tempoda koşuyorlardı. Ara ara onlarda yanlış yola giriyordu. Bir yerde üçümüz bir araya gelip hangi yola gidelim diye tartıştık. Ama yanlış yolu tercih ettik. 77’nci km’deki Kabata Hut’daki kontrol noktasına birlikte ulaştık.


Kabata Hut’tan ayrıldıktan sonra tempomu artırıp ikiliyi geride bırakmaya karar verdim. Ama her seferinde işaretleme yüzünden Bulgar sporcuları beklemek zorunda kaldım. Artık yavaş yavaş mental olarak yarıştan kopmaya başladım. Tempolu koşmak için kendimi motive ediyordum ama bir sonuç alamıyordum. Söylene söylene 89’uncu kmdeki Orehovo’ya Bulgar sporcularla beraber girdim. Yarışa başlayalı 13 saat 36 dakika olmuştu. Burada kıyafetlerimi ve çoraplarımı değiştirdim. Doktorun ısrarı üzerine dizime antiseptik sürdürdüm. Artık mental olarak yarıştan kopmuştum. Tek hedefim bitiş noktasından geçmekti. Dereceye girmek gibi bir amacım yoktu. Bundan dolayı kontrol noktasında yaklaşık 15 dakika geçirdim. Ivan ve Bozhidar kontrol noktasında 5 dakika geçirdikten sonra ayrılmışlardı. Kontrol noktasından çıktıktan sonra bir sonraki kontrol noktası olan Byala Cherkva’ya kadar dik bir çıkış vardı. Bence yarışın en zor kısmı burasıydı. Hem dikti hem de hava sıcaklık ve nemden dolayı bunaltmaya başlamıştı. Kontrol noktasından çıktıktan sonra ara ara koşup genelde tempolu yürüdüm. Ama kesin olan bir şey var bu yarış yürüyerek bitmezdi. Kısa bir süre sonra tepede 2 kişi gördüm. Onları yakalayıp bari 3’üncü olayım dedim. Tempomu biraz artırdım. Aradaki fark yavaş yavaş kapanmaya başladı. Sonunda onları yakaladım. Ivan’ı yakaladığımda yanında farklı biri vardı. Bozhidar ve Ivan kontrol noktasından çıkarken yanlarında yarış dışı birini almışlar.  Herhalde Bozhidar önde gidiyor diye düşünmeye başladım. 3’üncü olmak için Bozhidar’ı da yakalamam gerekiyordu. Sabit tempoda koşarsam onu da yakalayabilirim diye düşündüm. Ama kontrol noktası bir türlü gelmek bilmiyordu. Sıcaklığın etkisiyle kendimi sorgulamaya başladım. "Neden  ultra maraton koşuyorum? yarı maraton, maraton koşmak varken?"  diye kendi kendime sorgulamaya başladım. Dizimin ağrısı sebebiyle koşamıyordum ve yürümeye başladım. Bir sonraki kontrol noktasında yarışı bırakmaya karar verdim. Yürüdüğüm için mesafeler bitmek bilmiyordu. Kontrol noktasına gelmeden Ivan beni tekrar geçti. Amacım kontrol noktasına ulaşmaktı. Kontrol noktasına vardığımda Ivan kontrol noktasında değildi. Zdravko ise kontrol noktasındaydı. Zdravko’yu görmeyi hiç beklemiyordum. Zdravko bana "Yaklaşık 30 dakikadır kontrol noktasında olduğunu birincinin 2 dakika gerisinde kontrol noktasına vardığını" söyledi. Bende bu esna da karpuz ve ekmek yedim. Zdravko ayağına yarabandı taktıktan sonra ben gidiyorum dedi. (16:30 ) Bir anda " bekle bende geliyorum, senin durum iyi değil birlikte yavaş yavaş koşarız" dedim. Son 30 km’nin büyük bir kısmı yokuş aşağıydı. Birlikte kontrol noktasından çıktıktan sonra Zdravko bana "senin durumun iyi beni bekleme boşuna git ikinciyi yakala" dedi. Bende "nasıl yani önümüzde 3 kişi yok mu? diye sordum. "Hayır önümüzde 3 kişi var ama biri yarış dışı, yarış koşan 2 kişi var”. diye cevap verdi. Zdravko bana öyle deyince ilk aklıma gelen Bozhidar’ın yarışı terk ettiğiydi. Boris’in yarış terk edeceği veya kaybolacağı hiç aklıma gelmemişti. Tempomu artırdım. Zdravko geride kaldı. Tepelerde yürüdüm düz ve yokuş aşağı olan yerde koştum. 115’inci km’de Ivan’ı yakaladım. (17:56) Ivan beni görünce çok şaşırdı. Çünkü beni en son gördüğünde benim durumum çok kötüydü. Yanından çok canlı bir şekilde geçtim. Yaklaşık 20 dakika boyunca tempo koşmaya devam ettim. Arkama baktığımda Ivan yoktu. Tempomu düşürerek dikkatli bir şekilde tepeden aşağı doğru indim. Yokuş aşağı iniyordum ama parkur tempolu bir şekilde inmeme izin vermiyordu. Yaklaşık 120’ıncı km’de Zdravko geldi. Zdravko’yu görmeyi hiç beklemiyordum. "Bana neden yavaş koşuyorsun" diye sordu. Bende "sakatlık çıkmasın diye bastığım yerlere dikkat ederek koşuyorum" diye cecap verdim. İnanılmaz bir şekilde canlanmıştı. "İstersen gidebilirsin istersen beraber koşalım." dedim. "Beraber koşalım" dedi. Birlikte muhabbet ederek koşmaya başladık. Kısa bir süre sonra yarışın son tepesi vardı. Muhabbet ederek tepeyi çıktık. Tepeyi çıktıktan sonra son 7 km’ye girmiştik. Bölgedeki bir köyden geçtikten sonra ince bir patika ve dik bir iniş başladı. İnişte yavaş ve dikkatli bir şekilde gidiyorduk. 125’inci km’de bu sefer Ivan ve arkadaşı bizi yakaladı. İnce patikadan oluşan iniş kısmı bitmek üzereydi. Patikada sadece bir kişi koşabiliyordu. Ivan ve arkadaşı geçmek için izin istedi. Bende izin verdim. Öne geçince tempoyu artırdılar. Benim dizim ağrıyordu ama sinir olduğum için dizimdeki ağrıyı önemsemeden ben de tempoyu artırdım. Kısa bir süre sonra ince patika bitti ve patika kalınlaştı. Patika kalınlaşır kalınlaşmaz tempomu artırdım. Ivan ve arkadaşının nasıl tepki vereceğini merak ediyordum. Atağa cevap veremediler. Benimle beraber Zdravko’da tempoyu artırdı. Ivan ve arkadaşını geride bıraktıktan sonra artık şehrin içine girdik. Patika yol bitti ve asfalt yol başladı. Organizasyondan Ivan Ilchev asfalta çıkınca bizi karşıladı. İşaretlerin şehirde yaşayanlar tarafından söküldüğü için son 2 km bize eşlik etti. Son 500 metreye girdiğimizde çantamdaki Türk bayrağını çıkarttım. Zdravko ile birlikte Türk bayrağıyla bitiş noktasından geçtik. Zdravko bana "Bu tür yarışları bitirince şınav çekerek kutluyorum beraber şınav çekelim" dedi. Bende "tamam" dedim. Bitiş noktasından geçtikten sonra birlikte şınav çektik. Bizden kısa bir süre sonra Ivan’da geldi.


Bir macera daha sona ermişti. Çok fazla git gel yaşadığım yarışı tamamladığım için çok mutluydum. Yarışı hiç hesapta olmayan Bozidar tecrübesiyle kazanmıştı. Yarış bittiğinde dönüp arkama baktığımda mental kopukluklar yaşamasaydım yarışı kazanabilirdim diye düşündüm. Ama 100’uncü km’de terk etmeyi düşündüğüm bir yarışı ikinci bitirdiğim için mutluydum. Özellikle Zunspitz’den sonra bu yarışı da terk etseydim. Bundan sonraki ultra maratonlar için mental olarak yıkılacaktım.
Ultra maraton koşmak tamamen mental bir savaştır. İyi düşününce işler iyi gider ve ağrılar  unutulur. Kötü düşünmeye başlayınca koşmamak, yürümek ve yarışı terk etmek için mazeretler üretmeye başlarsınız. Bu yarışta işlerin kötü gittiği kilometrelerde yarışı terk etmek için mazeretler ararken işlerin iyi gittiği kilometlerde ise bitiş noktasından geçmek için bulduğum tüm mazeretlerin aklımdan uçup gittiğini fark ettim. ilk kez bu kadar uzun süre koştuğum 20 saat 22 dakikalık savaşı bu sefer ben kazandım.
Ödül Töreni
Persenk Ultra Maratonu organizasyonunda emeği geçen herkese teşekkür etmek istiyorum. Yarışmaya beni davet eden Nikolay Marangozov ve ekibine, her kontrol noktasında bize her türlü desteği sağlayan gönüllülere, koşma cesareti gösteren tüm yarışmacılara, Muazzez, Ferda ve Bakiye Duran'a, tepeleri çıkarken bir numaralı destekçim olan batonları hediye eden Yonca TOKBAŞ'a (Yonca tepeleri çıkarken kulaklarını çok çınlattım :) ) yarışmadaki kıyafetlerimi sağlayan SALOMON’a,SUUNTO’ya ve yarışma masraflarını karşılayan Güllük Deniz İşletmelerine çok teşekkür ederim.

DAHA NİCE YARIŞLARA VE BAŞARILARA.



1 Haziran 2014 Pazar

Two Castles And An Abbley Ultra Trail-2014


Sonunda yazdım. Bazı teknik sorunlar (Bilgisayarımın çökmesi ve Office programının güme gitmesi), iş yoğunluğu ve yarış yoğunluğundan dolayı Kıbrıs raporunu geç kaleme almak zorunda kaldım. Bu yarış raporunu yazmayı çok istedim. Çünkü hem Kıbrıs yakın, hem de parkur çok güzeldi (kaybolmuş olsam da). Birileri belki bu yazı sayesinde bu güzel parkurda koşmaya karar verir.

Ballapais Kilisesi

Ambelie Hotel
Bu yarışa aslında geçen yıl gitmek istiyordum. Ama Gobi Yarışı’ ndan sadece bir hafta önce olmasından dolayı katılamadım. Bu kadar geç yazmanın sakıncası herhalde bazı şeyleri unutmuş olma ihtimalim olabilir. Ama genel hatlarıyla parkuru iyi hatırlıyorum.
Bu yarışın benim için diğer bir önemi de Adım Adım STK’si olan Toplum Gönüllüleri Vakfı (Community Volunteers Foundation)’nın Soma faciasında birinci dereceden yakınlarını kaybedenler için oluşturduğu burs fonu için koşacak olmamdı. Biraz olsun Soma’daki gençlere katkım olduysa ne mutlu bana ve yardım edenlere.

Perşembe gecesi Kıbrıs’a uçtum. O gece Kıbrıs’ta çalışan arkadaşım Akın Şen’de kaldım. Cuma günü Muazzez ile buluşup teknik toplantı için Bellapais’teki Ambelia Hotele gittik. Göğüs numarasını aldık. Teknik toplantı akşam olduğu için boş vaktimiz vardı. Bu boş vakitte Hüseyin Haşhaş ile Bellapais’i gezme şansını buldum. Teknik toplantıdan sonra Cuma gecesi kalacağım Kantara Konukevine doğru yola çıktık. Yarış öncesi iki farklı konaklama seçeneği vardı. Birincisi Bellapais’deki Ambelia Holiday Village Hotel diğeri ise Kantara’daki Konukeviydi. Ben Kantara’daki Konukevini tercih ettim. Çünkü yarış cumartesi sabah saat 5’de Kantara’da başlayacaktı. Bellapais’te kalanlar gece saat 2 kalkıp Kantara’ya doğru yola çıkması gerekiyordu. Kantara’da kalarak gece yollara düşmek zorunda kalmayacaktım. Kantara konukevindeki sıkıntı ise yatacak yer sayısının az olmasıydı. Fazla yatak olmadığı için bazı yarışmacılar uyku tulumunda yatmak zorunda kaldı. Bende Devrim Celal ile aynı yatağı paylaşmak zorunda kaldım.
Start Anı
Sabah 03:30’da kalktık. Kahvaltı bittikten sonra diğer yarışmacılarda Kantara Konukevine geldi. Saat 04:45 gibi başlangıç noktasına gittik. Yarış 5:07’de başladı. Yarış başladığında güneş daha doğmamıştı ama hava yeteri kadar aydınlıktı. Yarışmanın başlamasıyla beraber ben, David ve Fırat Kara öne çıktık. İlk 3 km asfalt yoldan ve genelde yokuş aşağı koştuk. Fırat “Ben biraz hızlı koşayım yokuş aşağı siz beni tepe çıkarken yakalarsınız” dedi ve temposunu arttırdı. David “Fırat için yarış boyunca bu tempoda koşamaz demi? diye sordu. “Hayır, yokuş aşağı hızlı koşmayı seviyor” dedim. 4’üncü km’de Fırat’ı yakaladık. Yarış hızlı başladı. İlk 10 km’yi 45 dakikada geçtim. Başlangıçta koşuyu bilerek tempolu tuttum. Çünkü güneş etkisini tam göstermeden koşabildiğim kadar koşmayı planlıyordum. Ama planladığımdan da hızlıydım. İlk kontrol noktasına David’den biraz önce vardım. İlk iki kontrol noktasına kadar yol düzdü. Patikalar genişti. Genelde yokuş aşağı olsa da uzun tepeler de vardı. İkinci kontrol noktasına 1 saat 44 dakikada vardım. (22 km)

1.Kontrol Noktası

İkinci kontrol noktasından üçüncü kontrol noktasına ince bir patikadan aşağı iniliyordu. İkinci kontrol noktasından çıkarken David beni yakaladı. Daha önce iki kere koştuğu için parkuru iyi biliyordu. İnce patikada David’i öne aldım. Arkadan onu takip etmeye başladım. Hem şeritleri takip etmek zorunda kalmıyordum. Hem de dinlenme şansı buldum. İnce patika bitince tempomu arttırdım ve 3’üncü kontrol noktasına önde girdim. (26.8 km-2 saat 16 dakika)
Kantara Kalesinden Kıbrıs Görünümü
Üçüncü kontrol noktasında çıkar çıkmaz ince bir patikayı takip ederek dik bir tepe tırmanıp tekrar geniş patikaya çıktım. Yaklaşık 1.5 km tırmandım. Tepe bitmek üzereyken arkama baktım. David ile aramdaki fark artmıştı. İnce patikadan çıktıktan sonra yol tekrar düzeldi. 4’üncü kontrol noktası olan 38 km’ye 3 saat 23 dakikada vardım. Şimdiki hedef 5’inci kontrol noktasına ulaşmaktı. Beni bekleyen bir sürpriz vardı. Ama benim bundan haberim yoktu. Kontrol noktasında bir şeyler yedikten sonra yola koşmaya başladım. 4’üncü kontrol noktasıyla 5 ‘inci kontrol noktası arası uzun ve dik tepe çıkışları vardı. Bundan dolayı tempom düştü. Ara sıra yürüyüp sonra tekrar koşuyordum. 46’ıncı km’de dönüşü kaçırdım. Yaklaşık 500 metre gittikten sonra dönmeye karar verdim. Biraz daha gidip olmazsa dönerim dedim. Biraz gidince parkurun işaretlendiği kırmızı işareti gördüm. Koşmaya devam ettim. Kırmızı işaretler devam etti.  48.7 km’ye (4 saat 30 dakika) geldiğimde yaklaşık 1 km’dir işaret görmediğimi fark ettim. Telefondan Byran ve Chris’i aradım. Bulunduğum yeri tarif etmeye çalıştım. Bana “Tariften nerede olduğunu anlayamayız son gördüğün işarete dön” dediler. Ben de son gördüğüm kırmızı işarete döndüm. Kırmızı işaretin olduğu yerde sağa giden bir patika vardı. Patikanın başındaki ağaçta kırmızı işaret vardı. Bu işareti nasıl görmem diye söylenip sağa giden patikaya devam ettim. 500 metre gittikten sonra işaret görmeyince tekrar kırmızı işaretin olduğu yere döndüm. İşaretin olduğu yerde bu sefer beni ormanın içine sokan işaretler verdi. Ormanın içine doğru koşmaya başladım. 100 metre gittikten sonra işaretler bitti. Tekrar kırmızı işaretin olduğu yere dönüp Byran ve Chris’i tekrar aradım. Son kırmızı işarete geldiğimi ve işaretlerin beni ormanın içine soktuğunu söyledim. Bana “Patikadan devam etmem gerekiyor. Son gördüğün kırmızı işaretin olduğu yerde bekle gelip seni alacağız.” dediler.  Saate baktığımda koştuğum mesafe 52 km olmuştu. Beklemeye başladım. 5 dakika sonra tekrar aradım. Bu sefer telefona Fırat’ın kuzeni baktı. “Beni birinin koşarak almak için yola çıktığını” söyledi. Bende “Şaka yapıyorsunuz herhalde. Tam olarak nerde olduğumu bilmiyorsunuz ve biri beni koşarak mı almaya geliyor? O kadar araba var neden araba ile gelip almıyorlar?” dedim. 5 dakika sonra yine aradım. Bu sefer telefonu ormancılara verdiler. Ormancıya bulunduğum yeri anlattım. “Tamam abi geliyoruz.” deyip telefonu kapattılar. 5 dakika sonra beni bulunduğum yerden alıp 5’inci kontrol noktasına götürdüler. Kontrol noktasına gittiğimde koşuya devam edebileceğimi ve kontrol noktasına gelen 3’üncü kişi olduğumu söylediler. David’in 30 dakika önce Tommi’ninde 3 dakika önce kontrol noktasından çıkmış olduğunu belirtiler.
Parkurdan Kareler
5’inci kontrol noktasından çıktığımda saat 10:38’i gösteriyordu. Yanlış yolda koştuğumu saat 9:37’de fark etmiştim. Yaklaşık 1 saat geçmişti. Koşmaya başladıktan kısa bir süre sonra Tommi’yi yakaladım ve geride bıraktım. Koşarken işaretlere daha çok dikkat etmeye başlamıştım. Hatta iki kere yanlış gittiğimi düşünerek geri döndüm.  Halbuki doğru gidiyordum. Artık parkurda daha teknik olmaya başlamıştı. Saatler ilerledikçe düşündüğüm gibi güneş etkisini göstermeye başladı. 1 saat 9 dakika sonra 60’ıncı km’deki kontrol noktasına geldiğimde David ile aramdaki farkın 15 dakikaya düştüğünü söylediler. Bu tempoda gidersem bir sonraki kontrol noktasında David’i yakalayabilirdim. Kontrol noktasından vakit kaybetmeden çıktım.

Parkurdan Kareler


Parkurdan Kareler
Yarışı daha önce koşanlar 50 ile 60’ıncı km’lerin teknik olduğunu söylemişlerdi. Özellikle 57 km’den sonra parkur teknik olmaya başlamıştı. Kendi kendime “o kadar da teknik değilmiş” dedim. Ama asıl teknik olan kısım 50-60 arası değil. 60 ile 70’inci km’ler arası olduğunu parkurda koşarken fark ettim. Bu bölümde pek koşulamıyordu genelde yürümek zorunda kaldım. Bu şekilde giderek David’i yakalayamayacağımı biliyordum. Nitekim 66’ıncı km’deki Buffamento kalesinin dibindeki kontrol noktasında geldiğimde aradaki farkı sadece 3 dakika kapatmıştım. Kontrol noktasına geldiğimde “ David buraya geleli ne kadar oldu?" diye sordum. “ 12 dakika önce geldi, bir şey ister misin?" diye sordular. Bende “Son 10 km yokuş aşağı, bu saatten sonra kapatamam aradaki farkı ne varsa istiyorum, karpuz yiyeceğim” dedim. Görevlilerden biri “çantalı mı çantasız mı koşacaksınız” diye sordu. Bende “ Bundan sonra çantasız mı koşacağız” diye sordum. "Hayır, Kaleye isterseniz çantasız çıkabilirsiniz” dediler. “David kaleden döndü mü?” diye sordum. “Hayır, halen çıkıyor.” dediler. Elime bir Powerade alıp merdivenleri koşarak çıkmaya başladım. Ara ara yürüdüm. Kaleye yaklaşıkça David’i dönüş yolunda görmemek beni ümitlendiriyordu. Ne kadar geç görsem o kadar farkı kapatmış olacaktım. Kaleyi indikten sonra aradaki farkı 4 dakikaya kadar düşürmüştüm. “ Artık bu iş oldu” diye düşünmeye başladım. Kalan 10 km’de 4 dakikalık farkı rahat kapatabilirdim.
Buffavento'ya tırmanırken
Kontrol noktasından çıkarken çantamın ağırlaştığı hissettim. Hakemler iyilik yapalım deyip çantama su doldurmuş ama benim böyle bir talebim olmamıştı. Vakit kaybetmemek için çantadaki suyu boşaltmadan koşmaya devam ettim. Kontrol noktasında çıkarken asfalta doğru yöneldim. Bana ince patikayı gösterip “Bu taraftan koşacaksınız” dediler. 1.5 km boyunca ince patikada koştuktan sonra normal patikada koşmaya devam ettik. David normal patikaya geçtiğinde onu yukardan görebiliyordum. Saate baktım, çünkü böylece aradaki farkı hesaplayabilecektim. Ben normal patikaya geldiğimde aradaki fark 3 dakikaya düşmüştü. Ama artık ben tempolu koşamıyordum. Kaleye çıkarken çok fazla efor sarf etmiştim. Yokuş aşağı istediğim gibi koşamıyordum. Ayaklar bir türlü gitmiyordu. Hızlanmam gerektiğini biliyordum, hızlanmaya çalışıyordum ama hızlanamıyordum. Artık amacım bitiş noktasından geçmekti. Bitiş noktasına yaklaşırken çantamdaki bayrağımızı çıkartıp bitiş noktasından geçtim. Yarışı ikinci olarak 9 saat 9 dakikada bitirmiştim. David ise yarışı 9 saat 3 dakikada bitirdi (yeni parkur rekoru ). Üçüncü olan Tommi ise 9 saat 52 dakikada bitiş noktasından geçti. Yaptığım hatadan sonra çok çabalamama rağmen bitiş noktasından ikinci olarak geçebildim.

Yarışma sonunda organizasyon “parkurun avcılar tarafından da işaretlendiğini benim yanlış yaptıktan sonra avcıların işaretlerini takip ettiğimi” söylediler. Bendeki şans işte öyle bir yerde hata yapmışım ki avcıların işaretlediği yere denk gelmişti. L

            Yarışmak güzel bir şey; yeni yerler ve yeni insanlar tanıma şansı elde ediyorsunuz. Ama David gibi mükemmel insanlarla yarışmak daha da güzel. David ilk sene yarışı kazanmış, geçen sene de Aykut Çelikbaş ile el ele bitiş noktasından geçmişti.
Ödül Töreni-David ile

Ödül töreninde David bu yarışı kazanmayı aslında benim hak ettiğimi söyledi, birincilik ödülünü almam için beni çağırdı ve birincilik ödülünü bana verdi. Bende “Hata yapmak Ultra maraton koşmanın bir parçasıdır" diyerek birincilik ödülünü David’in hak ettiğini belirttim ve ödülü David’e iade ettim. Ödül töreninden sonra David yanıma gelerek “ Bu yarışta iki yıl iki Türk sporcuyla birinciliği paylaşma onurunu bana yaşattığınız için size teşekkür ederim. Organizasyon komitesiyle konuştum. Benim için de birincilik ödülü yaptıracaklar” deyip ödülü tekrar bana verdi.  Ona teşekkür edip mecburen ödülü aldım. Böylece ilk kez bir yarışta hem birincilik hem de ikincilik ödülü almış oldum.

Organizasyonda emeği geçenlere, sponsorlarım Suunto, Salomon ve Güllük Deniz İşletmelerine, beni evinde misafir eden ve yarış sonrası Muazzez, Bilge ve bana Kıbrıs’ gezdiren Akın Şen’e, yaptığı kavurmaları benimle paylaşan Muazzez’e, birincilik ödülünü benimle paylaşan David’e, benimle aynı yatağı paylaşan Devrim Celal’e, yarış öncesi parkur hakkında bilgilerini paylaşan Elena ve Aykut Çelikbaş’a, Soma’da yakınlarını kaybeden gençler için bana koşma fırsatı veren Adım Adım ve TOG’a çok teşekkür ederim.

Her yarış bir macera, bu macera burada biter. Bir sonraki maceralarda görüşmek üzere.


SUUNTO gözüyle;
Yarışın birinci bölümü.
Yarışın ikinci bölümü.
Ödüller
Yarışma sonuçları:
Lionheart (80 km)
Erkekler:
1.    David Simpson (UK)        – 9:02 (parkur rekoru)
2.    Mahmut Yavuz (Turkey)  -- 9:10
3.    Tommi Kaukola (Finland) – 9:52
Bayanlar
1. Meg Heaslop (Australia) – 11:24
2. Muazzez Ozcelik (Turkey) -- 12.00
3. Pola Hadjipapa (Cyprus) -- 12.24

Braveheart (27 km)
Erkekler:
1. Oscar Sosa (Argentina) -- 2h46min
2. Makis Kounnides (Cyprus) -- 2.59

3. Tamas Kolonics (Hungary) and Daniel Hayes (Cyprus)-- 3.04
Bayanlar:

1. Lydia Alba (UK) -- 3h50min
2. Natalie Christopher (Cyprus) -- 3.57
3. Amy Robinson (Canada) -- 4.06

Mountain Goat (10 km)
Erkekler:
1. George Philippou (Cyprus) -- 53min09sec
2. Sophocles Theodorou (Cyprus) -- 53:14
3. Aggelos Giannoulis (Greece) -- 54:10

Bayanlar:
1.    Janinka Lutze (Germany) -- 55min56sec
2.    Edita Vitkute (Lithuania) -- 1h5min21sec
3.    Duygu Oren (Turkey) -- 1.13:06









 [A1]

25 Mayıs 2014 Pazar

İznik Ultra Maratonu-2014

Bir yarış daha bitti. Bu yazıyı yazmayı çok istedim. Çünkü ultra maraton koşacaklar için iyi bir kaynak olacağı düşünüyorum. Bu yıl üçüncü kez İznik Ultra Maratonunu koştum ve bitirdim. Yarışmanın başında koşup koşmama konusunda çok kararsız kaldım. "80 km mi koşsam 130 km mi koşsam yoksa hiç mi koşmasam" diye çok düşündüm. Yağmur yağsaydı kesinlikle koşmayacaktım. Yarış günü hava durumunda Cuma gecesi yağmur yağacak görünüyordu. Bu kadar kararsız içinde daha önce hiç kalmamıştım.
Perşembe günü Güney Afrika’dan yarışmaya gelen Tiaan Erwee ve Mehmet Yıldırım ile beraber Bursa’ya gittik. Bursa’da biraz gezip yemek yedikten sonra Tiaan ve kız arkadaşını Gemlik’e bırakıp Mehmet’le beraber İznik’e gittik. Yorucu bir gün geçirmiştik. Otele varır varmaz hemen uyudum. Cuma sabahı kalktığımızda İznik’te hava kapalıydı. Sabah biraz yağmur yağdıktan sonra güneş açtı. Öğleden sonra hava çok güzeldi. Kayıt yaptırdıktan sonra uyumak için otele gidip. 1-2 saat uydum. Uyandığımda yağmur yağıyordu ve bu sefer ki yağmur sabah ki gibi çiseleme şeklinde değildi. Uyku sersemliği ve yağmurun vermiş olduğu moral bozukluğuyla makarna partisine gittim. Makarna partisinde herkes “keyfin yok hayırdır”. diye  soruyordu. “Baksanıza deli gibi yağmur yağıyor” diye cevap verdim. Aykut Çelikbaş “ Abi sen Mahmut Yavuz’un her halukarda bu yarışı bitirirsin. İlk yıl ki şartlarda bu bile bitirdin yarışı bu sene mi bitiremeyeceksin.” diye bana moral verdi.
Yağmurun yağmasına neden bu kadar taktım diye düşünenleriniz olabilir. 1.İznik Ultra Maratonunda çok yağmur yağmıştı. Zeytin tarlaları arasında çamurda koşamının nasıl bir duygu olduğunu çok iyi biliyordum ve bu duyguyu bir daha yaşamak istemiyordum. Bunun diğer bir sebebi de Haziran ayında Almanya’da Zugspitz Ultra Maratonu (100 km ) koşacak olmamdı. Bu yarıştan önce fazla yıpranmak istemiyordum. Bu şekilde düşünürken kendimi birden başlangıç noktasında buldum. Artık bu işin dönüşü yoktu. Bu yarış bir şekilde bitecekti. Uzattım galiba artık yarış içinde yaşadıklarımı yazmaya başlayayım. 

Start Anı

Yarışın ilk kilometreleri
Yarışa başlamadan önce heyecan olsa gerek 2 kere tuvalete gittim. Ama halen tuvalete gitme ihtiyacım vardı. İkinci kez tuvalete gittiğimde Polis Karakolunda görev olan Polis “ Çok heyecanlısın galiba sürekli tuvalete geliyorsun.” dedi. Aslında bende bunun "heyecan olarak değerlendirip yarış başlayınca geçer" diye düşündüm. Ben bu düşüncelerdeyken yarış başladı. Birçok kişinin bir kere koşmaya cesaret edemediği 130 km’lik maratonu benim için üçüncü kez başladı. Son iki yılın kazananı olmamdan ötürü olsa gerek ilk km’lerde ön grup tempoyu bana bıraktı. 130 km’lik bir yarış için biraz hızlı başladık.  Bunun iki sebebi vardı biri 3 gündür koşmamış olmam diğeri de ilk km’lerin vermiş olduğu rahatlık. Vücut kendini rahat hissettiği için koşmak istiyordu. 2 km’de ihtiyaç molası için kenara çekildiğimde ön grup ile aramdaki fark 100 metreye kadar çıktı. Tempomu biraz artırarak grubu yakalamaya karar verdim. Ben gruptan ayrıldıktan sonra İngiliz Marcus Scotney , Yeni Zelandalı John Bayne ve Akın Yeniceli tempolarını artırıp gruptan koptular. 
Yarışın başı olduğu için onları yakalamak hiç aklımdan geçmedi. Güney Afrikalı Tiaan Erwee, Bahadır İşveren, Alper Dalkılıç ve Ufuk Öztürk abiyi yakaladıktan sonra onlarla ön grubu takip ettik. Tepe çıkmaya başladığımız 5’inci km’ye geldiğimizde 26 dakika olmuştu ve biz ön grubu göremiyorduk. Tepenin başlamasıyla beraber ara ara yürüyor sonra tekrar koşuyorduk. Ufuk abi hiç yürümediği için biraz önümüzde koşuyordu. 7 km’ye geldiğimizde Makedon Zhikica Ivanovski bizi geçti. 9’uncu km’ye kadar Tiaan, Alper ve Bahadır’la beraber koştum. Üzerimde bir yorgunluk vardı. Tepeyi çıkarken çok zorlandım. Kendimi çok yorgun hissediyordum. Tepeyi çıkmanın vermiş olduğu acıyı bacaklarımda hissediyordum. Tepenin sonlarına doğru kendimi daha iyi hissetmeye başladım ve tempomu biraz artırdım. Bahadır’lar biraz arkamda kaldı. İlk kontrol noktası olan Derbent ayrımına geldiğimde Ufuk abiyi ve Makedon sporcuyu tepeyi tırmanırken görüyordum ve bende onların peşinden tepeyi çıkmaya başladım. Tepeyi çıkarken onlara konsantre olduğum için dönüş noktasını kaçırdım ve onları peşinden gittim. 100 metre sonra Yeni Zelandalı, Ufuk abi ve Makedon sporcu bana doğru koşuyorlardı. Caner onları yanlış gittikleri için geri çevirmiş. Tekrar rotaya girdikten sonra Ufuk abi ve Makedon’la beraber koşmaya başladık. Koşarken Akın ve İngiliz Marcus’un önümüzde olduğunu düşünüyorduk. Çünkü Yeni Zelandalı rotaya girdikten sonra sanki onları yakalama telaşıyla yüksek tempoyla yanımızdan geçmişti. Derbent’deki (13 km)  kontrol noktasında hiç durmadan devam ettik.
Derbent’ten sonra Ufuk abi ve Makedon sporcuyla muhabbet ederek Süleymaniye’ye ulaştık. Hava çok güzeldi. Ne soğuktu ne de sıcaktı. Sölöz’e gelene kadar kıyafet değiştirmeyi düşünmediğimden dolayı yukarısı soğuk olur diye biraz kalın giyinerek koşuya başlamıştım. Yukarıda hava benim düşündüğümden daha iyidi. Ara ara terlesemde doğru kıyafet tercihi yaptığı düşünüyorum. Çünkü vücudum soğuk olduğu zaman koşmayı sevmiyorum. Biraz kalın giyinerek vücudumu sürekli sıcak tutma şansı yakalamıştım.
Süleymaniye’deki (28 km) ikinci kontrol noktasına geldiğimizde hakemlere “Önümüzde kaç kişi var” diye sordum. Hakem “Sadece 1 kişi var” dedi. Bu kontrol noktasında da fazla oyalanmadık. Birer tane kek ve muz aldıktan sonra tepeyi çıkmaya başladık. Tepeyi çıkarken Makedon Zhikica’ya  “Akın ve İngiliz kaybolmuş, önümüzde sadece Yeni Zelandalı var.” dedim. Grup koşmanın avantajıyla muhabbet ederek tepeyi çıktık. Tepeyi çıktıktan sonra yaklaşık 5 km’lik bir inişten sonra  Müşküle’ye (35 km) ulaştık. Müşküle’ye inerken Makedon sporcu biraz geride kaldı. Müşüküle’de durmadan Narlıca’ya devam ettik. 
Ufuk abiyle beraber Narlıca’daki (42 km) kontrol noktasında Yeni Zelandalıyı yakaladık. Kontrol noktasında fazla oyalanmadan ayrıldık. Ufuk abi ile tepeyi tırmanmaya başladık. Yeni Zelandalı bizimle gelemedi ve geride kaldı. Tepeyi çıkarken ben ara ara yürüdüm. Ufuk abi ise tepenin tamamını koşarak çıktı. Tepeyi çıktıktan sonra önde gittiğimiz için çekim arabası arkası arkamızdan geliyordu. Bu bizim işimize geldi. Çünkü aracın ışığından faydalandık. Ufuk abiyle 51’inci km’ye kadar birlikte koştuk. Ufuk abi 51’inci km’de ihtiyaç molası vermek için durduktan sonra beni bir daha yakalayamadı. Sölüz’deki (60 km) kontrol noktasına inerken güneş doğmaya başladı. İnanılmaz güzel bir manzara vardı. Benim açımdan yarışın en güzel iki anından biri buydu. Diğeri de bitiş noktasında geçtiğim andı.
Ian Corless'ın kamerasından güneşin doğuşu
Sölöz’deki kontrol noktasına vardığımda bu noktada kıyafet değiştirmeyi düşünüyordum. Ama Faruk Kar ortalıklarda yoktu. Caner “ İyi gidiyorsun var mı bir sıkıntı” diye sordu. Verdiğim cevap netti “Faruk” Ben bu cevabı verince kontrol noktasındaki herkes güldü. Kontrol noktasında fazla oyalanmadan çıktım. Yeni hedef bir sonraki kontrol noktasıydı. Artık hava aydınlanmıştı ama hafif bir soğuk vardı. Örnek Köy’deki (75 km) kontrol noktasına ulaşmak bundan önceki yarışlarda hep zorlu olmuştu. Çünkü zeytin tarlalarının arasında bir taraftan koşmaya çalışırken diğer taraftan çamurla savaşıyorsunuz. Bu sene geçen yıllara göre çamur yoktu. Bu da güzel bir haberdi. Ara ara çamurlu yerler olsa bile çokta problem değildi. Bu yıl fazla yağmur yağmadığından dolayı dün yağan yağmur fazla çamur yapmamıştı. Dere yatağındaki su seviyesi de geçen yıllara göre azdı. 3-4 adımla dereyi geçtim. Tempom güzeldi. Ama yine geçen yıllarda olduğu gibi yalnız koşuyordu. 70’inci km’ye geldiğimde Marcus tarafından yakalandım. Yarış sonunda Suunto Ambit2’nin kayıtlarına baktığımda geçildiğim an 5:04 pace ile koşuyormuşum. Artık önümde takip etmem gereken biri vardı. Örnek Köydeki kontrol noktasına Marcus’tan 4 dakika sonra ulaştım. Kontrol noktasında ihtiyaç molası verdiğim ve kıyafetlerimi değiştirdiğim için yaklaşık 10 dakika oyalandım. Moral olarak iyi durumdaydım. Kendimi çok rahat hissediyordum. Ama geçen yıllar en çok zorlandığım kısma sıra gelmişti. 75’inci ve -95’inci km’ler arasında kontrol noktası yoktu ve 90’ıncı km’ye kadar zeytin tarlaları arasında koşuyor, sonra köyün içerisinden geçerek Ilıca’ya  (95 km ) ulaşıyorsunuz. 
75'inci km Örnek Köy

Örnek Köyden Ayrılış anı
85’inci km’ye kadar sıkıntısız bir şekilde koştum. Tek sıkıntı 83’üncü km’de köylü amcanın selamını alırken dönüş noktasını kaçırmam oldu. 300 metre gittikten sonra şeritleri göremeyince geri dönmeye karar verdim. Çünkü iki şerit arası zeytin tarlalarında asla 300 metre olmamıştı. Geri döndüğümde dönüş noktasını kaçırdığımı fark ettim. Bu tarz işaretli parkurlarda koşarken şerit görmediğim zaman hep dönerim. Doğru yolda gitsem bile şeritleri göremeyince içim rahat etmiyor. Tekrar parkura girdikten 2 km sonra çamurlu patikalar başladı. 
75-95 arası zeytin tarlaları
Çamurda koşarken bir taraftan çamurla savaşırken diğer taraftan kendimle savaşmaya başladım. Bir tarafım neden koşuyorsun derken diğer tarafım yarışı bırakmamak için bana sebepler sunuyordu. Kendi kendime “ Neden 130 km koşuyorsun ki daha önce iki kere koştun zaten 130 km, keşke 80 km koşsaydı şimdi çoktan bitmişti” diyordum. Diğer taraftan “Babayı bitmişti. Daha yeni koşmaya başlamıştın” diyordum. Daha önce hiçbir yarışta kendimle bu kadar savaşmamıştım. Tempom düşmüştü ama bir şekilde koşmaya çalışıyordum. Ara ara yürüyor sonra tekrar koşuyor, kendimi sorgulamaya devam ediyordum. “ Neden hep zoru seçiyorsun ki kolay varken yine zoru seçtin, akıllı adam 130 km koşar mı, bir daha 100 km’nin üzerinde yarış koşmayacağım, burada bıraksam bile kim gelir beni buradan alır ki, bari Ilıca’ya kadar koşayım orada göle girerim v.b. birçok soru soruyordum kendime.  Peki neden bırakıyorsun sorusuna cevabım sadece ve sadece koşmak istemiyorum idi. Başka hiçbir mazeretim yoktu. İkinci sıradaydım geçen yılla yaklaşık aynı sürelerde koşuyordum. Bir çok kişi bu yarışı bitirmemi bekliyordu. Bense bırakmak için kendime mazeretler bulmaya çalışıyordum. Bu şekilde kendimi sorgularken çantamdan Olips şeker çıkartıp ağzıma attım. Şeker biraz olsun beni kendime getirdi. Şekerim biter bitmez hemen ikincisi çıkartıp ağzıma attım. Beni ayakta tutan tek şey şu anda bu şekerdi. 90’ıncı km’ye kadar böyle koştum. Köye girince biraz keyfim yerine geldi. En azından birileri görüyordum. Ilıca’daki (95 km) kontrol noktasına geldiğimde görevliler “çok iyi gidiyorsun” deyip beni motive etmeye çalışıyorlardı. Bende “Birde bana sorun. 85’inci km’den beri kendimle savaşıyorum. Bırakıp bırakmama konusunda” diye cevap verince şaşırdılar. Benim bu cevabımdan sonra sağ olsunlar  beni motive etmeye çalıştılar.. “Ne istersin. Otur çay iç falan” dediler. 3 bardak çay içip iki tane kek yedikten sonra kendime gelmişti. 
Kontrol noktasından ayrılırken yanıma 2 tanede muz aldım. “Kendimle tekrar savaşmaya başlarsam kendimi muzla ödüllendirecektim. 98-100’üncü km’ler arasındaki zeytin tarlasına kadar tekrar kendi tempomda koşmaya başladım.  Adeta çay beni kendime getirmişti. Moralimde yerine gelmişti. Madem bu yarışa başladım. Bir şekilde bu yarış bitecekti. 98 ve 100 km’deki zeytin tarlasında koşarken söylene söylene koştum. Çünkü koşacak bir yer yoktu. Sadece ufak bir teker izi vardı. Onu takip etmeye çalıştım. 50 metre sağımdan asfalt varken bir teker izinde koşmaya çalışırken “Neden bu şekilde yapmışlar.” diye söylendim. 100’üncü km’de asfalta çıkınca rahatladım. Madem 100’üncü km’de asfalta çıkacaktık acaba neden 98’inci km’de çıkmadık ki diye bir taraftan organizasyonu sorguladım. Söylene söylene Boyalıca’ya (105 km) vardım.
105'inci km Boyalıca giriş anı
 Bu kontrol noktasında da çay içip biraz kek yedim. Faruk bana Marcus ile aramda 22 dakika olduğunu söyledi. Son 25 km’ye girmiştim. “Bu saatten sonra Marcus’u yakalayamam” dedim kendi kendime. Sonra düşününce benim Marcus’u yakalamak gibi bir derdim yoktu ki benim yarışı bitirme gibi bir derdim vardı. Marcus’a geçildikten sonra onu yakalamayı hiç düşünmemiştim. Kilometreleri saya saya Dikilitaş’a (120 km) ulaştım.
Boyalıca ile Dikilitaş arası aslında az değildi 15 km’lik bir mesafe vardı. Ama artık yarışı bitirmeyi kafaya koyduğum için bu mesafe düşündüğümden çabuk geçti. Gerçi 108 ile 110 km’ler arası yine zeytinliklerin içiydi. Söylene söylene burayı da geçtim. Dikilitaş'a gelince yine çay ile kendimi ödüllendirmenin hayaliyle Dikilitaş’a ulaştım. Ama Dikilitaş’a ulaştığımda evdeki plan çarşıya uymadı. Ender abi ile Şirin Mine bana “Çok iyi gidiyorsun. Marcus sadece 10 dakika önünde ve çok yavaş gidiyor böyle gidersen yakalarsın” dediler. Bende “ O zaman kontrol noktasına girmemeyim” dedim. “Tamam” dediler. Marcus’u yakalamak gibi bir amacım yokken birden onu yakalamak için tempolu koşmaya başladığımı gördüm. Arda Sert arkamdan koşarak “abi suya ihtiyacın var mı?” diye sordu. “Sağol Arda her şeyim var” dedim. 85-95’inci km’ler arası yarışı bırakmayı düşünen ben. Bir anda 5:30-5:35 pace ile koşmaya başladım. 5 km bu şekilde koştuktan sonra yorgunluk çökmeye başladı ve yine yavaşladım. Artık tek hedef bitiş noktasından geçmekti. Son 3 km şehir merkezine girince koşmak kolaylaştı. Acı çekiyordum. Ama halkın desteği sayesinde acıyı fazla hissetmiyordum. Bitiş noktasını görmeye başladım da “Allah’ım çok şükür bir yarışı daha bitirme gücü verdin bana” dedim. 
Bitiş Anı-Macera Sona Erdi.
Bir yarış daha bitti. 2 yıl önce başladığım ultra maraton serüveninde kendimle bu kadar savaştığım bir yarış olmadı. İki yıl önceki İznik Ultra Maratonu daha zorlu şartlarda geçmişti. Yarışın büyük bir kısmında yağmur yağmıştı. Parkurun 60’ıncı km’sinden sonrasın neredeyse tamamı çamurdu. Ama hiç yarışı bırakmayı düşünmemiştim. Dönüp arkama baktığımda bunun tek sebebi vardı. Yarışa başlarken kafamın karışık olması. Kafamda koşsam mı koşmasam mı soru işaretleri vardı. Kafamda yağmur yağarsa koşarım yağmazsa koşmam düşüncesi vardı. Bu şartlarda yarışı bitirmek benim için çok önemli oldu.
Ultra maraton koşmak; fiziksel dayanıklığın yanında mental dayanıklıkta gerekiyor. Fiziksel olarak güçlü olsanız bile mental olarak hazır olmadığınız zaman bitiş noktasından geçmek daha zor oluyor. Bu yarış bana bunu gösterdi. Bu yıl geçen yıllara oranla fiziksel olarak daha iyi durumdaydım. Yapmış olduğum antremanlar ve koşmuş olduğum yarışlar bunu gösteriyordu. Ama yarışın başındaki kararsızlık beni yarış içerisinde mental yorgunluğa itti. Mental yorgunlukta fiziksel yorgunluğu getirdi. Bu yıl yarışa gece başlamamıza rağmen geçen yıla göre 41 dakika hızlı koştum. Yarıştan sonra ki gün rahat yürüyebiliyordum. Her yarıştan sonra keşkelerimiz olmuştur. Keşke bunu böyle yapsaydım daha iyi koşardım gibi. Bu yarıştan sonra arkama baktığımda keşkem oldu mu diye belki olmuştur. Ama bitiş noktasından geçebilmek bile benim için büyük bir mutluluk oldu. İlk kez böyle mental bir savaşı kazanmış oldum.
Ultra maraton koşarken yarışın her anında kendinizi sorgulamaya başlayabilirsiniz. Bence bu bir mental savaş. Bu savaşı kazanabilirsiniz de kaybedebilirsiniz de. Ama kesin olan bir şey bu savaşı kazandığınızda yaşadığınız mutluluk. Belki ben hızlı koşan biri olarak bunları yazıyorum. Ultra maratonu bitirerek pastadan bir dilim almayı hak ediyorsunuz. Dereceye girince de sadece o pastanın kremasından yemeyi hak ediyorsunuz. Ama önemli olan bu pastadan bir parça alabilmek. Ben bu şekilde düşünüyorum. Hepinizi bu pastadan bir pay yemeye davet ediyorum.  

Ödül Töreni
Bir daha İznik Ultra Maratonun koşar mıyım bilmiyorum. Bu soruya cevap vermem şu anda o kadar çok zor ki. Ama kesin olan bir şey var daha çok ultra maraton koşacağım. Yurtdışında ultra maratonlar seçerek bayrağımızı en iyi şekilde temsil edeceğim. Şimdi ilk hedef 24 Mayıs’da yapılacak olan Two Castle And Abbey Ultra Maratonu (www.castesultra.com - 80 km). Sonra ki hedef ise 22 Haziran’da  yapılacak olan Salomon Zugspitz Ultratrail (http://www.zugspitz-ultratrail.com – 100 km ) yarışı.
İznik Ultra Maratonu organizasyonunda emeği geçen herkese teşekkür etmek istiyorum. Macera Akademisi ve çalışanlarına, İznik Belediyesi’ne, Asics’e, gönüllülere (Özellikle beni tekrar yarışa döndürdükleri için Ilıca’daki gönüllülere ),  koşma cesareti gösteren tüm yarışmacılara, yarış boyunca bana teknik destek veren takım arkadaşım Faruk Kar’a (Sölöz’de arabada uyusa da), yarışmadaki kıyafetlerimi sağlayan SALOMON’a, en büyük destekçim Ambit2’yi veren SUUNTO’ya ve yarışma masraflarını karşılayan Güllük Deniz İşletmelerine çok teşekkür ederim.


DAHA NİCE YARIŞLARA VE BAŞARILARA.